TEVFİK FİKRET
24 Aralık 1867'de İstanbul'da dünyaya gelen Tevfik Fikret, Pertevniyal Valide Sultan'ın kâhyası Hüseyin Efendi'nin oğludur. Büyükbabası Ahmet Ağa, Çankırı'dan gelerek İstanbul'a yerleşmişti. Annesi Hatice Refia Hanım, Sakız Adası Rumlarından Müslümanlığı kabul etmiş bir ailenin kızıdır. Çok tutucu bir Müslüman olan annesi, kardeşiyle birlikte 1879 da hacca gitmişti. Dönüşte yolda koleradan öldü ve küçük Tevfik'i 12 yaşında öksüz bıraktı.
Ailesi orta halli bir refah içinde yaşayan Fikret, Aksaray'daki konaklarında büyüdü. O çevrede Mahmudiye Valide Rüştiyesi'nde (Pertevniyal Lisesi) okudu. 1877'de bu okula göçmen doldurulması üzerine Mektebi Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) verildi. 1888 de oradan birincilikle mezun oldu. Memlekette Batı'ya açılmış bir pencere olan bu okulda geçirdiği yıllar düşünsel gelişiminde önemli bir rol oynayacaktır.
Galatasaray tahsili o zamanlar hemen hemen Darülfünun'dan da üstün tutulduğu için yüksek tahsil yapmaya gerek görmeyerek Hariciye İstişare Odası kâtipliğiyle memurluk hayatına başladı. Fakat burada yapacak hiçbir iş olmadığını gördü, bir çok kalem efendisi gibi sırf maaş almak amacıyla daireye devamı da yaradılışına uygun bulmadığı için çok geçmeden istifa etti. O zamanın âdeti üzere geciken ve sonradan verilmek istenen aylıklarını da, para almayı hak edecek bir şey yapmadığını ileri sürerek reddetmekle, bütün hayatınca sadık kalacağı sarsılmaz dürüstlüğünün ilk parlak örneğini verdi. İkinci memurluğu Sadaret Mektubî Kalemi'ndedir. Burada da çok durmadı. Tekrar İstişare Odasına geçti (1889). Bir yandan da Ticaret Mektebi Âlisi'nde hüsnü-hat hocalığı yapıyordu. Biraz sonra da (1890) dayısının kızı Nazmiye Hanım'la evlendi. Bu evlilikten biricik oğlu Halûk dünyaya geldi (1895).
Bu sıralarda Galata Sultanisi'ne öğretmen olarak giren Fikret, orada, devrinin kusurlarından uzak, bedence ve ruhça sağlıklı bir kuşak yetiştirmek arzusuna oldukça elverişli bir zemin buldu. Fakat 1895'te maaşların yüzde on kırpılması gibi keyfî bir karara isyan ederek ayrıldı. 1897'de Robert Kolej'e Türkçe hocası oldu. Kısa bir ara ile yaşamının sonuna kadar sürecek olan bu görevinde maaşı son zamanlarda elli altına yükselmişti.
Bu arada, daha öğrencilik zamanında başlamış ve ismini tanıtmış olan şiir merakı oldukça gelişmişti. Mirsat, Maarif, Malûmat gazetelerinde şiirler yayımladıktan sonra Serveti Fünun dergisinin başına geçti (1896). Orada Hüseyin Cahit, Halit Ziya, Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Siret gibi zamanının en ünlü edebiyatçılarıyla birlikte istibdat sansürünün onayı oranında bir özgürlükle, bugün Edebiyatı Cedide adı verilen Serveti Fünun edebiyatının temellerini attı. Bu çalışmaları kendisine çok geniş bir şöhret ve saygınlık sağladığı için şiirlerini 1897 de <
Bir süre sonra Serveti Fünun 'daki arkadaşlarıyla arası açılan Fikret küstü, Rumelihisarı sırtlarında planlarını kendi çizerek yaptırdığı ünlü Âşiyan'ında (bugün Tevfik Fikret Müzesi'dir) yalnız yaşamına gömüldü (1901). Yeni fikirlerin yayılmasına sebep olduğu için zaten Abdülhamit in hiç hoşlanmadığı Serveti Fünun kapatılınca memleketle duygusal bağları da kesilen Fikret, hafiyelerin devamlı gözetmeleri altında yaşarken büsbütün kötümserleşti, kendisini birkaç defa tevkif de ettirmiş olan istibdat idaresine ve onu ayakta tutan Doğu miskinliğine kin beslemeye başladı. Hiç nedensiz sürgün edilen babasının Antep'te ölmesi, aile hayatında bir gün görmeyen kız kardeşinin acıklı ölümü, memleketinin halinden doğan ıstırabını kişisel acılarla bir kat daha arttırdı. sanat hayatındaki değişiklik, acı ve isyancı toplumsal şiirleri bu devrenin ürünüdür.
1908 Meşrutiyet devrimini vatanın kurtuluş hareketi diye candan alkışlayan Fikret, büyük bir fedakârlıkla bu hareketi hazırlayanların çok geçmeden, kişisel tutkularının peşine düşerek ideallerinden vazgeçtiklerini gördüğü için sevinç ve heyecanı uzun sürmedi.
Hüseyin Cahit'le birlikte çıkarmaya başladığı Tanin gazetesinden, kısa bir zaman içinde küserek ayrıldı. Arkadaşlarının ısrarı üzerine kabul ettiği Galatasaray Lisesi müdürlüğü, yeteneğini kullanabileceği ideal bir görevdi. Doğuştan eğitimci olduğu kadar Robert Kolej'de zamanının en ileri eğitim yöntemlerinin uygulanmasına tanık olan Tevfik Fikret, bu göreve canla başla sarıldı. Avrupa ayarı bir lise olmak iddiasında bulunan okulu, bütün Doğu taraftarlarından, uyuşukluğundan, pisliğinden temizledi. Çevresindeki yenilik taraftarlarının, doğruluğa, aydınlığa, gerçek ilme özlem duyanların kalbinde unutulmaz izler bırakan bu düzeltmeleri okuldaki geri kafalı insanların, çıkarlarına zarar gelenlerin hoşuna gitmedi. Hakkındaki iftiraları Maarif Nazırlığı'nın müdahelesine yol açtığı için, mutlak sorumluluk sözü üzerine kabul ettiği müdürlükten istifa etti. Maarif Nazırı Abdürrahman Şeref Bey'in ısrarlı ricası üzerine yeniden mektebin müdürlüğüne gelen Fikret, burada medenileştirici ve disiplinci rolüne devam etti. Denilebilir ki bu seçkin lisemizin üstün vasıfları, Fikret'in kısa müdürlüğü zamanında oluşmuştur. Tevfik Fikret, bu okula modern eğitim sistemini yerleştirebilmek için yalnız eski kafalı medrese zihniyetiyle değil, aynı derecede geri kafalı olan Fransız yardımcılarıyla da çekişmek zorunda kaldı.
31 Mart Olayı'nda sokakları dolduran cahil yobaz sürülerinin okula da saldıracakları söylentisi çıkınca Fikret, <> diye kapıya koştu ve önlem olarak okul balkonuna Fransız bayrağının çekilmesini isteyen yardımcısı Fransız'ın önerisini nefretle reddetti.
Fakat bütün bu iyiliklerinin değeri bilinmedi. Bayağı ruhlu, küçük insanlar onu rahat bırakmadılar. İki sene içinde memlekete tam anlamıyla yüksek bir eğitim yuvası kazandırmış olan fikri hür, vicdanı hür şair, aşağılık yalan ve entrikalarla uğraşmaya tenezzül edecek yaradılışta olmadığı için bu sefer kesin olarak istifa etti. Bu istifa o zaman memlekette büyük bir olay oldu, öğrenciler grev yaptı, Bakanlığın bütün yalvarmalarına sağır kalarak Fikret istifasını geri almadı. Darülfünun'daki edebiyat profesörlüğünden de ayrılarak yalnız Robert Kolej'deki hocalığına devam etti.
Bir yandan da toplumsal şiirlerini yazmaya devam ediyordu. İlk eserine kıyasla şiir görüşü bakımından farklı olan "Halûk'un Defteri" 1909'da çıktı. Bu arada Mehmet Âkif'le aralarında o ünlü tartışma geçer. Fikret 1905'de yazdığı "Tarih-i Kadîm" manzumesiyle bütün geriliklerin nedeni saydığı softalık zihniyetine saldırınca şair Mehmet Âkif sesini yükseltti ve Fikret'i zangoçlukla suçladı. Fikret de ona, Sırat-ı Mustakim dergisini çıkardığından kinaye, "Molla Sırat" diye seslenerek Tarih-i Kadîm'e Zeyl 'i yazdı. Fikret bu tartışmada bilimin, bilimsel düşünmenin savunmasını üzerine almıştı.
Edebiyat tarihimizde bu tür tartışmaların ilki olmak bakımından önemli bir yeri olan bu çatışmada Fikret'in rolü, o devirde bağnazlığın gücü göz önüne alınacak olursa, medenî cesaretin eşsiz bir örneğidir.
Çocukluğunda koyu bir dindar olan Fikret, dinin softa ve yobazlar elinde değiştirilerek tarih boyunca nice kötülüklere alet edildiğini görüp anladıktan sonra büyük bir inanç bunalımı geçirdi ve sonunda bilimden başka bir şeye inanmayan bir anlayışa erişti. Bu yoldaki açık sözlülüğü bazı dindar arkadaşlarıyla arasının açılmasına neden olduğu gibi aleyhinde birçok saldırılara da yol açtı.
Fikret'in gerçekleşmemiş "Muhayyel Ülke" tasarısı gibi daha başka tasarıları da olmuştur. Eğitimci Sâtı Bey'le birlikte modern pedagoji prensiplerine uygun yeni bir okul açmak istemiş, fakat bu iş için gerekli sermaye sağlanamayıncaproje suya düşmüştü. Çağının başlıca kalemlerini bir araya toplayarak uyanık ve ileri fikirli bir dergi çıkarmak hayali de gerçekleşmedi.
Bu sıralarda, şairi için için kemiren ve ne yazık ki pek geç teşhis edilen şeker hastalığı ona göz açtırmaz olmuştu. 1914'de kolu şiştiğinden bir ameliyat geçirdi. Bunca savaşlardan bitkin hale gelen vatanının yeni bir savaşa sürüklendiğini görerek duyduğu acı da hastalığını çabuklaştırmış olabilir. Hasta yatağında içinde çocuk şiirlerini topladığı "Şermin" adlı eserini yazdı.
Zamanında tedavi edilemeyen hastalığı, belki veremle de birleşerek asıl büyük yapıtını vereceği bir yaşta onu öldürdü (19 Ağustos 1915). Önce Eyüp Mezarlığı'na gömülmüşken sonradan Âşiyan'a taşınmıştır.
TEVFİK FİKRET