NİTROZOAMİNLER ORGANİK KİMYA BİLGİMCE Eğitim ve Kültür Platformu

NİTROZOAMİNLER

ELDESİ

Alifatik ve aromatik 2° aminlerin HNO ile reaksiyonundan N-nitrozaminler oluşur. (-N=O grubuna nitrozo grubu denir. )

Örneğin:

C H –N-H + NaNO + HCl → C H – N - N = O + NaCl + H O

3° aromatik aminler kuvvetli aktifleştirici – NR grubunu içerdikleri için HNO ile bir halka supstitusyonu verirler. Bir “ nitrozolandırma reaksiyonu” olan bu reaksiyonda, başlıca, bir tersiyer aromatik aminin p-nitrozo türevi oluşturur .

Örneğin:

Nitrozolandırma reaksiyonu bir elektrofil aromatik substitusyon olup burada elektro grup reaksiyon ortamında oluşan nitrosonium iyonu + NO dur. Nitrosonium iyonu zayıf bir elektrofil olup ancak –NR veya –OH gibi kuvvetli aktifleştirici gruplar içeren aromatik halkaların nitrozolandırılması olasıdır. Bu bileşikler sarı renkte yağlar olup diğer aminlerden kolayca ayrılabilir.

Besinlere Katılacak GKM Miktarlarının Belirlenmesi

Besinlere katılacak katkı maddesinin maksimum miktarlarının belirlenmesi için katkı maddesinin ADI (Acceptable Daily İntake); günlük alınabilecek miktarının bilinmesi gereklidir.  Katkı maddesinin ADI değeri toksikolojik testlerle saptanır.  Deney hayvanlarında öldürücü dozda (lethal doz = LD50 : deney hayvanlarının % 50’sinin ölümüne neden olan doz) katkı maddesi verilir.  Daha sonra doz tedrici olarak azaltılarak doz-cevap ilişkisi araştırılır.  Her dozda; katkı maddesinin emilimi, metabolizması ve atımı incelenir.  Deney hayvanlarının hücre, doku ve organları incelenerek, karsinojenik, mutajenik, teratojenik ve allerjik etkileri araştırılır.  Bu çalışmalarda çeşitli disiplinler görev alır.  Bunlar,

            Kimya: Katkı maddesinin analizi

            Biyokimya: Katkı maddesinin metabolizması

            Hematoloji: Kan bulguları

            Bakteriyoloji: Mutajenik testler

            Veteriner patoloji: Klinik ve histolojik incelemeler, otopsi

            Farmakoloji: Katkı maddesinin organ işlevleri üzerine etkileri

            İmmünoloji: Allerjik etkiler

            İstatistik: Verilerin analizi ile ilgili çalışmaları yapar.

Çalışmalar sonunda katkı maddesinin hiçbir etkisinin bulunmadığı bir doz elde edilemezse katkı maddesinin besinlere katılmasına izin verilmez.  Şayet deney hayvanına hiçbir zıt etki göstermeyen bir doz elde edilirse, bu doz “etkisiz doz” veya NOAEL (No Observed Adverse Effect Level) olarak tanımlanır.  NOAEL dozu ile deney hayvanlarının yaşam süresinin %85’ini kapsayacak sürede deneye devam edilir.  Ancak bu doz deney hayvanının vücut ağırlığının kilogramı başına mg olarak saptanmış bir dozdur ve insandaki etkileri bilinmemektedir.  Deney insanlar üzerinde de etik nedenlerle yapılamayacağından, güvenlik faktörü kullanılır.  Güvenlik faktörü genellikle 100’dür.  Yani deney hayvanında hiçbir etki göstermeyen dozun 1/100’ü insan için kabul edilir.  (ADI  = NOAEL / 100).  Böylece günlük alınabilecek miktar (ADI) insanın vücut ağırlığının kilogramı başına mg olarak belirlenir.  Günlük maksimum alım  = ADI x Vücut ağırlığı  şeklinde saptanır(5,6).

  Besine katılacak katkı maddesinin maksimum miktarının saptanmasında 2. aşama besinin üretim teknolojisinin gerektirdiği miktarın (Good Manufacturer Practice  = GMP = Uygun Üretim Teknolojisi) ADI çerçevesinde belirlenmesidir.  Eğer GMP miktarı ile ADI değeri aşılıyorsa katkı maddesinin kullanılmasına izin verilmez.  ADI değeri GMP ile aşılmıyor ise, bilinmesi gereken 2 veri daha vardır.  Bunlardan biri katkı maddesinin kaç çeşit besine katılacağı, ikincisi ise bu besinlerin tüketim düzeyidir.  Özetlersek besine katılacak katkı maddesinin maksimum miktarının belirlenmesi için:

a.       ADI (mg / kg) değeri

b.      Besinin üretim teknolojisinin gerektirdiği miktar (GMP)

c.       Katkı maddesinin kaç besine katılacağı

d.      Besinlerin ortalama günlük tüketim miktarlarının bilinmesi gerekir

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)nün katkı maddeleri üzerine çalışan ortak uzmanlar komitesi (JECFA), dünyada, her  çeşit katkı maddesi ile ilgili yapılan toksikolojik çalışmaları değerlendirir ve uluslar arası Gıda Kodeksi Komisyonuna ( Codex Alimentarius Commission) öneriler sunar.  JECFA, GKM’nin spesifikasyonlarını belirler, analiz yöntemlerini standardlaştırır.  GKM ile ilgili A, B, C listelerini hazırlar.  A listesi pozitif listedir, GKM’nin ADI değerleri saptanmıştır.  B listesinde değerlendirilmesi tamamlanmamış katkılar yer alır.  C listesi ise negatif listedir.Bu listede yer alan GKM’ lerinin besine katılmasına izin verilmez.  FDA tarafından da GKM ile ilgili GRAS (Generally Recognized As Safe) listeleri hazırlanır.  ADI değeri kapsamlı toksikolojk çalışmalar sonucu bulunmuş olmakla birlikte değişmez değildir.  Yeni araştırma verilerine göre azaltılıp arttırılabilir.  GKM ile ilgili çalışmalar süreklilik özelliği taşır.

INS (International Numbering System) ve E Kodu

Her GKM’nin uluslar arası kabul görmüş bir numarası vardır.  Örneğin 621: Monosodyum glutamat (MSG), 102 : Tartrazin... gibi.  Avrupa Ekonomik Topluluğu’nda kullanımına izin verilen katkı maddelerine “European” kelimesinin baş harfi olan E kodu verilmiştir.  E621: MSG, E102 : Tartrazin gibi.  Aroma maddelerine E kodu ve numara verilmemiştir.  Çünkü bu grup çok geniştir.  Yaklaşık olarak 340 GKM varken, aroma maddelerinin sayısı 1700 civarındadır (7).

Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliğinde çeşitli amaçlarla kullanılan 300 civarında gıda katkı maddesi yer almaktadır.  Bunlar JECFA, FDA ve AT’nin çalışma sonuçlarına göre düzenlenmiştir.  Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ ne(2) göre, besin etiketinde içindekiler kısmında besine katılmış olan katkı maddesinin fonksiyonu ile birlikte adı veya E kodunun yazılması zorunludur.

Gıda Katkı Maddelerinin Fonksiyonları

Koruyucular :Besinleri bakteri, küf, maya bozulmalarında korumak, raf ömrünü uzatmak, doğal renk ve aromayı korumak amacıyla kullanılan bu maddelerin en çok tartışılanları nitrit ve nitratlar (E250, E251)’dır.  Kansere neden olan nitrozaminleri oluştururlar.  Kanın oksijen taşıma yeteneğini azaltırlar (8).  Buna karşın bazı araştırmacılar nitritin et endüstrisinden katkı maddesi olarak çıkarılmasını olanaksız olarak görmektedirler.  Eğer et ürünlerinde nitrit kullanılması yasaklanırsa pek çok et ürününün piyasadan kalkacağı; dolayısıyla hayvan üreticisinin, et teknolojsinin, insan beslenmesinin ve genel ekonominin önemli ölçüde zarara uğrayacağını savunmaktadırlar.  Nitritsiz üretilecek et ürünlerinin dayanma süresinin azalması lezzetsiz ve kötü renkte olması ve dolayısıyla gıda zehirlenmeleri yoluyla sağlık sorunları yaratacağı endişesi duyulmaktadır (9).  Bu nedenlerle son üründe nitrit kalıntısını ve nitrozamin oluşmasını azaltacak yöntemler araştırılmaya başlanmıştır.  Tokoferoller ve askorbik asit (10) ve laktik asit bakterileri (11) nitrozamin oluşumunu azaltmaktadır.  Gerek dünyada gerekse ülkemizde yapılan çalışmalarda et ürünlerinde kalıntı nitrit miktarının azaldığı görülmektedir (12).  Ülkemizde 1970’li yıllarda yapılan çalışmalarda et ürünlerinde izin verilenin çok üzerinde nitrit kullanımı saptanırken (13), son çalışmalarda daha iyi sonuçlar alınmıştır.  Kuyumcu ve Yurttagül(12) 20 sucuk, 16 salam ve 13 sosis örneğinin kalıntı nitrit ve nitrat düzeylerini incelemişlertir.  Sonuçta, sucuk örneklerinin bir tanesinde kalıntı sodyum nitrat düzeyi; salam örneklerinin bir tanesinde de kalıntı sodyum nitrit düzeyi Türk Gıda  Kodeksi’nde izin verilen değerin üzerinde bulunmuştur.  Analize alınan et örneklerinin % 96’sının kalıntı nitrit ve nitrat miktarları insan sağlığı açısından sorun yaratmayacak düzeydedir.

NİTROZAMİNLER VE KANSER

Nitrozaminler 100 yılın üzerinde bi süre önce tanımlanmış bir sınıf kimyasal bileşiklerdir. Ama 1956 ya kadar fazla ilgi çekmediler. O yılsa iki İngiliz bilim adamı John Barnes ve Peter Magee dimethylnitrozaminin sıçanların karaciğerlerinde tümöre neden olduğunu rapor ettiler. Bu keşif kuru temizleme endüstrisinde çözücü olarak önerilmiş olan kimyasalların rutin testleri süresince kullanıldı.

Magee ve Barnes in dönüm noktası keşifleri dünyanın her yerindeki bilim adamlarının diğer nitrozaminleri ve N-nitrozo bileşiklerinin kanserojenik özelliklerini araştırmalarına sebep oldu. Bu bileşiklerin yaklaşık 300 tanesi test edildi ve bunların %90 ının birçok cins hayvan üzerinde kansorejenik etki yaptığı görüldü. Çoğu nitozaminler organizmaya zararlı maddeler ve bir miktar transplacenral kanserojen içerir. Çoğu organa özgüdür. Örneğin dimetilnitrozamin deney hayvanlarında kansere neden olur. Halbuki bazı tütün nitrozaminleri akciğer kanserine neden olur. Nitrozaminler insan ve hayvan dokulanıda aynı şekilde metobolize olduğundan insanlar nitrozaminlerin kanserojenik özelliklerine karşı çok hassastırlar.

1970 lerin başlarında Norveç’te birçok hayvanda kanser içeren akciğer hastalıkları patlaması yaşandı. Yoğun araştırmalar şunu ortaya çıkardı ki ; bütün etkilenen hayvanlar büyük oranda sodyumnitrit ilave edilerek korunan ringan yemi tükettiler. Magee ve Barnes’in yaklaşık 10 yıl önce güç bir karaciğeri kansorejeni olarak rapor ettikleri bileşikle aynı olan ringan yeminin dimethilnitozamin içerdiğini gösterdi. Dimethilnitrozamin, balık yemiyle dimethilaminin reaksiyonu sonucunda oluşmuştur. Sodyum nitritten oluşturulan balık yeminde çoğunlukla amin ve nitrozat ajanları vardır. Bu inceleme bilim adamlarının nitrozaminlerin oluşumu hakkında ciddi sorular sormalarına neden olmuştur. Eğer dimethilnitrozamin balık yeminde bulunan amin ve sodyum nitritten oluşturulabiliyorsa nitrozaminler insan yiyeceklerinde de bulunabilrmi?

Sodyumnitrit ve clostridium botulinum kurutulmuş ete toksin ürünlerindenuzak tutmak için eklenir.mikroorganizma botulizmden sorumludur. Bu sorular 1960ların sonlarında çoğaldığında bu sorular cevaplanamadı. Çünkü yiyeceklerdeki düşük oranlardaki nitrozaminleri tespit edecek güvenilir analitik metotlar mevcut değildi. 1970 ler ve 80 ler süresince yiyecek ve içeceklerdeki nitrozamin düzeylerini ortaya çıkaracak güvenilir analitik metotlar bulundu. Ve sonra diğer tüketim mallarının iç çevrelerine ve vücut sıvılarına uygulandı.

Nitrozaminler genelde ortaya çıkarlar çünkü onların kimyasal habercileri “aminler, nitosat ajanları” ortaya çıkarlar ve nitrozamin üretimi için kimyasal reaksiyonlar çok kolaydır. Nitrozamin üretimi ile ilgili araştırma verimliydi ve tabloda gösterilen maddelerin çoğunluğu geçen 20-30 yıla göre oldukça düşük nitrozamin içermektedir.

Nitrosat ajanlarının kaynağı kurutulmuş ete koruyucu olarak eklenir. Bütün kurutulmuş etlerde, “domuz pastırması en büyük ilgiyi çekmiştir.” Domuz pastırmasında Kurutulmuş et nitrozamin içerebilir. Çünkü et amin ve sodyumnitrit içerir. neredeyse her zaman bulunabilir düzeyde nitrozamin vardır. Genellkile Nitrosopyrrolidine ve daha az miktarda dimethilnitrozamin içerir. Domuz pastırmasını kızartmak içink ulanılan çok yüksek yemek pişirme ısıları nitrozamin oluşumuna nedendir. 1970 lerin sonlarında kurutulmuş etlerdeki nitrozamin konusu üzerinde dikkatler yoğunlaşmış ve yemek eki olarak taşınabilir sodyumnitrit tartışıldı. Bununla beraber taşınabilir sodyumnitrit olasılığı düzenleyici vasıtlar için korkunç bir ikilem sunuldu. Sodyumnitrit nitrozamin üretimini önleyebilir ama botulizm zehirlenmesi riskinide artırabilir. Sodyumnitrit ve klorür birlikte clostridium botuliniuma karşı özellikle etkilidir. İkilemin çözümü sodyumnitrit ilavesini 120ppm de sınırlamaktır. En düşük seviye büyümeyi kontrol etmede ve toksin üretiminde clostridium botulinium ile etkili bulundu.

Nitrozaminlerin yiyecek vücut sıvıları ve mesleki alanlarda bulundukları yerler:

Kızarmış domuz pastırması

Kurutulmuş etler

Bira

Yağsız kuru süt(süt tozu)

Tütün ürünleri

Mide suları

Lastik, kauçuk ürünleri

Kauçuk imalatı

Metal endüstrileri

Pestisid üretim ve kullanımı

Bazı kozmetik ürünleri

Bazı kimyasal madde imalatları

1970lerde askorbik asidin nitrozamin üretimine engel olduğu keşfedildi. Sonuç olarak şimdi ABD’de kurutulmuş et üretiminde 550 ppm askorbik asit isteniyor. Aslında çoğu kuru et üreticisi askorbik asit yerine onun izomeri olan erythorbik asit kullanıyor. Gerçi erythorbik asit, c vitamini aktivitesini azaltıyor. Erythorbik asit nitrozamin üretimine engel olmak bakımından askorbik asit kadar etkilidir. Bir başka antioksidan alpha-tocopherol(e vitamini) kuru ete nitrozemin üretimini engellemek için konuluyor. Stratejilerin sonucuna göre şimdi kızarmış domuz pastırması ve diğer kuru etlerdeki nitrozamin seviyeler bir kaç yıl öncesine göre önemli ölçüde düşüktür. Askorbik asit ve eryhtorbik asit ve alpha-tocopherol nitrozamin üretimini oksidasyon azaltma özelliklerinden dolayı engeller. Örneğin askorbik asit dehidro askorbik aside oksidize edildiğinde nitrusanhidtir güçlü bir nitrosat ajanı omayan nitrikokside ve sodyumnitratta üretilir.

1960ların sonlarında Nebraska medikal üniversitesi araştırmacıları aminopyrine diye anılan bir ilaçtan nitrozamin üretimine çalışıyorlardı. Esrarengiz bir şekilde yeni bir aminopyrine kullandıklarında hiç nitrozamin üretilmedi. İleriki araştırmalar şunu ortaya çıkardı ki ; bir miktar aminopyrine koruyucu olarak askorbik asitle formüle edildi. Halbuki orijinal miktar hazır bir şekilde üretilmiş nitrozamin değildi. Bazen beklenmedik negatif sonuçlar çok bilgi verici olabiliyor.

1980de birçok Avrupalı bilim adamı birada dimethil nitrozamin buldu. Nitrozamin mayalanma sürecinde üremiyordu. Bira yapımında kullanılan bir madde olan arpa maltının direk ateş ile kurutulmasıyla ürüyordu. Sürecin direk yerine indirek ateşle kurutulmaya çevrilmesi nitrozat ajanlarını ve dimethil nitrozamin üretilmesini önemli ölçüde azalttı. Bira şimdi 20 yıl önceki oranına göre %2 oranında dimethil nitrozamin içeriyor.

Tabloda gösterildiği gibi nitrozaminler insan vücudundaki mide suyunda bulunabilir. Bu genel olarak endogenaus nitrosation olarak tanımlanır.ağızdaki bakteriler kimyasal bir şekilde nitratı azaltabilen çoğu yiyecekler mide asitindeki nitrosat ajanlarıyla reaksiyona geçebilen aminler içerir. Bu gösteriyor ki mideki askorbik asit nitrozatı azaltabilir. Endogenous nitrosationun tam anlaşılabilmesi için daha fazla araştırma yapılmalıdır.

Nitrozaminler hayvanlarda kanserojeniktir. Peki insanlar bu kanserojenlere ne kadar maruzdur? 1981 tarihli bir national academic sciences (NAS) (genelde kızarmış domuz pastırması ve birada) gelen yaklaşık 1 mikrograma açıktır. Son maruziyet ise son 20 yılda nitrozamin üremesini azaltan başarılı eforlar sonucu yiyecek ve içecekte her gün için muhtemelen 0,1mikrogramdır.

Her nekadar sigara içilmesinde filtre kullanımı maruziyeti azaltsa da karşılaştırmaya göre NAS raporu sigara içilmesinde günlük 17mikrogramlık bir maruziyet tahmin edilmiştir. Son raporlar şunu işaret eder ki plastik ve kimyasal üretim fabrikalarında bulunan endüstriyel maruziyet bağlantılı olarak çok yüksek olabilir. Bu tip nitrozamin maruziyetleri insan kanserine neden olur mu? Çok büyük miktarda indirek kanıt nitrozaminlerin insan kanseri olduğunu işaret etmektedir. Örneğin tütün; spesifik nitrozaminler tütün kullanımı ve kanser hakkında tesadüf bir bağlantı kurar ama yiyecek ve içeceklerden gelen bir mikrogram ile kanser riskini değerlendirmek zordur. Aynı zorluk maruziyetin risk miktarını tahmin etmekte de geçerlidir. Çok küçük miktarlarda afrotoksin polisilik aromotik hidrokarbonlar ve heterojenik aminler içinde uygundur. Maalesef bizim şu andaki bilimsel seviyemiz bu soruları yeterli derecede cevaplamaya uygun değildir.

PAH

Polisiklik sistemler ya bir halkanın 2 karbonunu diğer bir halkayla paylaşmasıyla yada halkaların birbirine c-c bağı ile bağlanmasıyla meydana gelirler. Polisiklik karbonlar benzen gibi kömür katranında bulunurlar. En çok rastlanılanları şunlardır.

Naftalen, antrasen, fenaltren, difenil, difenilmetan .

Karakteri

1-Molekül formülleri bakımından doymamışlık gösteren fakat genellikle doymamış bileşikler için karakteristik olan katılma reaksiyonlarını vermeyen bileşikleridir.

2-Halkalı (Siklik) yapıda olan düzlemsel (veya hemen hemen düzlemsel) moleküllerdir. Aromatik halkalar genelde 5,6,7 üyeden oluşmuşlardır.

3-Oksidasyona dayanıklı bileşiklerdir.

Kaynakları ve Elde Edilişi:

Taş kömürü katranından.

Benzen ve genellikle aromatik bileşikler için en önemli endüstriyel kaynak taş kömür katrandır. Taş kömürü havasız ortamda kuru kuruya ısıtıldığı zaman uçucu bileşiklerin ayrılmasıyla geriye “kok” kalır. Uçucu bileşikler ise kömür gazları ile taş kömürü katranıdır.

Taş kömürü karanının destilasyonundan benzen toluen ksilen naftalen antrasen gibi aromatik hidrokarbonlar ve arenler ile piridin ve türevleri, anilin ve benzeri gibi diğer aromatik bileşikler ele geçer, ki bunlardan naftalen katranda en bol bulunan hidrokarbondur.

Petrolden.

Petrolden ele geçen alifatik hidrokarbonların katalizör ile ısıtılmasından ve dehidrogenasyon(hidrojen ayrılması) veya sikllizasyon (halka kapanması) ile aromatik hidrokarbonlar oluşur.

Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlara (PAH) çevrede geniş olarak rastlamak mümkündür. Dolayısıyla PAH'lara hen çevresel hem de mesleki olarak maruz kalınmaktadır. Başlıca PAH kaynakları arasında, dizel ve benzinli motor egzozları, petrolün yanması ile oluşan egzozlar, çeşitli şekilde içilen tütün dumanları, grafit ve elektrot üretimi esnasında meydana gelen ürünler, gıdaların pişirilmesi sonucu oluşan duman, kömürün piroliziyle meydan agelen kömür katranı sayılabilir. Bu çalışmada 61 otomotor işçisinden oluşan deney grubu ve 30 kontrol grubu karşılaştırılarak, genotoksik parametreler yönünden incelendi. İşçilerin idrar 1-OH piren değerlerinin ortalamaları 4.71(+-0.53)mikromol/mol kreatinin, kontrol grubu için 1.55(+-0.27)mikromol/mol kreatinin olarak bulundu. Periferal lenfositlerdeki Kerdeş Kromatid Değişimi (SCE) sıklığı ortalamaları deney grubu için 4.47(+-0.09), kontrol grubu için 4.06(+-0.06) olarak bulunmuştur. 1-OH pren atılımı, SCA ve MN sıklıkları için deney ve kontrol grupları arasındaki fark istatistiki yönden anlamlıdır. (sırasıyla p<0.0001; p<0.05; p<0.0001). Sigara içme alışkanlığının ölçülen genetoksik parametreler üzerine etkisi araştırılmıştır. Sonuç olarak incelediğimiz işçi grubunda PAH maruziyeti kanıtlanmış ve buna bağlı genotoksik hasar gösterilmiştir. Bu çalişmada, poliaromatik hidrokarbonlarin (PAHs) baliklar üzerindeki kanserojen etkileri suda, sedimanda, balik karaciğerindeki miktariyla, enzim aktiviteleri ve DNA-eklemelerinin tespitiyle ve parazit istilasiyla açiklandi.

Poliaromatik hidrokarbon konsantrasyonu farkli balik türlerinin karacigerinde ölçüldü. Karadeniz Yomra Liman'indan yakalanan Mugil saliens'te en yüksek konsantrasyon bulundu. Şaşirtici bir sekilde, çaça baliğinda ölçülen PAH konsantrasyonu pisi, mezgit ve barbunda daha yüksek bulunmuştur.

Mersin Limanindan yakalanan kefal türlerinde PAH konsantrasyonu yüksek bulunmuştur. İlginçtirki, Mersin Liman'ini Yomra limanindan daha kirli olmasina rağmen Yomra Liman'indan yakalanan Mugil saliens 'teki PAH konsantrasyonundan daha az ölçülmüştür. ODTÜ Limanindan yakalanan balik karaciğerlerinde ölçülen PAH konsantrasyonu çok düşüktür.

Mersin ve ODTÜ Limaninda iki tür kefal baliğinda L. ramada ve O. labeo enzim çalişmalari yapilmiştir.

Aromatik DNA-eklemeleri 5 farkli balik türünde tartişilmiştir.Karadeniz kefal baliğinda yüksek PAH konsantrasyonu ölçülmesine rağmen aromatik DNA-eklemeleri kanda karaciğerdeki miktarlardan daha yüksek bulunmuştur.

Aromatik DNA-eklemeleri tüm balik türlerinde İTK'de noktalar meydana getirmiştir. En ilginç noktalar kirliliklr oluşan ve diagonal bölge içinde bulunanlardir. Bu çalişmada iki farkli çogaltma metodu (enhancing method) kullanilmiştir.

PAH maddesi insanlara sigaradan insana kan dolaşımı ile geçiyor. Kömür, asvalt, katran , alininin bu maddenin en çok yer aldığı kimyasal bileşimlerden.

PAH yumurtalık hücrelerindeki bir genetik reseptör olan Ahr , Bax gibi bazı yumurta hücrelerinde bulunan genleri harekete geçiriyor. Bu eşleşme gerçekleşince , hücreler ölüyor. Aslında normal işleyişte tüm kadınlarda bu hücre ölümleri gerçekleşir. Buna menopoz denir. Ancak yukarıdaki maddeler vücuda alındığında bu işlem çok daha erken gerçekleşiyor.

Vincent Biyoloji Merkezinde fareler üzerinde yapılan altı yıllık bir çalışma PAH maddelerine maruz bırakılan hayvanlarda erken menapoz belirtilerini ortaya koydu. Araştırmacılar test farelerinin deri altına PAH maddesini zerk ettiler ve hücreler tıpkı bir kadın rahmi şeklinde reaksiyon verdi. Bu denemede de farelerin deri altı hücreleri yok oldu.

Bütün bunlara rağmen sigara kullanan bir kadın kesinlikle erken menopoz olur sonucunu çıkaramayız. Diğer tüm etkenler göz önünde tutulmalıdır. Bunların dışında insan vücudunun harikalarından biri olan kendi kendimizi yenilebilmemiz PAH maddesinin olumsuz sonuçlarını azaltabiliyor. Unutmamak gerekir ki sigar kullanan ile kullanmayan insan vücutları oldukça farklılar.

Ancak araştırmanın ileriye dönük sonuçları var. Dr Tilly yaptığı açıklamada genlerin nasıl aktive edilebildiğini görmek aktivasyonu durdurabilme ihtimalini de gözler önüne serer açıklamasıyla umut verici bir noktayı dikkat çekiyor. Bu çarpıcı açıklama menopozu 15 ila 20 yıl erteleyebileceğimizi gösteriyor.

POLİSİKİK AROMATİK HİDROKARBONLARIN TERS-FAZ SIVI KROMATOGRAFİSİ KOLONUNDA (HPLC) ALIKONMA MEKANİZMALARININ İNCELENMESİ VE TÜTÜN ZİFİRİNDE BENZ (A) PİREN TAYİNİ

İki bölümden oluşan çalışmanın ilk kısmında ters faz yüksek basınç sıvı kromatografisinde (HPLC) çeşitli polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAN) (floreten, benz (a) piren, benz (a) antresen, benz (b) floreten, di benz (a-c) antresen gibi ) alıkonma mekanizmaları incelendi. HPLC, Varian, 5560, hareketli faz; %80 asetonitril-su, dedektör; UV 200 ve kolon LiChrosorp C18 kullanıldı. İçerisinde 0.2 mg/mL PAH bulunduran standart çözeltilerin her birinden 5 m L lik enjeksiyonjar yapıldı. Elde edilen kromatogramlardan k’ (= bağıl alıkonma zamanı) değerinin, molekülün boy/en (-L/B) oranı, karbon sayısı ve suda çözünürlük gibi parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Sonuçta aynı sayıda karbon içeren (16, 18, 20) moleküllerin alıkonma zamanının, -L/B ile doğru orantılı, suda çözünürlükle ters orantılı arttığı gözlendi. 22 karbon içerenlerde böyle bir doğrusal bağıntı bulunamadı. Çalışmanın ikinci bölümünde yine bir PAH olan benz (a) pirenin, sigara filtresindeki zifirde, HPLC ile tayini için metod geliştirildi. Zifirde diklormetan (DCM) ile ekstrakte edilen, önceden enjekte edilen standart benz (a) piren çeşitli ön temizleme işlemlerinden (filtrasyon-kolon-kromatografisi ) sonra yüksek basınç sıvı kromatografisi kolonuna enjekte edildi. Yukarıda verilen kromatografik şartlarda benz (a) pren zifirden ekstrakte edilen maddelerden kolaylıkla ayrılırken, geri alınabilirlik % 30 dolaylarında kaldı.

Diyetle kanser arasında bir ilişki olabileceği görüşü 1960’lı yılların sonlarında kanser etiyolojisinde toplumlararası belirgin varyasyonların rapor edilmesiyle ilgi çekmeye başlamıştır (1). Bu farklılıklar yanlızca sanayileşmenin ve genetik yapının bir sonucu olarak açıklanamamaktadır. Örneğin kanser Yeni Zelanda gibi sanayileşmemiş bazı ülkelerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğundan daha yaygındır. Bir ülkeden diğerine göç eden insanlarda görülen kanser türleri ve oranı, yeni ülkelerdeki profile uymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, sigara ve alkol tüketmeyen Mormonlarla yapılan çok sayıda incelemelerde, vejeteryanlarda gastrointestinal kanserlerin oranı, benzer yaşam koşullarında ve yaş grubundaki etoburlarınkine göre önemli düzeyde düşük bulunmuştur (1). Kolon kanserinin, Avrupa ve kuzey Amerika Ülkelerinde,Asya ve Afrika Ülkelerinden daha çok yaygın olduğu bildirilmiştir. Bu nedenlerle, insanların yaşam biçimlerinin, özellikle beslenme alışkanlıklarının, kanser üzerinde önemli düzeyde etkili oldukları görüşü ileri sürülmüştür (1,2). Ancak, beslenmenin kanser üzerindeki etkilerini belirleyebilmek oldukça zordur. Günümüzün değişen koşullarında, kanserli hastaların 20-30 yıl önce ne yediklerini takip edebilmek, laboratuvar hayvanlarının diyetlerini kontrol altına alabilmek ve bu hayvanlarda değişik kanser türlerini oluşturabilmek, konu üzerinde çalışan araştırıcıları zorlamaktadır.

Bütün kanserlerin %10-70’inin, kanserden ölenlerin ise %35’inin diyetle ilişkisinin olduğu ileri sürülmektedir (2). Toplumda genel olarak gıdadaki karsinojenler olarak gıda katkıları, yapay tatlandırıcılar, renklendiriciler ve koruyucular ile sentetik pestisidler ve çeşitli çevresel kimyasal kontaminasyon suçlanmaktadır (3). Oysa bu tür karsinojenler gıdalardaki karsinojen maddelerin %1’inden daha azını oluşturur. Diyetteki karsinojenler esas olarak bitkiler tarafından fungus, böcek ve hayvanlara karşı savunma için üretilen doğal pestisidler ile küf tarafından gıdalarda yapılan mikotoksinlerden ve gıda hazırlanırken ortaya çıkan çeşitli maddelerden oluşur. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda beslenmenin en çok gastrointestinal sistem, endokrin ve akciğer tümörleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir (1,4).

 

GIDA HAZIRLANIRKEN OLUŞAN KARSİNOJENLER

Bunlar heterosiklik aromatik aminler (HAA) polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve nitroze bileşikleridir (NOB). HAA gıdaların kızartma, ızgara ve közlemesi sırasında oluşur. PAH, ızgara ve tütsüleme esnasında meydana gelir. NOB ise tuzlu, turşu, nitrate ve nitrit ile muamele edildiğinde oluşur. Bu bileşikler genotoksiktirler(4, 5).

Meme ve kolorektal kanserlerde pişirilme yöntemine bağlı olarak oluşan bileşiklerin kanser riskini artırabileceği öne sürülmektedir. HAA, potent mutajen ve hayvanlarda kanserojendir. Karaciğer kolon , meme ve deri kanseri gelişiminde rol oynadığı bildirilmektedir. Haşlama, buğulama, kaynatma ve mikrodalga çok az HAA oluşumuna neden olur veya hiç olmazlar. Hızlı asetilleyiciler ve iyi pişmiş et tercih edenler 6.5 kat daha fazla kolon kanser riskine sahiptir. Diyetteki yağ oranı fazla oluşu HAA’nın karsinojen özelliğini artırmaktadır. HAA oluşumunu önleme bakımından düşük ısıda ve az pişirme tavsiye edilmektedir (5).

PAH primer olarak hayvansal yağın eksik yanması sonucu oluşur. Gıdalarda bir çok PAH gösterilmiştir. Alevde pişirilen et ve balıkta PAH oluşur. Kömüre damlayan yağın yanmasıyla oluşan PAH dumanla birlikte pişen ete bulaşır. Benzpren en karsinojen PAH’dır. Tencerede pişirme, etin üzerine ısı kaynağının yerleştirilmesi, mikrodalga kulanımı ve pişirme sırasında et ile dumanın ayrıştırılması gıdaların polisiklik aromatik hidrokabonlar ile kontaminasyonunu azaltması için önemlidir.

Diyette bulunan nitrit ve aminlerden endojen olarak ağız boşluğu ve midede nitrozo bileşikleri oluşabilir. Ağızdan alınan NOB’lar kanserojendir (3). Mide, ösefagus, nazofarenks, mesane ve karaciğer kanseri ile eksojen ve endojen NOB alımı arasında kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Yüksek karbonhidratlı diyetle beslenen kişilerde riskin obesite ile ilgili olabileceği de savunulmaktadır.