DÖNEMLERE GÖRE TÜRK EDEBIYATI-LİSE EDEBİYAT KONU ANLATIMI-BİLGİMCE Eğitim ve Kültür Platformu

  DÖNEMLERE GÖRE TÜRK  EDEBIYATI-LİSE EDEBİYAT KONU ANLATIMI-


ISLAMIYET'TEN ÖNCEKI TÜRK EDEBIYATI
(..?-11.yy.)


A) SÖZLÜ EDEBIYAT DÖNEMI:


M.S.VIII. yüzyila gelinceye kadarTürklerin henüz yaziyi kullanmadiklari dönemdeki edebiyattir. Bu dönem edebiyati, sözlü olarak üretilmis ve kulaktan kulaga yayilarak varligini sürdürmüstür. Bu dönemde edebiyatimizi Samanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemistir.
Genel özellikleri:

  •  Bu dönem edebiyati müzik esliginde (?kopuz? adi verilen sazla) dile getirilmistir.
  •   Ölçü, ulusal ölçümüz olan ?hece? ölçüsüdür.
  •  Nazim   birimi ?dörtlüktür.
  •  Dönemine göre ari bir dili vardir.
  •  Dizelere genel olarak yarim uyak hakimdir.
  •   Daha çok doga, ask ve ölüm konulari islenmistir.
  • Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kasgarli Mahmut?un ?Divan-i Lügat-it Türk? adli eseridir.

    Dönemin ürünleri:

  • KOSUK: ?Sigir? denilen sürek avlari sirasinda söylenen siirlerdir. Konusu daha çok doga, ask, savas ve yigitliktir. Bu tür daha sonra Halk edebiyatinda ?Kosma? adiyla anilmistir.
  • SAV: Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteligindedir.
  • SAGU: ?Yug? adi verilen ölüm törenlerinde, ölen kisilerin erdemlerini ve duyulan acilari dile getiren siirlerdir.
  •  DESTAN: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasinda kendiliginden olusan uzun nazim türüdür.

                 DESTANLARIN ÖZELLIKLERI

1.Toplumun ortak görüslerini yansitmasi
2.Olaganüstü özellikler tasimasi
3.Kisilerinin seçkin olmasi (Kral, Han, Hakan...vb.)
4.Milli dilde söylenmis olmasi
5.Milli nazim ölçüsüyle söylenmis olmasi
6.Oldukça uzun olmasi
7.Konulari bakimindan savas, deprem, yangin, mizah, ünlü kisilerin yasamlari seklinde siralanabilmesi

TÜRK DESTANLARI

Destanlarimiz yaziya geçirilmedikleri için bugün bunlarin ancak konularini bilmekteyiz. Bunlari da Iran, Çin ve Arap kaynaklarindan ögreniyoruz.

A)SAKA DEVRI DESTANLARI
1)Alp Er Tunga Destani: Türk-Iran savaslarinda Alp Er Tunga?nin yigitliklerini ve bu savaslari anlatir.
2)Su Destani: Iskender?le Türkler arasindaki savasi ve Türk hakani Su?nun kahramanliklarini anlatir.

B)HUN DEVRI DESTANI
Oguz Destani, Hun hükümdari Mete?yi ve onun yasamini anlatir.



C)GÖKTÜRK DEVRI DESTANLARI
1)Bozkurt Destani: Göktürklerin disi bir kurttan türeyisini anlatir.
2)Ergenekon Destani: Bir savasta yenilen ve Ergenekon?a açilan Türklerin orada bir demir dagi eritip intikamlarini almalarini anlatir.

D)UYGUR DEVRI DESTANLARI
1)Türeyis Destani: Uygurlarin bir erkek kurttan türeyisi anlatilir.
2)Göç Destani: Uygur Türklerinin anayurtlarindan göçünü anlatir.

NOT: Destanlar olusumlari bakimindan iki grupta incelenebilir.

a)Dogal Destanlar: Halk arasinda ortaya çikan anonim ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir sair tarafindan derlenip düzenlenmistir. Bu türe örnek olarak su destanlari siralayabiliriz.
Iliada, Odysseia Yunanlilarin (Homeros)
Kalevala Finlilerin
Nibelungen Almanlarin
Ramayana, Mahabarata Hintlilerin
Cid Ispanyollarin
Chanson de Roland Fransizlarin
Gilgamis Sümerlerin

b)Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayin dogal destana benzetilerek bir sairce destanlastirilmasidir. Yapma destan örnegi olarak sunlari siralayabiliriz:
Virgilius Aeneit
Dante Ilahi Komedi
Tasso Kurtarilmis Kudüs
Milton Kaybolmus (Kaybedilmis) Cennet
Firdevsi Sehnâme

B) YAZILI EDEBIYAT DÖNEMI

Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.

1) Göktürk (Orhun) Yazitlari (VIII. yy): Bunlarda Çinlilere karsi bagimsizlik savasi yapan, Türk bütünlügünü yeniden kurmak için içte ve dista svasan Göktürklerin hikayesi anlatilir. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazilmistir. Bunlardan en önemli olanlari üç tanedir.
a) Bilge (Vezir) Tonyukuk Yaziti (720-725): Dört bakana vezirlik etmis olan Tonyukuk tarafindan yazilmistir. Daha çok Çinlilerle yapilan savslar anlatilmaktadir.
b) Kül Tigin Yaziti (732): Göktürk hakani olan Bilge Kagan kardesi Kül Tigin?in ölümü üzerine bu abideyi dikmistir.
c) Bilge Kagan Yaziti (735): Göktürk hakani olan Bilge Kagan?in ölümünden sonra yazdirilmis birabidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarindan , törelerinden ve Bilge Kaganin ulusuna diledigi iyi dileklerden söz eder.

* ?Türk? adinin geçtigi ilk yazili belge ve Türk edebiyatinin ilk yazili örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazilar Prof. Thomsen ve Radloff tarafindan okunmustur.

2)Uygur Dönemi Eserleri: Göktürk devletinin yikilmasindan sonra kurulan Uygur hanliklarindan kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarini anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapilan kazilarda ortaya çikarilmistir. Uygurlarin kagida kitap basma teknigini bildikleri anlasilmaktadir. Dönemden kalma birçok hikayenin yaninda ?kökünç? denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardir. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmislardir.

                               XI  -  XII.  YÜZYIL  TÜRK EDEBIYATI
                                   ( GEÇIS  DÖNEMI  EDEBIYATI )

Bu dönem Türk edebiyati bir yandan Islam  inanci v bunun getirdigi Arap ve Fars kültürünün  etkisine girerken bir yandan da eski Türk Edebiyati  gelenegini sürdürmeye çalistigindan bir ikilem yasamistir.
  ? Geçis Dönemi?  olarak da adlandirilan  bu dönem edebiyatinda su özellikler görülür:
 1 ? Dilde Türkçenin yani sira Arapça ve Fasa  sözcükler de kullanilmaya baslanmistir.
 2-  Uygur Alfabesinin yaninda Arap Alfabesi de kullanilmistir.
 3 ? Eski nazin sekilleri yaninda Arap ve Fars edebiyatindan giren  nazim sekilleriyle  de eserler
      verilmeye baslanmistir.    
 4 ? Dörtlük ve beyit birlikte kullanilmistir.
 5 -  Hece ölçüsüne devam edilirken aruz ölçüsü de kullanilmistir.
 6 -  Islam  öncesi  kültürle Islami kültür iç içedir.
 7 -  Dini esaslari ögretme esas alinmistir.
 8 ? Ideal toplum  olusturma çabasi vardir.
 9 ? Klasik Türk edebiyati  da denilen ?Divan Edebiyati? ve Tekke edebiyatinin  ilk örnekleri
     verilmis;  Türk edebiyatinin üç kola  ayrilmasinin ilk adimlari atilmistir.
                          GEÇIS DÖNEMI  ESERLERI
1 ? KUTADGU  BILIK : Mutluluk veren bilgi ? mesut olma bilgisi  anlamlarina gelir.
      XI.  yüzyilda,  Karahanlilar zamaninda ( 1069 ? 1070)Yusuf   Has   Hacib  tarafindan
       Kasgar?da      Yazilmis   ve Karahanli  Hükümdari  Ali  Hasan  Bin Süleyman Han ?a
       sunulmustur      Eserin hazirlanmasinda Sankrlkçedeki ?Pançatantra?larin  ( hükümdar
       nasihatleri) , Hinli yazar      Beydaba?nin  ?Kelile ve Dinme? adli eserinin ve Çin bilgini
      Konfiçyüs?ün   felsefesi etkili      olmustur.
        6645 Beyit ve 173 dörtlükten olusan eser  Mesnevi nazim sekliyle  ve   siyasetname türünde
    yazilmistir  Beyitlerde aruz ölçüsünün fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûl  kalibi kullanilmis
    Dörtlükler ise hece ölçüsüyle yazilmistir.
    19. yüzyildaTürkolog Von Homer tarafindan  bulunan eser  bugün  biri Viyan?da biri Kahire?de  ve  
      biri de Türkitan?in Fergana   sehri kitapliginda olmak üzere    üç yazma nusha halinde   
     bulunmaktadir. ( Viyanadaki Uygur digerleri ise Arapçayla yazildigi da söylenir.)
   Ideal  insan ve ideal devlet   olusturmayi amaçlayan Ütopik bir eserdir  Eserde  adalet,     
    kanun,mutluluk, akil ve kanaatkarlik sembollerle anlatildigi   için ?ALEGORIK? bir eserd
  Kün Togdi  adli hükümdar kanun ve adaleti
  Ay Todi adli vezir :mutlulugu, saadeti
  AyToldinn oglu Ögdülmis : akli  ilmi ( bilgiyi)
  Kardesi  ( vezirin ikinci oglu ) Odgurmus : kanaati  ve akibeti simgeler.

       Kutadgu Bilik?ten Örnekler.
    1 Dogrulukla hallederim ben isi
       Ayirmam ben bey ya da kul diye kisi
  2 ?Gerek oglum, gerek yakinim ya da akraban olsun
       Gerek yolcu, gezici gerek konuk olsun
       Kanun karsisinda benim için bunlarin hepsi birdir
       Hüküm verirken hiçbiri beni farkli kilmaz.
3 ? Hükümdar bak özü dogru ise
      Düsündügü ile söyledigi   birse dogru insan odur.
4 ? Beyler, iyi  insanlari kendilerine yakin tutarlarsa
     Kötüler  de islerinde iyi hareket etmek zorunda kalir.
5 ? Beylerin etrafini kötüler çevirirse
      Memlekete tamamen kötüler hakim olur.
6 ? Fakir, dul ve yetimleri kolla
      Bunlari korumak  kanunlari gerçekten uygulamaktir

7 ? Açgözlü  insana  memleket ve mevki verme
     Onun memlekette düzeni bozacagindan süphe etme
8 ? Devletin diregi  dogru kanundur
     Kanun bozulursa devlet durmaz ayakta
9 ? Vücudunu düz dilersen hevesinin  boynunu  kir
      Hevesin  ölürse  vücudun  egrisi düzelir
10 ? Hevesine akil  ile hakim ol
        NeFsini  bilgi  ile tutup bastir.
  Siyasetnane:  Devlet adamlari  ya da diger yöneticilere bilgi  ve ögüt  verme amaciyla yazilmis  ahlâki ve  didaktik eserlere  siyasetname  denir.
 Selçuklu  veziri  Nizamül  Mülk?ün  ?Siyasetname?  Koçi  Bey?in ? Koçibey  Risalesi?  bu türün  ilk  örnekleridir.
   Mesnevi :Arapçada ? ikiserli ? anlamina gelir    Her biyitin kendi arasinda   uyaklanmasiyla   olusur.  aa   bb   cc?   Ilk olarak Hint edebiyatinda Beydaba?nin  yazdigi ? Kelile ve Dimne? de kullanilmistir.  Iran  sairleri  Gencali  Nizam ?Penç Genç? te  Frdevi ?Sehname? de bu nazim seklini kullanmistir. Bizede ilk olarak ?Kutadgu Bilig? de kullanilmistir
 Ayni sairin yazdigi bes mesneviye ?Hamse? denir   Bizde ilk olarak Ali Sir Nevai
 1- Hayret-ül Ebrar
 2 ? Ferhat  ü Sirin
 3 ? Leyla  vü Mecnun
 4 ? Seba-i  Seyyar
 5 ? Sedd ?i Iskender    adli mesnevileri yazarak hamse sahibi olmustur.
     Mesnevi Çesitleri
 1 ? Kahramanlik ve destan mesnevileri : Sehname ( Frdevsi ) Iskendername ( Ahmedi )
 2 ? Ask Mesnevileri .Leyla  vü Mecnun ( Fuzuli)  Hüsrev  ü Sirin ( Seyhi )
 3- Din ve Tasavvuf Mesnevileri : Mevlid ( Süleyman Çelebi )   Hün-ü  Ask ( Seyh Galib )
 4 ? Didaktik Mesneviler : Kutadgu Bilig ( Y.Has Hacib )   Risaletü?n Nüshiye   ( Y. Emre )
        Hayriye  (Nabi)
 5 ? Mizahi Mesneviler : Harname ( Seyhi )
 6 ? Sehir Mesnevileri : Sehrengiz-i Bursa ( Lami )
 7 ? Eglence ve Dügün Mesnevileri : Sürname  ( Ahmedi )
        Mesnevinin Bölümleri :
  1 ? Dibace     2 ? Tevhid    3 ? münacaat       4 ? Na?t       5 ? Miraciye    6 ? Methi Cehar-i  Yâri Gizin
  7 ? Methiye   8- Sebebi Telif       9 ? Agazi  Destan      10 ? Hatme
II DIVANÜ  LUGATI?T  TÜRK:   Türk Dili Sözlügü anlamina gelir 1072 ? 1077tarihleri arasinda  ( XI. Y.Y )   Kasgarli   Mahmut tarafindan yazilmis ve Abbasi Halifesi Ebulkasim  Abdullah?a sunulmustur.
    Yazarin amaci Araplara Türkçeyi ögretmek oldugundan eser Arapça yazilmistir   7500 Türkçe sözcügün karsiligi  maznun ve düz yazi metinlerinden yaralanilarak verilmistir.
    Eser Türkçenin ilk sözlügü olmakla birlikte Türk Dili, tarihi Türklerin yasadigi cografi bölgeler Türk örf ve adetlerini de anlatan büyük bir Türkoloji kaynagidir.
     Eserin  yazarin kendi el yazisiyla yazmis oldugu   aslinin kopyasi  bugün Istanbul- Fatih Milli Kütüphanesinde  bulunmaktadir  ( yazimindan 192 yil sonra Samli Mahmut tarafindan çogaltilmis )
III  ATABETÜ?L  HAKAYIK :  Hakikatler  Esigi  anlamina gelir  XII.Yüzyil sonlarinda Edip Ahmet tarafindan yazilmis Türk ve Acem ülkesinin  meliki Emir Muhammet   Dad    Sipihsalar?a sunulmustur    Dini ve Ahlaki bilgiler  içeren  40 Beyit  ve 101 dörlükten olusan esrde  de Kutatgu bilikte oldugu gibi hem hece men de arzun  fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûl  kalibi kullanilmis
-1918 yilinda Necip Asim tarafindan bilim dünyasina tanitilan eser 14 bölümden olusmustur.
1 ? Tanriya Övgü  2 ? Reygambere övgü  3 ? Dört Sahabenin övgüsü 4 ? Emir Muhammet Dad Sipihsalar?in övgüsü    5 ? Kitabin yazilis sebebi   6 ? Bilginin fydasi, bilgisizligin zarari hakkinda 7 ? Dilin korunmasi  87 ? Dünyanin dönekligi   9 ? Cömertlik ? cimrilik  10 ? Alçakgönüllülük ve kibir hakkinda  11 ? Hirs   12 ? Af etme ve diger iyilikler hakkinda  13 ? Zamanin bozuklugu  14 ? Yazarin  özrü.

DIVAN-I HIKMET Gerçek ve ahlâka dair kisa ve özlü söz demektir. Sairin kedisi ise  eserini ? Varliklarin en  iyisini bilgilerin en iyisiyle bilmek? olarak açiklar.Din ve Tasavvuf  konularini isleyen siirlere  de ?Hikmet? denir   Ahmet  Yesevi tarafindan XII. Yüzyilda  yazilmistir.. Uygur  Türkçesi ve Hakaniye  lehçesiyle kaleme  alinan eser konu bakimindan tasavvur sekil bakimindan halk edebiyatina uygundur.

IV -   MANAS  DESTANI : Kirgiz  Türklerine ait  olup  dünyanin en uzun destanidir  Eser manasin dünyaya  gelisini  ve ogullarini anlatir.
 Sekizli   hece ölçüsüyle yazilmis  yarim uyak kullanilmis olan esrde aliterasyonlara çok yer verilmistir.   Alman bilim adami   Prof.  Wilhelm Raddloff 1862 -1869 yillari arasinda Kirgiz Türklerinden derlemis ve kisaca ?Proben?  diye taninan eserinde yayinlamistir.
DIVAN EDEBIYATI VE KAVRAMLAR
                                 DIVAN SÖZCÜGÜNÜN TANIMI
?  Divan sözcügünün sözlük bakimindan iki anlami vardir: Belli bir kalipla yazilan ve besteyle okunan siir türüne divan denir. Kalip "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" seklindedir. Divan sözcügü, ikinci olarak, divan tarzinda siir yazan sanatçilarin eserlerini topladiklari kitap anlamina gelir. Divan, klasik Türk müziginde ise en az üçer kitalik siirlerden bestelenen sarkilari tanimlar. Bu kitalar birbirlerinden ara nagmelerle ayrilir. Her kitanin basinda genellikle "ah", "yâr" gibi bir terennüm sözcügü eklenir. Kitalardan biri yer yer ritimsiz okunacak sekildedir. Bir diger kita da "dogaçlama" görüntüsü vermesi amaciyla tümüyle ritimsiz olarak bestelenir. Divan, ayni zamanda Islam devletlerinde idari yargi, maliye, askerlik ve yönetimle ilgili isleri yürüten kurul ve dairelere verilen addir.
      Divan sairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladiklari kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarinin adlariyla anilirlar. Örnegin Nedîm Divani, Fuzulî Divani gibi.
Divan ?  Sairlerin siirlerini belli bir düzen içinde topladiklari kitaplardir. Bir tür antoloji olarak görülebilir. Zamanla divanlarda siirler belli bir düzene göre siralanmaya basladi. Bu elemeye "divan tertibi" bu tür divanlara da "mürettep divan" adi verilir. Tam bir divanda sirasiyla, kaside (tevhid, münacat, na't, medhiye), tarih, musammat, gazel bölümleri yer alir. En sonda da lugazlar, muammalar, müfredler, azadeler bulunur. Divanda gazeller kafiye ve rediflerinin son harfinin Arap alfabesindeki sirasina göre dizilir. Yani elif?ten baslayip ye harfine kadar. Her harften en az bir siir olmasi sarttir. Ama buna uymayan sairler de olmustur.

Divançe ?  Küçük divan anlamindadir. Düzen ve konulari divanlarla aynidir. Yine kaside, tarih, musammat, gazel ve kita sirasini izler. Ama bir divançede bu bölümlerden en az biri eksik olur. Divançe, belli türleri seven sairlerin bilinçli bir seçimi olabildigi gibi, bir sairin divan dolduracak kadar siir yazamadan ölmesi nedeniyle de olusabilir. Figânî ve Fâzli?nin divançeleri bu türdendir.
Hamse    Bir sairin 5 mesnevisinin bir araya getirilmesiyle olusturulan yapittir. Hamse yazari sairler hamse sairi ya da hamsenüvis diye bilinir. Türk edebiyatinda 16. yüzyilda gelismeye basladi. Ilk hamseyi Çagatay sairi Ali Sir Nevai yazdi. Divan edebiyatinin ilk hamsesini yazan sair de Hamdullah Hamdi?dir. Hamse türüne düzyazinin girisi ise 17. yüzyilda gerçeklesti. Nergisi hamseye düzyaziyi sokan ilk yazardir. Çogunlukla hüzünlü asklarin konu edinildigi hamselerde soyut kavramlari isleyen mesnevilere de yer verilir. Hamse sahibi divan yazarlari edebi çevrelerde büyük saygi görürdü.

DIVAN EDEBIYATININ TARIHÇESI ?  Divan debiyati, Türklerin, 13 ve 19?uncu yüzyillar arasinda Anadolu?da yarattiklari Islam kültürünün ortak özeliklerini yansitan, genis ölçüde Arap ve Fars edebiyatinin etkisini tasiyan yazili edebiyat türüdür. Ancak divan edebiyati, Türklerin Islam dinini kabul ettikleri ilk dönemlerden baslayarak Orta Asya ile Azerbaycan?da ortaya çikan ve ayni nitelikleri tasiyan divan edebiyati ile karistirilmamalidir. Divan edebiyati tanimi tümüyle Anadolu'ya özgüdür.
      Tarihsel süreçte dindisi ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelisti. Siir ve düzyazi alanindaki en eski örnekler 13. yüzyildan kalmistir.
      Divan edebiyatinda baslangicindan beri siir, düz yazidan daha önde gitmis ve daha gelismistir. Bunun belki de en önemli nedeni, siirin sanatçinin yaraticiligini ortaya koymasina daha uygun olmasidir. Divan siiri, söz ve anlatim sanatlarini kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazi dalinda ise agir basan, öne çikan özellik "ögretici" olmaktir. Bu nedenle anlam gözardi edilir ve belagat önem kazanir.
      Divan edebiyati yazarlarinin beslendikleri kaynaklar, basta dinsel inançlar, yani Islami inançlar olmak üzere Islami ilimler, Islam tarihinin olaylari, tasavvuf, Hint-Iran kökenli söylenceler, peygamber kissalari, evliya menkibeleri, çagin bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginlesen bir dildir.


Dünyevi ve tanrisal ask  

?  Divan siirinde ask büyük yer tutar. Ama bu ask hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa baglanan sairin amaci, "mutlak güzellik" olan "tanriyi bulmak"tir. Tanrisal ask, maddi askla baslar. Bir güzele asik olan sair, duygularini daha sonra soyutlama yoluyla tanrisal aska dönüstürerek tanriya kavusmak için çabalar. Aski din disi bir anlayisla isleyen sairlerin siirlerinde ise tapinilacak bir varlik olarak kadin önemlidir. Ama bu tür siirlerde kadin asigini sürekli üzmekte, yasamdan bezdirmektedir.
      Dil konusunda Arapça ve Farsça?nin etkisinde kalan divan edebiyatinda sözcükler çok büyük önem tasir. Her sözcük tam anlamiyla ve yerli yerinde kullanilmalidir. Divan edebiyati, anlatim açisindan "belagat kurallarina" siki sikiya baglidir. Sanatçilar ustaliklarini sergileyebilmek için bu kurallara olabildigince özen gösterirler.
      Sairler, tesbih, istiare, hüsn-i talil, ilham, kinaye, leff ü nesr, tecahül-ü arif, telmih, mecaz, mecaz-i mürsel, teshis ü intak gibi söz ve anlatim sanatlarini kullanarak özgün siirler olusturmaya çalisir. Divan edebiyatinda siirin estetik kurallarina uymak, çogu zaman konu ve içerikten öne geçmistir.

DIVAN EDEBIYATINDA SANATLAR

Tesbih
?  Sözü daha etkili kilmak amaciyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasinda benzerlik kurma sanatidir. Örnegin, "Tilki gibi kurnaz adam" bir tespihtir. Insan kurnazligiyla bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir tesbih'te dört öge bulunur:
      Müsebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örnegimizde "tilki".
      Müsebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayif olan. Örnegimizde "adam".
      Vech-i sebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasindaki ortak nitelik. Örnegimizde "kurnazlik".
      Edat-i tesbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasinda benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç islevi gören sözcük. Örnegimizde "gibi".
      Örnegin "Yol yilan gibi kivriliyor" dendiginde, "yol" benzeyen, "yilan" kendisine benzetilen, "kivriliyor" benzetme yönü, "gibi" ise benzetme edatidir.
      Tesbih, bu ögelerden bir ya da bir kaçinin kullanilip kullanilmamasina göre dörde ayrilir:
      Dört ögenin de bulundugu tesbih tesbih-i mufassaldir (ayrintili benzetme). Örnegin, "Ahmet aslan gibi güçlüdür".
      Benzetme yönü bulunmayan tesbih tesbih-i mücmeldir (kisaltilmis benzetme). Örnegin, "Ahmet aslan gibidir". Burada "güçlülük" vurgulanmamistir.
      Benzetme ilgeci bulunmayan tesbih tesbih-i müekkeddir. (pekistirilmis benzetme). Örnegin, "Ahmet kuvvetle aslandir". Bu tesbihde "gibi" ilgeci kullanilmamis.
      Benzetme yönü ve benzetme ilgeci bulunmayan tesbih tesbih-i beligdir (yalin benzetme). Örnegin, "Aslan Ahmet.

Mecaz ?  Sözcükleri gerçek anlamlari disinda kullanma sanatidir. Anlatimi daha etkili kilmak ve söze canlilik kazandirmak amaciyla yapilir. Mecaz, söze güzellik, güçlülük, canlilik, zerafet, derinlik ve genislik vermek için kullanilir. Örnegin:

Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabi sürükledik sularda
Yahya Kemal Beyatli

      Bu dizelerde Kandilli'nin sularda yüzmesi, mehtabin sularda sürüklenilmesi, söz ve sözcüklerin asil anlaminin disinda, güçledirme, güzellestirme, anlanlamdirma, zariflestirme ve güçlendirme amaciyla kullanilmasina örnektir.
      Mecaz, Sözcük ve fikir mecazlari olmak üzere ikiye ayrilir. Sözcük mecazinda bir sözcük gerçek anlami disinda, fikir mecazinda ise herhangi bir fikir kendi anlaminin disinda bir amaçla kullanilir.
Mecaz-i mürsel

?  Bir sözcügü benzetme amaci gütmeden baska bir sözcük yerine kullanma sanatidir. Düz degismece ya da metonomi diye de adlandirilir. Günlük yasamda da yayginlikla kullanilan mecaz-i mürsel, iki nesne ve kavram arasinda çok çesitli ilgiler kurulmasiyla gerçeklesir. Neden yerine sonucun (bereket yagdi gibi), içindeki yerine kabin (sobayi yaktik gibi), özel yerine genelin (at yerine hayvan gibi), soyut kavram yerine somut adin (gözüme girdi gibi), yapit yerine yazar adinin (Siham-i Kaza okuyorum demek yerine Nef?i okuyorum demek gibi) kullanildigi çesitli türleri vardir.

Telmih

?  Bilinen bir olay, kisi, nükte, fikra, atasözünü dolayli biçimde anlatma sanatidir. Telmihin basarili olmasi için okuyucunun dolayli anlatima konu olan düsünceyi kolayca anlayabilmesi gerekir. Divan edebiyatinda özellikle dinsel öyküler, din büyükleri ile kahramanlari, Kur?an ayetleri ve mesnevi kahramanlari telmih konusu olmustur. Örnegin:

Ey nâme sen ol mâh-likâdan mi gelirsin                                  Ekmek  Leyla oldu bre dostlarim
Ey Hudhad-i ümmid Saba'dan mi gelirsin                               Mecnun  oldum pesi sira gezerm
Nîbî

Sair, ikinci dizedeki "Saba" ile Süleyman-Belkis" kissasini animsatiyor.
Tecahül-i arif  

?  Bir anlam inceligi yaratmak ya da bir nükte yapmak amaciyla bilinen bir seyi bilmezlikten gelme sanatidir. Tecahül-i arifin özünü olusturan bu nükte, dört amaç için yapilmis olabilir. Neselendirme (tensid), uyarida bulunma (tevbih), hayret ve saskinlik bildirmek (tehayyür), kendinden geçisi belirtmek (tedellüh).
      Bilinen sey bilinmiyormus gibi anlatilirken genellikle bir incelige dayandirilir. bu yapilirken mübalaga ve istifham sanatlarindan da yararlanilir. Örnegin:

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmus gözümden günbed-i devvâre su
Fuzûlî
"Bilmiyorum dönen kubbe mi su rengindedir
Yoksa gözyaslarim mi gökyüzünü kaplamistir"

      Fuzûlî, kubbenin, yani gökyüzünün mavi renkte oldugunu bilmiyormus gibi davraniyor. Gözyaslarinin gökyüzünü kaplayacak kadar çok oldugunu (mübalaga) belirtebilmek için tecahül-i arif sanatina basvuruyor.

Istiare   ?  Bir sözcügü kendi anlami disinda kullanarak, bir seyi benzedigi baska seylerin adiyla anma sanati. Benzetmenin iki temel ögesi vardir, benzeyen ve benzetilen. Istiare bunlardan birinin söylenmemesiyle yapilir.
      Istiare üç yönden ele alinir: 1. Benzetme amaci bulunur, 2. Sözcük gerçek anlami disindaki mecaz anlamindadir, 3. Sözcügün asil anlaminda kullanilmamasini gerektiren bir durum (karine-i mania) vardir. Örnek:

"Soguk ay öptü beyaz enseni"         
Yahya Kemal Beyatli

      "Ay öpmek" deyisiyle ay canli bir varliga benzetilmistir. "Öpmek" sözcügü asil anlaminin disinda mecaz anlamiyla kullanilmistir. Öpmek sözcügünün asil anlaminin kullanilmasina olanak yoktur çünkü ayin dudagi olmaz. Sair burada, istiare sanatiyla anlatimi daha etkili, daha estetik ve heyecanli hale getiriyor.
      Istiare genel olarak üç çeside ayrilir. Yalnizca benzeyenin söylendigi istiareye "açik istiare" (istiare-i musarraha) denir. Örnek:

"Bir hilâl ugruna yarâb ne günesler batiyor"
Mehmet Akif Ersoy

Ersoy, benzetilen günesi söylerken, benzeyen askerden sözetmiyor.
      Yalnizca benzetilenin söylendigi istiareye de "kapali istiare" (istiare-i mekniye) denir. Örnek:

Her taraf kirik dökük
Dallarin boynu bükük
"Kederliyiz" der gibi
Orhan Seyfi Orhon

      Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan sözedilmiyor. Boynu bükük sözcügü ile insanin bir özelligi vurgulaniyor.
      Benzetmenin temel ögelerinden yalnizca birisiyle çok sayida benzerligi siralayarak yapilan istiareye ise "yaygin istiare" (istiare-i temsiliye) adi verilir. Örnek:

Bin gemle baglanan at saha kalkiyor
Gittikçe yükselen basi Allah'a kalkiyor
Son macerayi dinlememis varsa anlatin
Râm etmek isteyenler o marûr, âsil atin
Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da
Bostur köpüklü agzina gemler vurulsa da...
Costukça böyle sel gibi bagrindaki hisleri
Bir gün basinda kalmayacaktir seyisleri!                            Faruk Nafiz Çamlibel

Çamlibel, milleti magrur bir ata benzeterek çok sayida benzerligi siraliyor.
Hüsn-i talil   ?  Nedeni bilinen bir olayi, düssel ya da gerçekdisi bir olaya baglama yoluyla yapilan edebi sanattir. Hüsn-i tevcih olarak da bilinir. Siirin iki dizesi arasinda baglanti kurarak anlam ve anlatima incelik vermek amacini tasir. Bu sanatta öne sürülen neden ile gerçek neden arasinda mutlaka anolojik bir bag bulunur. Nedeni bilinen olay güya, sanki, acep, acaba, meger gibi sözcüklerle bir ihtimale dayandirilirsa bu tür hüsn-i talil'e sibh-i hüsn-i talil adi verilir. Örnek:

Müzeyyen oldi bezendi bag-i çemen
Meger ki baga haber geldi yârdan bu gece
Ahmedî
"Bahçe, süslenmis feslegenlerle bezendi
Meger sevgili bu gece gelecegini bildirmis."

      Bahçenin bezenmesi, süslenmesi gerçegi sevgilinin gelebilme ihtimali gibi güzel bir düse baglaniyor.

Leff ü nesr  ?  Bir beyitte birbirleriyle ilgili sözcüklerin siralanmasiyla yapilan ve divan siirinde çok sik kullanilan edebi sanattir. Siirin ikinci dizesinde birinci dizede söylenmis en az iki seyle ilgili benzerlik ve karsiliklar verilerek uygulanir.
      Sözcüklerin birinci ve ikinci dizede belli bir sira gözetilerek söylenmesine leff ü nesr-i müretteb (düzenli leff ü nesr) denir. Örnek:

Gonce kilmaz sâd gül açmaz tutulmus gönlümü                 Bakislarin kor ates, gülüsün bir içim  su
Ârzûmend ruh-i leb-i handâninem                                    Biri yakar  biri bogar
Fuzûlî
"Kederli gönlümü gonca memnun etmez, gül sevindirmez
Çünkü ben ben bunlari degil al yanagini ve gülen dudagini istiyorum"

      Gonca, yanak karsiligi ruh ve gül dudak karsiligi leb sözcükleriyle ilgilidir. Fuzûlî, burada düzenli leff ü nesr yapiyor.
      Birinci beytin ikinci dizesinde, birinci dizede söylenenlerle ilgili sözcüklerin ters bir sira izlenmesiyle ya da karisik olarak bulunmasiyla yapilan leff ü nesr'e ise leff ü nesr-i gayr'i müretteb ya da leff ü nesr'i müsevves (düzensiz leff ü nesr) denilir. Örnek:
Yürürem hâsret-i zülf ü meh-rûlar ile
Gündüzin gussalar ile gice kaygular ile
Meâlî
"Sevgilinin saçinin ve ay yüzlü yanaginin hasretiyle
Gündüz kederli gece kaygili gezerim"

      Saç anlamina gelen zülf geceyle, yanak anlamina gelen ruh gündüzle ilgilidir. Birinci ve ikinci sözcüge karsilik ikinci ve birinci sözcükler siralanarak düzensiz leff ü nesr yapiliyor.
Kinaye  

?  Bir sözü ayni zamanda hem gerçek hem de mecazi anlamiyla kullanma sanatidir. Sözün açik söylenmesinin hos olmadigi durumlarda alay, saka, sitem amaciyla kullanilir. Bu kullanista sözün geçek anlamindan bir sonuç çiksa da geçerli olan mecazi anlamidir. Örnegin Seyhülislam Yahyâ?nin, "Dilber gelince bezme yüzü güldü asikin" dizesinde bir kisinin gerçek yüzünün gülmesini anlamaya bir engel yok. Ama asil anlatilmak istenen asigin çok sevinmis olmasidir (mecazi anlam).
      Türkçe deyimlerin çogu mecazi anlamlariyla kullanildigi için kinayedir. Kinayede sözün baska bir anlama gelmesi olasiligi yoksa bu türe "kinaye-i karibe" (yakin kinaye) denir. Eger sözün anlami gizleniyorsa kinaye "kinaye-i baide" uzak kinaye) olarak adlandirilir. Nitelenen tek özelligi belirten kinayeye "kinaye-i müfrede" (tek kinaye), birkaç özelligi birden belirten kinayeye de "kinaye-i mürekkebe" (birlesik kinaye) adi verilir. Örnek:

Bulamadim dünyada gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafi diken
Sümmanî

      Gül ve diken hem gerçek hem mecazi anlamlariyla kullaniliyor. Ancak asil kastedilen mecazi anlamlari. Sair hem birlesik kinaye hem uzak kinaye yapiyor.


Tariz   ?  Birini küçük düsürmek ya da biriyle alay etmek amaciyla söylenecek sözü tam tersi bir sözle nükte yaparak anlatma sanatidir. Tariz de gerçek ya da mecaz anlam yerine dogrudan zit bir anlam kullanilmasi söz konusudur.

Teshis-ü intak   Cansiz varliklari, ya da hayvanlari kisiler gibi davrandirma, canlandirma, konusturma, onlara duygu ve hareket gibi nitelikler kazandirma sanatidir. Insan disindaki cali varlik ya da hayvanlara insan özelligi verilmesine teshis, onlarin konusturulmasina ise intak denir. Teshis ve intak daha çok fabllara kullanilir. Teshise örnek:

Mahmur uyanir gölgede binlerce ziyâlar
Çöller düsünür, gün düsünür, gölgeler aglar
Emin Bülend Serdaroglu

      Sair, isigi uyandiriyor, çöller ve günü düsündürüyor, gölgeleri aglatiyor. Bunlarin hepsi insan özellikleri. Üst üste teshis sanati yapiyor.

DIVAN EDEBIYATINDA KONULAR 

?  Divan siiri konu bakimindan çok çesitlidir. Genel tanimdan da anlasilacagi gibi öncelikle din disi ve dini siir olmak üzere ikiye ayrilir. Din disi siirde baslica türler söyle siralanabilir: Bahariye, cemreviye, dariye, fahriye, iydiye, medhiye, mersiye, gazavatname, sakiname, hamamname, sahilname, kiyafetname, surname, lugaz, muamma, hicviye, hezliyat, tarih düsürme ve sehrengiz. Dini-tasavvuf siirinin türleri de söyledir: Tevhid, münacat, na't, maktel-i Hüseyin, miraciye, hilye, mevlid, kirk hadis, menkibname.
      Din disi düzyazi türleri: Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münseat, sefaretname.
      Dini-tasavvufi düz yazi türleri: Evliya tezkiresi, kisas-i enbiya, siyer.
      Divan hikayelerinde hem siir hem düzyazi örnekleri kullanilir. Hikayeler dinsel ve destansaldir. Çift ya da tek kahramanli ask hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazilmistir.

DIVAN SIIRINDE ARUZ ÖLÇÜSÜ  

?  Divan siirinin ölçüsü "aruz"dur. Aruz?da açik ve kapali heceler çesitli kaliplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde siralanir. Sairler eserlerini yazarken seçtikleri kaliba mutlaka uymak zorundadir. Aruz, esas olarak hecelerin uzunlugu kisaligi temeline dayanan siir ölçüsüdür. Ilk kez Arap dilcisi Imam Halil bin Ahmed tarafindan kullanildi. Türklerin Islamiyet?i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetisen sairlerin Farsça?yi edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatina da girmesini sagladi.
      Aruzda heceler uzun ve kisa olarak ikiye ayrilir. Uzun heceler çizgi (-), kisa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kisa heceler çesitli biçimlerde yan yana gelerek kaliplari olusturur. Bu kaliplar yan yana gelis biçimlerine göre, fâilâtün, fâilün, mefâilün ve benzeri degisik adlarla anilir. Aruz ölçüsüyle siir yazmak için sözcükleri bu kaliplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanakli degildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kisa okumak gerekir. Sik rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kisa okuma) adi verilir. Zihaf, aruzda kusur sayilir.
      Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki gibi duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayilari esit olmayabilir. Dize sonlarindaki heceler kisa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle baslarsa, bu sesli harf birinci sözcügün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcügün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kisa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl yani ulama denir.
DIVAN EDEBIYATI NAZIM BIÇIMLERI

a. Biçimlerine göre

?  Divan siiri, nazim biçimleri bakimindan zengindir. Nazim biçimleri beyit ve bend temeline dayanir. Beyit temeline dayananlar "ayni" ve "ayri" uyakli (kafiyeli) olmak üzere ikiye ayrilir. Ayni uyaklilarin baslicalari "gazel", "kaside" ve "müstezat"tir. Ayri uyakli tek nazim biçimi ise "mesnevi".
      Bend?lerden olusan nazim biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrilir. Tek bendliler "rubai" ve "tuyug", çok bendliler ise "musammat" ana basligi altinda toplanan "murabba", "sarki", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muasser", "tasir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun disinda "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek misra) anilabilir.



Uyak (kafiye) 

?  Siirde dize sonlarindaki ses benzerligidir. Türk halk siirinde ayak olarak adlandirilir. Uyakta ses açisindan benzesen sözcüklerin anlam bakimindan farkli olmalari gerekir. Siirde ses benzerligi yoluyla uyum saglamak ve genellikle okuru etkilemek amaciyla kullanilan uyak, sözlü edebiyat ürünlerinde hatirlamayi ve ezberi kolaylastiran bir ögedir.
      Ses benzerliginin niteligine göre uyaklar çesitli türlere ayrilir. Yalnizca bir ünsüzün (sessiz) benzestigi uyaklara "yarim uyak" denir. En az bir hecedeki ünlü (sesli) ve ünsüzün benzedigi uyaklara "tam uyak" ya da "yalin uyak" adi verilir. Birden fazla hece arasindaki ses benzerligi ise "zengin uyak"tir. Yazilis ve söylenisleri ayni oldugu halde, anlamlari farkli olan sesiz sözcüklerle ya da bu sözcüklerin yan yana gelmesiyle yaratilan ses karmasasi sonucu ortaya çikan benzerlige "cinasli uyak" denir. Uyak, divan edebiyatinda aruz kadar büyük önem tasir. Divan siirini belirleyen temel ilkelerden biri uyak düzenidir.

Beyit ?  Siirde sonlari uyakli, iki dizeden olusan, kendi içinde bagimsiz bir yapisi ve anlam bütünlügü bulunan birimdir. Bir beytin her dizesi kendi içinde bir bütün olabildigi gibi, birinci dizedeki anlam ikinci dizede de sürebilir. Beyit uzun siirlerde anlatim birimi olarak sik kullanilir. Güçlü ve özlü söyleyislere uygun oldugu için bagimsiz tek bir siir olarak da yazilabilir. Ya da baska siir biçimlerinin bir parçasi olarak ele alinabilir. Divan edebiyati beyit temeline dayalidir.
      Divan edebiyatinda, bir beyitteki iki dize kendi içinde iki parçaya ayrilir. Birinci dizenin ilk parçasina sadr, son parçasina aruz ya da harb denir. Ikinci dizenin ilk parçasi ibtida, son parçasi acz ya da darb'dir. Sadr ile aruz, ibtida ile acz arasinda kalan bölüm hasv olarak isimlendirilir. Uyakli bir beyite "beyt-i musarra", uyaksiz olanlara "ferd" ya da "müfred" denir. Divanlarda müfredler müfredat adiyla ayri bir bölümde toplanir. Uyakli beyitlerin oldugu bölüme de "metali" denir. Örnek beyit:

Biz bülbül-i muhrik-dem-i sevkâ-yi firaakiz
Âtes kesilür geçse sabâ gül-senimizden
Selimî (Padisah 2?nci Selim)

Misra (dize)

?  Manzum edebiyat yapitlarinin her bir satirina verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmis beytin yarisina da misra denir. En küçük anlamli nazim birimi olan misra, bir siirin parçasi olabilecegi gibi, bagimsiz bir bütün de olabilir. Yani tek misralik siirler de olabilir. Divan edebiyatinda kendi içinde bir bütün olusturan misralara misra-i azade (bagimsiz misra) adi verilir. Ayrica bir beyitin birbirinin anlamlarini tamamlayan ya da aralarindaki anlam bagi kesin olmayan misralarina da ayni isim verilir. Yetkinligi, saglam yapisi, özlü ve çarpici anlatimiyla dikkat çeken, her zaman kolayca animsanabilen, dilden dile dolasan misralara "misra-i berceste" ya da sah-misra denir.

Bend (kita)  

?  Siirde iki ya da daha çok misradan olusan birimdir. Siirin içerigi ve biçimine göre düzenlenir. Kitanin yapisini siirin ölçüsü, uyak düzeni ve misra sayisi belirler. Iki beyitlik kitalara divan siirinde rubai, halk siirinde dörtlük denir. Bu tür kitalarin uyak (kafiye düzeni) birinci ve üçüncü misralari serbest, ikinci ve dördüncü misralari kafiyelidir (yani ab cb seklinde.) Bazen birinci ve üçüncü misralar kendi aralarinda, ikinci ve dördüncü misralar da kendi aralarinda uyakli (yani ab ab) seklinde de olabilir. Birinci, ikinci ve dördüncü misralari kafiyeli (yani aaba seklinde) olan kitalara nazim denir. Murabba, muhammes, sarki gibi nazim biçimlerinin her bendi parça anlaminda kita diye adlandirilir.
      Divan siirinde kita mahlassiz (imzasiz) siirdir ve misralari arasinda anlam bütünlügü vardir. Bir düsünceyi, hikmeti, nükteyi, yergiyi, övgüyü, yasam anlayisini konu edinebilir. Beyit sayisi ikiden fazla olan kitalara "kita-i kebire" denir. Divanlar düzenlenirken kitalara en sonda bagimsiz siirler olar yer verilir. Bu bölüme de "mukattaat" denir.
Mesnevi  

?  Bu siir türünün genis tanimini www.edebiyatturk.net "edebiyat" bölümünde bulabilirsiniz.
Kaside ?  Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amaciyla yazilan siirlerdir. Kaside sairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden olusur:
      Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, asikane duygular yer aliyorsa "nesib", bahar, doga, bayram gibi konulara deginiliyorsa "tesbib" adi verilir.
      Ikinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten olusur ve burada sair medhiyeye (övgüye) geçecegini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalidir.
      Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asil konu anlatilir. Beyit sayisi konuya ve saire göre degisen medhiye bölümü kasidenin en sanatli beyitlerini içerir.
      Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasinda degisir. Kasidenin basinda ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
      Besinci bölüm fahriyedir. Sair bu bölümde de kendisini över.
      Kasidenin son bölümü duadir. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapilan kisi için dua edilir.
      Kasideler, nesib bölümünde ele alinan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandirilir. Uyaklarina göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandirilir. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti "beyt-ül kaside"dir. Sairin adinin geçtigi beyite ise "tac beyit" denir.
Gazel ?

  Divan edebiyatinin en yaygin kullanilan nazim biçimidir. Önceleri Arap edebiyatinda kasidenin tegaüzzül adi verilen bir bölümü iken sonra ayri bir biçim halinde gelismistir. Gazelin beyit sayisi 5-15 arasinda degisir. Daha fazla beyitten olasan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adini alir.
      Matla beytinin dizeleri kendi aralarinda uyaklidir (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyakli olur. Birden fazla mussarra beytin bulundugu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adiyla bilinir. Ilk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olmasi gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olmali gerekir) denir.
      Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "sah beyit" adiyla anilir. Bunun yeri ya da sirasi önemli degildir. Bazi gazellerin matlasini olusturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasinin ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Sair mahlasini (sairin takma adi, ya da tanindigi ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anilir. Sairin mahlasini tevriyeli kullanmasina "hüsn-i tahallüs" denir.
      Dize ortalarinda uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemis ya da beyit sayisi 5?in altinda bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Baska sairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüstürdügü gazellere "tahmis", "terbi" adi verilir. Bütün beyitlerinde ayni düsüncenin ele alindigi gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalikli biçimde söylenmis gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandirilir.
      Gazeller konularina göre de çesitli isimlerle tanimlanir. Aska iliskin aci, mutluluk gibi içli duygularin dile getirildigi gazeller "asikane", içki, yasama bos verme, yasamdan zevk alma gibi konularda yazilanlara "rindane" denir. Asikane gazellere en iyi örnek Fuzûlî?nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî?nin gazelleridir. Kadinlari ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örnegin Nedîm?in gazelleri, "suhane", ögretici nitelikli gazellere, örnegin Nâbî?nin gazelleri, "hakimane gazel" denir.
      Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazilmis gazeller de vardir. Gazelleri makamla okuyan kisilere "gazelhan", gazel yazan usta sairlere ise "gazelsera" adi verilir.
      Gazel, Türk müziginde ise siirin bir hanende tarafindan dogaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.

Rubai   ?  Kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik (misralik) nazim birimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyakli, üçüncü dize serbesttir. Iki beyitlik kitalar biçiminde yazilmis rubailer de vardir. Her dizesi birbiriyle uyakli rubailere "rubai-i musarra" ya da "terane" adi verilir. Rubainin aruzun hezec bahrinden 24 kalibi bulunur. Bunlardan mef'ûlü birimiyle baslayan 12 kaliba "ahreb", mef'ûlün birimiyle baslayan öbür 12 kaliba da "ahrem" denir. Kaliplarin sonu "faül" ya da "fa" birimiyle biter.
      Rubainin her dizesi ayri bir ölçüde olabildigi gibi, dört dizesi de ayni ölçüde olabilir. Türk divan siirinde daha çok ahreb kalibina rastlanir. Rubailer genellikle mahlassiz siirlerdir. Ve divan sairlerinin divanlarinin sonunda rubaiyyat basligi altinda siralanirlar. Bu türün tartismasiz en büyük sairi Ömer Hayyam?dir.
      Türk edebiyatinda Mevlana?nin Farsça yazdigi felsefi rubiler bu türün hizla yayilmasina neden oldu. Kara Fazlî, Fuzûlî 16. yüzyilda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatinda 17. yüzyil rubainin altin çagi oldu. Azamizade Haletî, yazdigi bin kadar rubai ile en büyük Osmanli rubai sairi olarak tanindi. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustasi ise Yahya Kemal Beyatli?dir.
Musammat 

?  Ayri bir nazim biçimi olmamakla birlikte gazeil ve bazi kasidelere uygulanan bir tekniktir, Bendlerden kurulu nazim biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muasser, terbi, tahmis, tasdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, tasir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addir. Ilk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. Ilk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnizca uyak bakimindan uyusmasi durumunda musammat müzdevic musammat adini alir.
Terci-i bend / terkib-i bend   ?  Uyaklari gazel biçiminde düzenlenmis "hane" adi verilen 5-10 beyitlik siir parçalarinin (genellikle 5-12 hane) "vasita" denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine baglanmasindan olusan nazim biçimidir. Vasita beyitinin her hanenin sonunda degismesi durumunda siir terkib-i bend olur.

Müsemmem ?  Sekiz dizeden olusan bendler halinde yazilmis musammatlardir. Az kullanilmistir. Divan edebiyatinda en bilineni Seyh Galib'in Esrâr Dede'nin ölümü üzerine yazdigi mersiyedir.
Tuyug ?  Halk edebiyatindaki mani türüne benzer tarzda yazilmis musammatlardir. Tuyuk da denir. Çogunlukla her beytinin birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklidir. Sadece Türklere özgüdür. Aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalibiyla yazilmasi nedeniyle rubai'den ayrilir. Bazen dört misra birbiriyle kafiyeli olabilir.

Tahmis ?  Bir gazelin her iki dizesinin basina ayni ölçüde üç dize ekleyerek olusturulan nazim biçimidir. Tahmis genellikle baska bir sairin gazeline yapilirsa da, kendi gazellerinden tahmis olusturan sairler de vardir. Basarili bir tahmis'te asil beyit ile eklenen dizeler anlam bakimindan kaynasmis olmalidir. Basa eklenen üçer misra gazelin matlasi ile ayni kafiyede olur. Diger beyitlere eklenen üçer misra ise o beyitlerin ilk misralari ile kafiyelidir.
Tardiye ?  Bes dizelik bentlerden olusan musammat türüdür.
Tasdir ?  Tahmisin degisik bir seklidir. Tahmiste bir baska sairin gazelinin her beytinin basina üç dize eklenirken, tasirde her beytin iki misrasinin arasina üç misra eklenir. Tasdire "mutarraf tahmis" de denir.

Tesdis ?  Terbî ve tahmise benzer. Ancak baska bir sairin yazdigi bir gazelin her beytinin üzerine dört dize daha ekleyerek altili beyitler haline getirilmesiyle olusur. Tesdis tek bir beyite de uygulanabilir. Divan edebiyatinda çok az kullanilmistir. Tahmis türünde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.

Tesbi ?  Bir baska sairin bir gazelin her beytinin matlasina 5 dize daha eklenerek yedili beyitler haline getirilmesiyle kurulur. Tahmis ve tesdis türünde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir. Tesbi de eklenen dizelerin kafiyesi, mevcut dizelerle aynidir.

Tasir ?  Ikili dizelerler yazilmis bir gazelin her beytine 8 dize daha ekleyerek 10'lu beyitler haline getirilmis gazel türüdür. Tahmis ve tesdis türlerinde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.
Tezmin

?  Ikili dizelerler yazilmis bir gazelin her beytine 6 dize daha ekleyerek 8?li beyitler haline getirilmesidir. Tahmis ve tesdis türlerinde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.
Muasser

?  Ayni ölçüde onar dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Ilk bendin on dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin ise ilk iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Ilk beytin son bendinin her bendin sonunda aynen yinelendigi muasserlere "mütekerrir muasser" denir. Bendlerin son beytinin ilk bendin uyagina uygun olarak her bendde degismesiyle yazilan muasserler ise "müzdeviç muasser" adiyla tanimlanir.

Muhammes  ?  Ayni ölçüdeki beser dizelik bendlerden olusa nazim biçimi. Ilk bendin 5 dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Son bir ya da iki dize, her bendin sonunda aynen tekrarlaniyorsa bu muhammese "mütekerrir muhammes", bu dizelerin ilk bend ile yalnizca uyak yönünden uyustugu muhammeslere ise "müzdeviç muhammes" adi verilir. Bend sayisi 4-8 arasinda degisir. Muhammeslerde çogunlukla felsefi düsünceler, tasavvuf konulari ele alinir.

Murabba ?  Ayni ölçüde dörder dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Murabbalarda ilk bendin dört dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son dizesi ilk bendle uyaklidir. Son dizenin her bendin sonunda aynen yinelendigi murabbalara "mütekerrir murabba" denir. Her bendin son dizesi ilk bendle yalnizca uyak açisindan benzesiyorsa murabba "müzdeviç murabba" diye tanimlanir. Murabbalarin uzunluklari 4-8 bend arasinda degisir. Konulari çogunlukla dinsel ve didaktiktir. Övgü, yergi, manzum, mektup, mersiye gibi türlerde yazilmislardir. Murabbalarda her vezin kalibi kullanilabilir. Halk edebiyatimizdaki kosmalara benzerler.

Müseddes  ?  Ayni ölçüde altisar dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Ilk bendin bütün dizeleri birbirleriyle, sonraki bendlerin bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Ilk bendin son ya da son iki dizesi her bendin sonunda yinelenirse "mütekerrir müseddes", sonraki bendler ile ilk bend yalnizca uyak yönünden benziyorsa "müzdeviç müseddes" adini alir. Müseddeslerin uzunlugu 5-8 bend arasinda degisir. Konulari tasavvuf ve felsefedir.
Müstezat  ?  Arapça ziyade sözcügünden gelir. Bir gazelin her dizesine bir kisa dize ekleyerek olusturulan siir biçimidir. Çogunlukla aruzun "mef?ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalibi kullanilarak yazilirlar. Her dizeden sonra bu kalibin ilk ve son birimleri olan mef?ulü/ feûlün kalibina uygun bir kisa dize söylenir. Eklenen bu kisa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayilmadigi için iki uzun iki kisa dizeden olusan 4 dize bir beyit sayilir. Kisa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlami bir bütün olusturur. Ziyadesi bir satirdan fazla olan müstezatlar da vardir. Tez ziyadeli müstezatlara "sade" çitf ziyadeli olanlara ise "çift" adi verilir.

Sarki ?  Divan siirinde bestelenmeye uygun ölçü kaliplari ile yazilan ve çogunlukla 4 dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de olusabilir. Üçüncü dizeye meyan adi verilir. Ve bu dizenin anlam bakimindan daha özlü olmasina dikkat edilir. Dördüncü dizeye ise nakarat denir. Ask, sevgili, ayrilik, içki, eglence gibi konularda yazilir. Divan edebiyatinin ilk sarki yazari Naîlî-i Kadîm?dir. 28 sarkisiyla Nedîm de bu türün en güzel örneklerini vermistir.


b. Konularina göre nazim-nesir türleri
Din disi siir türleri

Bahariye  ?  Baharin gelisini, dogadaki degisimleri, çiçeklerin açmasini, kelebeklerin uçmasini konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kisilere sunulup ödüllendirilmek için yazilirlar. Hemen her divanda bir bahariye bulunmasi gelenegi vardir. Hemen her divan sairinin de bir bahariyesi vardir.

Cemreviye  ?  Divan sairlerinin cemre düsmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kisilere sunmak için kaleme aldiklari kaside türüdür. Örneklerine az rastlanir. Cemrenin bahar müjdecisi olmasi nedeniyle bir bahariye niteligi de tasir. Cemreviyelere genellikle tesbib ile baslanir. Kasidenin diger bölümlerinde bir degisiklik yapilmaz.

Fahriye ?  Divan sairlerinin kendilerini ya da bir baska sair ya da kisiyi övdükleri siirlerdir. Genellikle kaside türünde yazilirlar. Fahriye ayni zamanda kasidelerde sairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulundugu besinci bölüme verilen isimdir.

Mersiye   ?  Bir ölünün ardindan duyulan üzüntü ve aciyi anlatmak, ölen kisiyi övmek amaciyla kalema alinan düzyazi ya da siirdir. Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kisiye de mersiyehan denir. Lirik bir anlatimin egemen oldugu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend biçiminde yazilir. Ayrica kaside ve terci-i bend biçiminde yazilmis manzum mersiyeler de vardir. Yahyâ Bey, Sami Fünûnî, Rahmî, Fazlî, Nisîyi, Müdâmi?nin, Kanuni Sultan Süleyman?in oglu Sehzade Mustafa için yazdiklari mersiyeler gibi. Ayrica savaslarda kaybedilen yerler için yazilan mersiyelere "vatan mersiyesi" denir. Hayvanlarin ölümü için yazilmis mersiyeler de vardir.
ÖRNEK MERSIYE Seyh Galib



Medhiye   ?  Bir kimseyi övmek için genellikle kaside biçiminde yazilan siir ya da düzyazidir. Az olmakla birlikte gazel, mesnevi, musammad gibi nazim biçimlerinde mediyeler de vardir. Padisah, vezir, seyhülislam gibi devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, baska din ve tarikat büyükleri için yazilmislardir. Bu türün en güzel örnegini Nef?î vermistir.
ÖRNEK MEDHIYE Nef'î Gazavatname  

Gazaname olarak da bilinir. Ordunun akinlarini, savaslari, kahramanliklari, zaferleri anlatilan düz yazi ya da siir biçimindeki edebi türdür. Arap edebiyatinda "magazi" diye bilinir. Türk edebiyatinda ilk gazavatname örnekleri 15. yüzyilda yazilmaya baslanmistir. Kâsîfi?nin Gazaname-i Rum?u bu türün örnekleri arasindadir.

Sahilname  ?  Divan sairlerinin Istanbul kiyilari ile buralardaki yerlesim yerlerini, yasayis biçimlerini anlattiklari siirlerinin genel adidir. Örneklerine az rastlanir. Genellikle mesnevi biçiminde yazilmislardir.

Sâkiname ?  Divan edebiyatinda gerçek ya da mecaz anlamiyla içki ve içki alemlerinin övülerek anlatildigi siir türü. Mesnevilerin bölüm sonlarinda bazen sakiname basligiyla iki beyitlik küçük parçalar olarak yer alir. Türk edebiyatinda 17. yüzyilda büyük gelisme gösteren sakinamelerin ilk örnegini Isretname adli yapitiyla Revânî vermistir.

Kiyafetname ?  Insanlarin fiziksel görünümlerini esas alarak karakterlerini açiklamaya çalisan eselerdir. Bu türün kiyafet bilimiyle ugrasanlarina "kayif" ya da "kiyafetsinas" adi verilir. Divan edebiyatinda kiyafetnamenin ilk örnegi Hamdullah Hamdi?nin ünlü Kiyafetname adli eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26 baslik altinda karakter tahlilleri yer alir. Nesîmi?nin Kiyafet-ül Firase?si de önemli bir örnektir.

Surname ?  Sehzadelerin sünnet, kadin sultanlarin evlenmeleri nedeniyle yazilan siir ya da düzyazi biçimindeki eserlerdir. Yazildiklari dönemin toplumsal yasamina iliskin bilgiler de verdikleri için tarihi bir özellik tasirlar. Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler. Figani?nin Kanuni Sultan Süleyman?in ogullarinin sünnetini anlattigi Suriyye Kasidesi türün en iyi örnegidir.

Hamamname ?  Hamamlari, hamam eglence ve sohbetlerini, hamamdaki güzelleri betimlemek için yazilan kaside, gazel, mesnevi gibi nazim eserlerdir. Divan edebiyatina ilk kez Deli Birader lakabiyla taninan Gâzalî?nin Besiktas?taki bir hamami anlatan siiri ile girmistir.


Sehrengiz ?  Bir kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan eserlerdir. Daha çok klasik mesnevi biçiminde kaleme alinan bu yapitlar tevhid, münacaat, na't gibi bölümlerle baslar. Daha sonra kentle ilgili bilgiler verilir ve kente övgü düzülür. Bazen bahar ve doga betimlemeleri yapildiktan sonra kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir. Divan edebiyatinda ilk sehrengizi yazan Pristineli Mesihi?dir.

Hicviye ?  Bir kisiyi, kurumu, toplumsal olayi, gelenegi yeren söz, düzyazi ya da siir türüne verilen addir. Hicviye, gazel, kaside, murabba, muhammes gibi nazim biçimleriyle yazilmistir. Divan edebiyatinda en önemli hicviyelerden biri Nef?î?nin Siham-i Kaza?sidir.
ÖRNEK:

KITA
Simdi hayl-i suhan-verân içre
Nef?î mânendi var mi bir sair
Sözleri Seba-i Muallâka?dir
Imrülkays kendidir kâfir
Seyhüslam Yahyâ

(Sair, "sairler içinde Nef?î'nin bir esi yoktur. Onun siirleri Kabe?nin duvarlarina asilan siirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, Imrülkays?in ta kendisidir" diyor. Kafir ayni zamanda begenmeyi ifade eder. Seyhülislam Yahya, Nef?î?yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka" Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asilan siirlerdir. Imrülkays ise siirleri Kabe?de asili ve müslüman olmayan bir sair. Sonuçta Seyhülislam Yahya, Nef?î?yi "kafirlikle" suçluyor.)

KITA
Bize kâfir demis mütfî efendi
Tutalim ben anca diyem Müselmân
Varilinca yarin Rûz-i Cezâya
Ikimiz de çikariz anda yalan
Nef?î

(Nef?i de bu kitayla Seyhülislam Yahyâ?ya yanit veriyor. "Müftü efendi bana kafir demis. Tutalim ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarin Rûz-i Ceza?da ikimiz de yalanci çikariz. Çünkü kafir olan kendisidir.")

Hezliyat ?  Alayli bir dille kaleme alinmis nazim türüdür. Kaba sakalara, taslamalara ve sövgülere yer verilir. Hezeliyat olarak da bilinir. Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur. Konu sakayla karisik alayli bir dille anlatilir. Nev?izade Atai?nin Bahayi-i Küfri eseri bu türün örnegidir. Bayburtlu Zihni?de hezliyatin usta sairlerindendir.

Tarih düsürme ?  Önem verilen bir olayin, yilini göstermek üzere ebced hesabiyla bir cümle, biz dize ya da beyit söyleme sanatidir. Tarih dizesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalniz noktali harfler hesaplanacaksa tarih-i mücevher, yalniz noktasiz harfler esas alinacaksa tarih-i mühmel denir. Bazen dizedeki harflerin sayi degerlerinin toplami tarihi tam olarak göstermez. Bu tür tarihlere de tamiyeli tarih denir.

Muamma ?  Belli kurallara göre düzenlenip çözülebilen ve yaniti tanrinin sifatlarindan biri ya da bir insan adi olan manzum bilmecedir. Muamma beyit, kita gibi küçük nazim biçimleriyle yazilir. Ama mesnevi parçalariyla yazilmis muammalara da rastlanir. Ali Sir Nevai, Fuzûlî, Nâbî, Kinalizade Ali Efendi, Sümbülzade Vehbi ve Fitnat Hanim?in yazdigi çok sayida muamma vardir. Edirneli Emrî Çelebi ise 600'den fazla muammasiyla bu alanin en ünlü sairidir. Örnek:

Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
Iki yoktan na çikar fikr idelim bir kerre
Nâbî

(Bu beyitte yok anlamina gelen iki edat var. Bunlar "nâ" ve "bî". Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nâbî.)

Lugaz ?  Herhangi bir nesnenin ya da varligin özellikleri anlatilarak yazilan manzum bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanilan bir söz oyunudur. Muamma?dan farki konusunun daha genis olmasidir. Çogunlukla soru biçiminde düzenlenir. En önemli özelligi içinde çözüme iliskin ipuçlarinin bulunmasidir. Divanlarin son bölümlerine konur. Eglendirici ve ögretici olanlarin yanisira ögretici ve dinsel lugazlar da vardir. Lugazlar yazarlarinin imzasini tasidigindan halk edebiyatindaki bilmeceden ayrilir. Bütün lugazlar, "Bir acayip nesne gördüm", "Ol nedir kimdir" ya da "Nedir ol kim" gibi kaliplasmis sözlerle baslar. Örnek:

Nedir kim ol iki yüzlü münâfik
Nümâyan çihresinde levn-i âsik

Gezer dünyayi hem bî-dest ü pâdir
Mukim-i hâne-i ehl-i ginâdir

Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî?met

Gehi Müslim kiyâfetle be-didâr
Gehi sekl-i firengide nümûdâr

Kirilsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat?â

Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adidir mihr-i dirahsân

Eger kim olmasaydi kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid

Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyi
Yanindan gitmese virmez safâyi
Sünbülzade Vehbî

(Sair bu lügazda "altin"i anlatiyor.)
Dariye ?  Divan siirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adi verilir. Divan sairlerinin caize (armagan alma) amaciyla ortaya çikan firsatçiliklari sonucu gelismis bir türdür. Bazilari gazel tarzinda da yazilmistir. Yeni yaptirilan kösk, saray, yali benzeri binalar için yazilir. Sair eserden çok az bahseder hemen yaptirani övmeye geçer. Binalar için hazirlanan kitabeler de bir tür dariye sayilir.

Rahsiye ?  Atlar için yazilmis kaside. Nesib bölümünde atlar övülür. Nef?î?nin IV. Murad?in atlarini övdügü rahsiyesi meshurdur. Örnek:
Bâreka?llâh zih?i rahs-i humâyun-sîmâ
Ki komus nâmini sultân-i cihan bâd-i sabâ

Ne sabâ sâika dersem yarasir sür?atte
Ki segirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ

Birakir ani dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger sâtir-i endise ile pâ-der-pa

Düsmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ

Kus yetismez der idim olmasa tayyâr eger
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î

Dini konulardaki türler

Tevhid ?  Tanrinin birligini ve ululugunu anlatan siirlere tevhid denir. Genellikle kaside biçiminde yazilirlar. Tevhidde tanrinin büyüklügü, sifatlari, kudretinin sonsuzlugu, tasvir ve hayal edilebilen seylerden soyutlanmasi, hiçbir seyin ona es ve benzer olamayisi, bütün kudret ve ilimlerin ona ait olusu gibi özellikler sanatli bir üslupla anlatilir. Tanri karsisinda kulun acizligi vurgulanir. En ünlü tevhid manzumesini Nâbî yazmistir.
Münacat ?  Konusu tanriya yakaris olan siir. Genellikle kaside, ender olarak da gazel, kita, mesnevi biçiminde yazilmistir. Türk edebiyatina 13. yüzyildan sonra girdi. Divan sairlerinin genellikle divanlarinin basina koyduklari münacatlarin temel konusu, zayif ve çaresiz durumdaki insanin yüce ve güçlü tanriya yalvarip ondan yardim istemesidir.

Na?t?  Hazreti Muhammed?i övmek amaciyla yazilmis siirlerdir. Hazreti Muhammed?in çesitli özellikleriyle mucizelerinin dile getirildigi bu siirler daha çok kaside biçimiyle yazilmistir. Na?t?lara divanlarin basinda tevhid ve münacaatlardan sonra yer verilmistir. Na?t yazmakla ünlü kisilere na?t-gü, özel dinsel törenlerde na?t okuyanlara ise na?t-han denir. Fuzuli?nin "Su Kasidesi divan edebiyatinin en taninmis na?t?idir. Türk tasavvuf müzigindeki bir form da bu adla bilinir.

Maktel-i Hüseyin ?  Hazreti Hüseyin?in Kerbela?da sehit edilisini konu alan ve acikli bir üslupla yazilan eserlerin tümüne verilen isimdir. Daha çok Sii yazarlar tarafindan kaleme alinmistir. Lirik-didaktik bir üslupla ve yalin bir dil kullanilarak yazilmislardir. Türk edebiyatindaki en en önemli Maktel-i Hüseyin, Fuzûlî?nin yazdigi Hadikatü?s-Süeda adli eserdir.
Miraciye ?  Hazreti Muhammed?in göge yükselisini konu alan edebi yapitlardir. Tek basina bir kitabin konusunu olusturabildigi gibi, eserler içinde bölümler halinde de yer alir. Genellikle kaside ve mesnevi seklinde yazilmistir. Miraciyelerde coskulu bir söyleyis, didaktik özellikler ve sanatli bir üslup egemendir. Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yaman?in yazdigi Miraciye bu türe örnektir.
Hilye ?  Hazreti Muhammed?in fiziksel ve kisisel özellikleriyle örnek davranislarini konu alan eserlere "hilye" denir. Zamanla hilye'nin kapsami genislemis halifeler için de hilyeler yazilmistir. Divan edebiyatinda bu türün ilk örnegi Hakani?nin Hilye-i Hakani?sidir. Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafindan yazilmasi gelenegi de ortaya çikmistir.

Mevlid Hazreti Muhammed?in dogumunu ve kisaca yasamini övgüyle anlatan yapitlardir. Dinsel Türk müziginin dogaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir. Mevlidler çogu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmis, halkin anlayabilecegi yalin bir dille yazilmistir. Ilk özgün mevlid Ebu?l-Cevzi tarafindan yazilmistir. Ilk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi?nin eseri olan Vesiletü?n-Necat?tir.

Kirk hadis ?  Belli bir konu çerçevesinde toplanmis 40 hadisten olusan yapitlara verilen isimdir. Hadis-i erbain ya da erbaun olarak da bilinir. Hadislerin belli basli konulari Kur?an?in erdemleri, Islamin sartlari, Hazreti Muhammed ve sahabesi, zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve bilgin, siyaset, hukuk, toplumsal, ahlaki yasam ve tiptir. Divan edebiyatinda hat kaygisiyla yazilmislardir.

Menkibname ?  Ya da menakibname olarak adlandirilir. Kahramanlarin, din büyüklerinin, tarikat kurucularinin, ermislerin olaganüstü yasamlarini ve kerametlerini anlatan yapitlardir. Türk edebiyatinda 100?ü askin menkibname yazilmistir. Bu yapitlar içerik yönünden ya bir tarikatla ilgilidir, örnegin Sakib Bey?le Mustafa Dede?nin Sefine-i Nefise adli eseri gibi. Ya da bir ermisi konu edinir, örnegin Müstakimzade Süleyman Saddedin?in Menkib-i Imam-i Azam?i gibi.
Kissa ?  Ögüt verici ve ögretici öykü, fikra, masal, menkibe türü eserlere kissa adi verilir. Çogul söylenisi kisas?tir. Kissa anlatanlara kissa-han ya da kissa-gü denir. En yaygin örnekleri peygamberlerle ilgili kissalari anlatan kitaplardir. Divan edebiyatinda Ahmed Cevdet Pasa?nin Kisas-i Enbiya ve Tevarih-i Huleyfa adli kitabi önemli bir kissa örnegidir. Divan edebiyatinda daha çok mesnevi türünde kaleme alinmislardir. Düzyazi biçimli kissalar da vardir. Bunlarda kullanilan dil çok daha sadedir.

DÜZYAZI BIÇIMLERI ?  Divan edebiyatinda üç tür düzyazi biçimi vardir. Yalin düzyazi, süslü düzyazi ve orta düzyazi. Yalin düzyazida halkin konustugu dil kullanilmis, halk kitaplari, halk öyküleri, Kur?an tefsirleri, hadis açiklamalari bu türde yazilmistir.
      Süslü düzyazida hüner ve marifet göstermek amaçlanmistir. Bu türe genellikle medrese ögrenimi görmüs, Osmanlica?yi iyi bilen yazarlar yönelmistir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarinin göze çarptigi bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermistir. Süslü düzyazida çok ürün verilmis bir alan da tezkire?dir. Bu türün ilk klasik örnegini, 16. yüzyilda Asik Çelebi yazmis ve tezkire gelenegi 19. yüzyilda Fatih Efendi?ye degin sürmüstür.
      Orta düzyazi ise, divan edebiyatinin hemen hemen bütün klasik yazarlarinin yazdigi bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarindan, hüner ve marifet göstermekten kaçinilmis ve içerigin ön planda tutulmus olmasidir. Özellikle tarih, gezi, cografya ve din kitaplari bu türde yazilmistir.

Din disi konularda düz yazi
Tezkire ?  Ünlü kisilerin yasam öykülerinin toplandigi yapit. Sairlerin yasam öykülerini anlatanlara Tezkiretü?s-suara ya da tezkire-i suara, din adamlarinin yasam öykülerini anlatanlara tezkiretü?l evliya, hattatlarin yasam öykülerini anlatanlana tezkiretü?l-hattatin, bilginlerin yasam öykülerini anlatanlara tezkire-i ilmiye, Halvetiye tarikati seyhlerinin yasam öykülerini anlatanlara tezkiretü?l- halvetiye, müzikçilerin yasam öykülerini anlatanlara tezkire-i musikisinasan denir. Tezkireler ilk kez Iran edebiyatinda ortaya çikti. Türk edebiyatinin ilk tezkiretü's-suara?sini Ali Sir Nevai Mecalisü'n-Nefais adiyla yazdi.

Tarih   Geçmis olaylari, geçmis belli bir dönemi, belli bir kisi ya da kahramani çevresi ve dönemiyle birlikte anlatan sanatli düzyazi türüdür.

Sefaretname ?  Siyasal bir görevle yurtdisina gönderilen elçilerin ya da bunlarin yanlarinda bulunanlarin gittikleri yerin durumuna ve özelliklerine iliskin izlenimlerini, görüslerini, olaylari anlattiklari yapitlardir. En taninmis örneklerden biri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi?nin Sefaretnamesi?dir.

Seyahatname    Yazarlarin gezip gördükleri yerlerden edindikleri izlenim ve bilgileri aktardiklari edebi eserlerin tümüne seyahatname denir. Temel amaç, yurtdisi ya da içinde gezilen yerlerin dogal güzelliklerini, toplumsal yasamlarini, gelenek ve göreneklerini tanitmaktir. Seyahatnameler çogu kez tarihsel birer yapit olarak görülür. Piri Reis?in Kitab-i Bahriye?si bu türe güzel bir örnektir.

Siyasetname?  Devlet adamlarina yöneticilik sanatina iliskin bilgiler veren edebi yapitlarin genel adidir. Genel olarak hükümdarlar için kaleme alinmis olan siyasetnamelerde onlarin sahip olmasi gereken nitelikler, saltanatin kosullari ve kurallari anlatilir. Ideal bir devlet örgütünün nasil olmasi gerektigi belirtilir. Ve kötü yönetimlerin zararli sonuçlari açiklanarak, yöneticiler uyarilir. Vezirler ve emirler için yazilmis siyasetnameler de vardir. Siyasetnamelerin en ünlüsü Selçuklu veziri Nizamülmülk?ün Meliksah?in istegi üzerine kaleme aldigi Siyasetname?dir. Türk edebiyatinin en önemli siyasetnamesi ise Yusuf Has Hacib?in Kudatgu Bilig adli kitabidir.
Münazara   ?  Karsit iki ögenin ya da karsit iki görüsün karsilastirildigi yapitlardir. Siir ya da düzyazi olarak yazilabilir. Ya da her iki türden bölümler içeren münazaralar da vardir.

Münseat   ?  Mektuplardan ya da çesitli konulardaki düzyazilardan olusan yapit. Kapsamina göre üçe ayrilir. Resmi yazilardan olusan münseatlar, genellikle devlet büyüklerince kaleme alinan çesitli konulardaki düzyazilardir. Her türden kisiye yönelik yazi türlerinin basliklarini, son sözlerini, bu yazilara uygun düsecek tümceleri, kullanmalari bir araya getiren münseat. Ve son olarak sairlerin mektuplarindan olusan münseatlar.

Din konulu düz yazi
Evliya tezkiresi ?  Din ulularinin gerçek ya da efsanelestirilmis yasam öyküleri ile kerametlerini anlatan yapitlardir. Içinde Islam velilerinin yasamlarina iliskin bilgilerin yaninda vaazlar ve ahlaki ögütler de yer alir. Sinan Pasa?nin Tezkiretü?l-Evliya adli eseri ile Ahmed Hilmi?nin Ziyaret-i Evliya adli yapitlari bu türün divan edebiyatimizdaki baslica örnekleridir.
Kisas-i enbiya  ?  Peygamberlerle ilgili kissalari içeren yapitlarin genel adidir. Ilk kisas-i enbiya Kisai?nin 9. yüzyilda yazdigi Kitabü Kisasi?l-Enbiya adli eseridir. Türkçe kisas-i enbiya kitaplari arasinda Rabguzi?nin 1310?da Çagatay Hani Termasir?in emiri Nasuriddin Tokboga?nin emriyle yazdigi Kisasü?l-Enbiya ve Ahmet Cevdet Pasa?nin Kisas-i-Enbiya ile Tevarih-i Hulefa adli eserleri sayilabilir.


                                    XVI.  YÜZYIL   EDEBIYATI 

Bu  yüzyil  Osmanli   Devletinin    her  alanda  güçlü  oldugu   dönemdir   Özellikle   bilim,  kültür,  sanat  ve  edebiyat  alaninda  önemli  gelismeler  olmus    padisahlarin  kendileri  de   edebiyatla  ugrastiklari  için  ( Y. Sultan  Selim,  Kanuni ) edebiyatçilari    koruyup  sanatlarini  rahatlikla  icra  edebilecekleri  ortami   saglamislardir.
          Bu  yüzyil  Divan  siirinin   Iran  siirinin  etkisinden  kurtulup  kendi  gelenegini  olusturdugu  bir 
yüzyildir.  Siirleriyle  dünya  edebiyatinin  klasikleri  arasina  giren  Fuzûli,   Kanunu  Sultan  Süleyman?dan  iltifatlar  gören  Bâki   bu  yüzyilda  yetismistir. Hatta  Bâki 
                              Cihani-câm-i nazmim si?i Bâki gibi  devr  eyler
                              Bu  bezmin  simdi  biz  de Câmi- i devraniyiz  câna
 ( Câm?in   sarhos  edici  kadehe  benzeyen  siiri  ölümsüz  gibi  dünyayi  dolasir;  simdi  biz de  bu  devrin  Câmi?siyiz ) diyerek  kendisinin  Iran  sairleriyle  ayni  dereceye  geldigini  söyler.
             Bu  yüzyilda  sairler  aruz  ölçüsünü  daha  da  ustalikla  kullanmaya  basladilar.  Dile  Arapça,  Farça  sözcükler  çokça  girdi,  Türkçe  sözcükler  azalmaya  basladi    Bu  durum   Tatavlali  Mahremi,  ve Edirneli   Nazmi    gibi    bazi  sairleri  rahatsiz etmis  Bu  sairler  XV. Yüzyilda  Aydinli  Visali?nin  baslatmis  oldugu ?Türki-i Basit? sürdürerek  Türkçe  yazmak  gerektigini  savunmuslardir.  Ancak  bu  sairlerin  Fuzûli   ve  Bâki  kadar  güçlü  olmayislari  Türkçe  kelimelerin  aruza  fazla  uymamasi  bu  akimin  basarili  olmasini  engellemistir.    Tatavlali  Mahremi?den  bir  örnek
                                      ?Gördüm  segirdir  ol  ala  gözlü  geyik  gibi
                                        Düstüm  saçi  tuzagina   bön  üveyik  gibi          
            Islam  öncesi  ozan,  baksi   geleneginin  bir  devami  sayilan  Asik  Tarzi  Türk  edebiyati  da  bu  yüzyilda  gelismeye  baslamis  Âsik  adi  verilen  sairlerin  saz  esliginde  söyleyip  anlattiklari  siir  ve halk  hikâyeleriyle   yüzyilin  örneklerini  vermislerdir. Pir  Sultan  Abdal,  Köroglu  Âsik  Garip  bunlardan  baslicalaridir.
           Bu  yüzyilda  nesir  alaninda  da  dikkate  deger  çalismalar  yapilmistir.  Tezkire  türünde : Seyhi  Bey,  Latifi , Âsik  Çelebi;  Tarih  türünde : Hoca  Sadettin,  Lütfi  Pasa,   Ibni  Cemal   ve  Selankli  Mustafa  Pasa; cografya  türünde :Seydi  Ali  Reis, Piri  Reis; ani  türünde: Babür  Sahöneml  eserler  vermislerdir

   TÜRKI- I BASIT: XV. Yüzyilda  Aydinli  Visali?nin  Baslattigi  akim  olup  dilde   Türkçe  sözcüklere  daha  çok  yer  vermeyi   Arapça,  Farça  tamlamalar  yerine  Türkçe  deyimler  kullanmayi  atasözleri  ve  halk  deyislerine  yer  vererek  divan  edebiyatinin  dilini  her  kesimin  anlayacagi  dil  haline  getirmeyi  amaçlamistir
                                       ÂSIK  EDEBIYATININ  GENEL  ÖZELLIKLERI
1 ? Halkimizin  ?âsik?  adini  verdigi  saz  çalarak  siir  söyleyen  ozanlarin  siirlerinden  olusur.
   2 ? Eserler Irticalen  olusturulur. Cönk  ya  da  mecmuada  toplanir.
   3 ? Son  dörtlükte  sairin   adi  ya  da  mahlasi  geçer.
   4 ? Dili  yalin  , her kesimin  anlayacagi  Türkçedir,   yöresel  söyleyislere  yer  verilir.
  5 ? Nazim  birimi  dörtlüktür.
   6 ? Hece  ölçüsü   yazilir  ve  daha çok  yarin  uyak  kullanilir.
  7 -  Kosma  semai,  varsagi  ve  destan  gibi  türleri  vardir Kosmalar  isledigi  konuya  göre  güzelleme, 
       taslama,  agit  ve  koçaklama  gibi  adlar  alirlar

               17. YÜZYIL   EDEBIYATI
     Bu  yüzyilda  batida  Rönesans ve  reform   hareketleri yasanirken  Osmanli  imparatoluguiç  karisikliklar   ve  disiplinsizlikler  yüzünden  gerilemeye  baslamistir.
       Ancak   edebiyat  alaninda  önceden  güçlü  temeller  atildigi  için  bu  gerilemelerden  etkilenme  olmamis  aksine  ilerlemeler  devam  etmistir. 
    Divan  edebiyatinda  siir  alaninda  büyük  kaside  sairi  Nefi ,  düsünce  yani  agir  basan  ?Hikeni  ? tarzinda  Nabi, ? Sebki  Hindi? akiminin  etkisinde  siir yazan  Naili  ve  Nesati  gibi  sarler  yetisti.
     Bu  yüzyilda  divan   nesri  de  üç  alanda  devamini  sürdürdü.   Sade  nesirde  :  Evliya  Çelebi,  Naima ve  peçevi  ;  orta  nesirde:  Kâtip  Çelebi,   süslü  nesirde   Veysi  ve  Nergisi  gibi  ustalar  önemli  eserler  verdiler.
   Halk  edebiyati  da  Karacaoglan,  Gevheri, Asik  Ömer,  ve  Kayikçi  Kul  Mustafa  gibi  ozanlarin  Türkçenin  incelikleriyle  beslenen    üstün  eserleriyle  altin  çagini  yasamistir. Ancak  halk  edebiyati  bu  dönemde  Klasik  Türk  edebiyatindan  etkilenmis  Bazi  halk  ozanlari  divan  siiri  tarzinda  eserler  de  vermistir.
 ? Kerem  ile  Asli  ? hikâyesi  bu  yüzyilda  olusmustur
   Dönemin  toplumsal  ve  siyasi  gelismelerinden  dolayi   daha   çok  toplumsal  konular  islenmistir.

  HIKEMI  TARZI  :  17.yüzyilda  Nabi?nin  gelistirdigi  bilgi  ve  ögüt  verme  yani  agir  basan  Atasözü  ve  derin  düsünceler  içeren  cümlelerin  çok  kullanildigi  didaktik  siir  tarzidir.
   ?SEBK-I  HINDI ( Hint  tarzi )  Iran?da  dogup  Hindistan?da  gelisen  bir  akimdir.  Safavi  devleti  zamaninda  Iran?daki  baskilardan  bunalip  daha   serbest  yazabilmek  için  Hindistan?a  giden  Iranli  sairler  tarafindan  olusturulmustur.En  önemli  ustalari  Tebrizli  Saib  ile  Buharali  Sevket!tir.
  17. yüzyilda  Naili  ve  Nesati  18.  yüzyilda  Seyh  Galib  bizde  bu  akimin  etkisiyle  siirler   yazmislardir.
   19. yüzyilda  Fransa?da  baslayip  bizde  Ahmet  Hasim  tarafindan  uygulanan  ?Sembolizm?  bu  akimi  andirmaktadir.
   ÖZELLIKLERI :
   1-  Soyut  ve  sembolik  anlatima  yer  verilir.
  2- Hayal  unsuru  ön  plandadir.
  3 ? Istirap   yönü  agir  basar.
  4 ? Uzun  cümle  ve  tamlamalarla  süslü  anlatima  önem  verilir.
    Bu  akimin  divan  siirine  getirdigi  yenlikler  olarak  söz  oyunlari  yerine  anlam  oyunlari  ve  anlam  derinligine  önem  verme,  açik  ve  düz  söyleyis  yerine  mecazlarla  yüklü  güç  anlasilir  genis  hayallerle  yüklü  bir  anlatim sayilabilir..

                  18. YÜZYIL  TÜRK  EDEBIYATI
        Bu  dönemde  Osmanli  Imparatorlugu  Karlofça  Antlasmasinin  agir  sartlari  altinda  toprak  kayiplariyla  gerilerken   Özellikle  Istanbul?da  olusturulan lale  bahçeleri,  köskle  ve  kasrlarla  zevk  ve  eglence  hayati  devam  etmistir.
        Dönemin  zev  ve  eglence  hayatini  siirlerinde  yansitan   Nedim,halk  siirindeki  kosmalardan  etkilenerek  ortaya  çikardigi  sarkilariyla  ün   kazanmistir.
     Divan  edebiyatinin  zevk  ve  eglence  sairi  olarak  bilinen  Nedim  halk  deyimlerini  yasadigi  çevreyi  ve  yerli  yasami  Kendine  özgü  benzetmeleriyle  siire  sokarak  ?Mahallilesme? ( yerli  hayata  dönüs)hareketini  baslatmistir  Bu  ayni  zamanda  16. yüzyilda  baslayan  Türki  basit  akimini  da  ilerletmek tir.
    18. yüzyilda  Sebk i  Hindi  akiminin  en  önemli  temsilcisi  ve  divan  siirinin  son  ustasi  Seyh  Galib  de  bu  dönemin  ünlü  divan  sairidir. Ancak  divan  edebiyati  Nedim  seyh  Galib  gibi  ünlü  sairlere  ragmen  gerilemeye  baslamistir
    Bu   dönemde  divan  siiri  ile  halk  siiri  arasindaki  etkilesmeler  iyice  artmis divan  sairleri  türkü  ve  kosmalar  yazmis  halk  sairleri  gazellerle  divanlar  olusturmustur.
     Halk  edebiyati bu  yüzyilda   Asik  Sipahi,  Asik  Ali  Asik Bagdadi  Öksüz  Ahmet?gibi  çok  sayida  sanatçi  yetistirmesine  ragmen  altin  çagini  yasayan  16. yüzyili  asamamis  bir  bakima  yerinde  saymistir  Ancak  bu  dönemde halk  edebiyati  ürünleri  sözlü  olarak  kalmayip  cönk  ve  mecmualarla  yazilarak  meraklilarinin  elinde  korunmustur. 
   Tasavvuf  edebiyati alaninda  Erzurumlu  Ibrahim  Hakki  gibi  ünlü  sair  ve  matematik  alimi  yetismis  Ünlü  eseri ?MARIFETNAME?  yi  yazmistir.
   Nesirde  sadelesme  bu  yüzyilda  hizlanmistir. 
      MAHALLILESME :
       Halk  deyimlerini yerli  konulari  toplumsal  yasami   o  güne  kadar  siirde  kullanilmayan  halk  deyimlerini   söz  ve  benzetmeleri  siire  sokarak   Halh  dili  ve  toplumsal  yasamdan  uzak  olan  divan  siirini  yerli  hayata  dönüstürme  hareketidir.
       Siirin  dilini  sadelestirerek  genis  halk  kitlelerinin  siiri  anlamasini  saglamaya  yönelik  olarak  baslatilan  ?Türk?i  Basit ? hareketinin  ilerlemis  sekli  de  sayilabilir
   Böylelikle  Nedim  divan  siirindeki  kaliplasmis  söz  ve  benzetmeleri  degistirerek  bu  siiri  tek  düzelikten  kurtarip  daha  somut  bir  siir  olmasini  baslatmistir.

                          19.  YÜZYIL  EDEBIYATI

          Bu  yüzyil  hem  Osmanli  hem  de  Avrupa?da  yasayan  Türkler  için  zor  bir  yüzyil  olmustur.
         Asya  Kitasinda   yasayan  Türkler  aralarinda   birlik  saglayamadiklarindan  Çarlik  Rusya?sinin  egemenligi  altina  girdiler; Osmanli Imparatorlugu  ise  Rönesansla  gelisen  bati   karsisinda  gerilemenin  sancilarini  çekmektedir.
        Sanayi  ile  gelisen  Avrupa  kendine  yeni   hammadde  pazari  bulma  ve  yeni  sömürgeler  olusturma  amaciyla  Osmanli  içinde   iç  karisikliklar    olusturarak  devleti  içten  çökertme  çalismalarina  baslamistir. Bunun  sonucu  olarak  Osmanli  içindeki  azinliklar  isyana  baslamis  devlet  bu  durumdan  kurtulma  arayisina  girmistir 
      Bu  amaçla  yeniçeri  ocagi  yikilip ?Nizam-i  Cedid ? kurulur, halkla  iletisim  kurma  amaciyla  ilk  resmi  gazete  olan ? Takvim ? i Vakay i? çikarilir  ( 4 Kasim 1931)
    Bu  dönem  edebiyati  19.  yüzyilin  ilk  yarisi  ve  ikinci  yarisi  yani  Bati  etkisinde  gelisen  edebiyat  dönemi  olmak  üzere  iki  kisma  ayrilir.

  19  YÜZYILIN  ILK  YARISINDA  TÜRK  EDEBIYATI.
    Bu  yüzyilda  divan  edebiyati  önemli  bir  sair  yetismediginden  önce  duralama  sonra  da gerilemeye  baslar Yenisehirli Avni, Enderunlu  Vasif, Keçeci zade  Izzet  Molla ve  Leskofçali  Galip  gibi  kisiler  yetismisseler  de  Bunlar  eskiyi  tekrarla  kalmis özellikle  Nedim?in  baslattigi  mahallilesme  hareketi  ile  divan  siiri  halk  siirine  yaklasmaya  baslamistir .
     Halk  siiri  alaninda  Bayburtlu  Zihni,  Dadaloglu,  Seyrani  ve Erzurumlu  Emrah  gibi  kisiler  yetismis  Bunlar  da  bir  önceki  yillardaki  ozanlari  asamamislardir .
       Halk  siiri  ile  divan  siiri  arasindaki  paslasma  bu  yüzyilda  da  sürmüs,  halk  ozanlari  örgütlenmeye  baslamistir. Halk  ozanlari  örgütlenmeye  baslamistir.
    Nesir  alaninda  da  sadelesme  devam  etmis;  özellikle  tercümeler  etkili  olmustur Mütercim  Âsim  Efendi  Füruzabâdi2nin  ?Kamus?l  Muhid?  adli  eserini  Arapçan  Türkçeye  çevirerek  ün  kazanmistir.

     YÜZYILIN  IKINCI  YARISINDA  TÜRK  EDEBIYATI

                               TANZIMAT  EDEBIYATI

       19 Yüzyilin  ikinci  yarisindan  sonra  Osmanli  ordusu  her  alanda yenilmeye basladi  Her  savastan  sonra  büyük  ölçüde  toprak  kaybediliyordu Bu  durumdan  kurtulmanin  tek  çaresi olarak  dönemin  sadrazami  Mustafa   Resit  Pasa Padisah  Abdul  Mecid?e   batili  anlamda  düzenlemeler  yapmayi  önerdi
     Bu  düzenlemeler  1839?da   Gülhane  Parki?nda yeniden  düzenleme,  tanzim  etme  anlamina  gelen ?Tanzimat  Fermani?    adli  resmi  belge  ile  halka  ilân  edildi
    Bu  olaydan  sonra  Osmanli  sinirlari  sonuna  kadar  batiya  açildi  Türk  aydini  batiyi  tanima  olanagi  buldu  Ilk   ögretim  zorunlu  hale  getirildi.Tip  fakültesi  (  mekteb-i  tibbiye), erkek  ögretmen  okulu (  Darü?l  muallimin ),  kiz  ögretmen  okulu  ( Darü?l  muallimat ), Darü?l  Fünun  ( üniversite ), Mektebi  mülkiye ( siyasal  bilgiler  okulu ),  Mektebi  hukuk açildi 
    Azinliklara  yeni  haklar  verildi  ,Askerlik,  adalet, vergi  belirli  kurallara  baglandi   Padisah  kendi  yetkilerini  kanunla  sinirlandirdi.
      Devletin  her  alaninda  görülen  degisim  ve  gelismelere  paralel  olarak  edebiyatta  da  bir  degisimin  hazirliklari  basladi 
    Bu  dönem   edebiyatini  da  üç  kisimda  inceleyebiliyoruz

     I  ? HAZIRLIK  DÖNEMI
      1839 -1850 yillari  arasinda   Akif  Pasa,  Sadullah  Pasa,  Mütersim  Asim,  Etem  Pertev  Pasa  gibi  aydinlarin  bati   edeiyatindan  çevirileriyle   bati  etkisindeki  edebiyatin  hazirlik  dönemi  baslamistir Ilk  olarak  Yusuf  Kânil  Pasa  Fenelon?dan  ?Telenaque?  adli  eseri  Türkçeye  çevrildi. Bunu  Victor Hugo?dan  ?Sefiller (Magdurun  Hikayesi),  Daniel  Defo?dan  Robinson Crusse ..gibi  çeviriler  izledi  Ilk  yari  resmi  gazete  olan  ?Ceride-i  Havadis?  yayin  hayatina  basladi.  28. Mehmet  Çelebi?nin  gezi  notlarinin  yer  aldigi ?Sefaretname?adli  eser   yayinlandi, Böylece  Tanzimat  edebiyatinin  temelleri  atilmis  oldu.

     2 -     1. DÖNEM  TANZIMAT  EDEBIYATI
      1860?da  Sinasi^nin  çikardigi  ilk  özel  gazete  olan  Tercüman-i  Ahval?  gazetesinin  çikmasiyla  baslamistir, 1880?e  kadar  sürmüstür.
     Sinasi,  Ziya  Pasa,  Namik  Kemal, Semsettin  Sami, Ahmet  Mithat  Efendi?gibi  aydinlarin   baslattigi  toplumsal  bir  edebiyattir.   Öncelikle  gerek  dil  gerekse  konu  alarak  halkin  çogunlugundan  uzak  olan  divan  edebiyati  yerine   dili  daha  sade  ve  toplumsal  konulari  isleyen  bir  edebiyat  olusturma  hedeflenmistir.
    Hikâye, roman,  ani,  deneme,  tiyatro, söylesi, makale  ve  elestiri   gibi  yazi  türleri  bu  dönemde  edebiyatimiza  girmis ; ilk  hikâye  ?Letaif-i Rivayet?  Ahmet Mithat  Efendi  tarafindan,  ilk  roman ?Taassuk u Talat  ve  Fitnat?  Semsettin Sami  tarafindan  ilk  tiyatro  örnegi  ?Sair  Evlenmesi? , ilk  makale ?Tercumani  Ahval  Mukaddimesi?   Sinasi  tarafindan  yazilmistir.  Noktalama  isaretleri  de  ilk  olarak  bu  dönemde  Sinasi  tarafindan  ?Sair  Evlenmesi?nde  kullanilmistir.
  ÖZELLIKLERI :
 1 ? Klasik  Türk   edebiyatinin  nazim  biçimleri  olan  gazel,  kaside, murabba ve  terkib-i  bent?gibi  nazim  
       biçimlerinde  toplumsal  konulari  isleyerek  yenilikçi  bir  edebiyatin  temellerini  atmislardir.
 2 ??Sanat,  toplum  içindir ? ilkesini  benimseyerek  vatan,  millet,  adalet,  hürriyet, namus,  vicdan ..gibi 
       toplumsal  kavramlari  edebiyatimizda islediler.
 3 ? Sanatçilari  yenilikçi,  Avrupa  özellikle  Fransiz  kültüründen  etkilenmis politik  kisilerdir.
 4 -  Dili  kismen  sadelestirmis ve  divan  siirine  konu  bakimindan  yenilik  getirmislerdir.
 5 ? Klasisizmin  ve  romantizmin  etkisinde  kalmislardir.

      3 -       II.  DÖNEM  TANZIMAT  EDEBIYATI
     Edebiyatta  tolumsal  konulari  islemenin  güçlesmesi  sonucunda  birinci  dönem  Tanzimatçilarinin  baslattigi  yeniligi  devam  ettirmekle  birlikte  daha  çok  kisisel  konulari  isleyen  ikinci  bir  kusak  yetismistir  1880 ? 1895 yillari  arasinda  edebiyata  hakim  olan  bu  kusaga ?2.  Tanzimatçilar? adi  verilmistir.
    Abdulhak  Hamit  Tarhan, Recaizade Mahmut  Ekrem, Sami  Pasazade  Sezai, Semsettin Sami , Nabizade Nazim ..gibi kisilerin  olusturdugu  bu  edebiyat  akimi  tanzimatçilarin  aksine  politikadan  uzak  tamamen  edebiyatla  ugrasan  kisilerdir.
         ÖZELLIKLERI
 1 ? Bati  edebiyati ndan   yeni  nazim  sekilleri  getirerek  Divan  edebiyatinin  sekil  özelliklerini  yikmislardir.
 2 ? ?Sanat,  sanat  içindir ? ilkesinden  hareketle  sanat  yapmayi  ön  plana  alip  kisisel  konulari   isledikler  ölüm  ve 
       metafizik  konularina  agirlik  vermislerdir
3 ? Sanat  yapma  amaciyla  siire  yeni  duyus  ve  mecazlar  sokarak  dili  iyice  agirlastirmislardir.
 4 ? Realizm  ve  natüralizm  akimlarinin  etkisinde  kalmislardir

          Edebiyat-i Cedide (Servet-i Fünun) (1896-1901)

Servet-i Fünun, daha önce  Recaizade  Mahmut  Ekrem?in  ögrencisi  Ahmet Ihsan tarafindan çikarilan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarinda derginin basina Tevfik Fikret?i getirir. Tanzimat?la   birlikte  baslayan  edebiyati  Avrupa ruhu ve teknigi içinde yenilestirme hareketi, 1896-1901 yillari   arasinda, Servet-i Fünun dergisi etrafinda, Recaizade  Mahmut  Ekrem  önderliginde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmistir.   Böylelikle  Recaizade  Mahmut  Ekrem  ve  Muallim  Naci  arasinda  süregelen  Eski ? yeni  çatismasi  da   yeni  edebiyat  taraftarlarinin  topliluk  haline  gelmesiyle  sona  ermistir.

   Bu    toplulugun    olusturdugu  edebiyat  koluna   toplanilan  dergiden  dolayi ?Servet-i Fünun ?,  bu  toplulugun  yeni  bir  edebiyat  olusturma  amaçlarindan  dolayi  da? Edebiyat-i Cedide?  adi  verilmistir.
   Bu   toplulugu  Ali Ekrem, Cenap Sahabettin, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Faik Ali, Celâl    Sahir, Hüseyin Suat olusturur. Sonradan Halit Ziya da bu gruba katilmistir.
      Siir, roman, hikâye, tiyatro, tenkit ve hatirat türlerinde basarili eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en taninmislari, Siirde Tevfik Fikret, Cenap Sehabettin, Süleyman Nazif; Roman ve hikâyede Halit Ziya Usakligil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçin, Ahmet Hikmet Müftüoglu'dur.
    1901?de   Hüseyin  Cahit  Yalçin?in   Fransizcadan  çevirip  yayimladigi  ? Edebiyat  ve  Hukuk ? adli  yazinin  Fransiz  devrimini  övdügü  gerekçesinden  dolayi   Servet-i Fünun dergisinin  kapatilmasiyla topluluk da dagilir.

ÖZELLIKLERI

1 -  Dönem, 2. Abdülhamit?in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelligi sebebiyle edebiyatçilar içe  dönük
    davranmis,  kisisel konulari, içliligi, aski, karamsarligi, hayal kirikligini, tabiat güzelliklerini, melânkoliyi 
     ve üzüntüyü   islemisler; toplumsal sorunlara deginmemislerdir. Adeta yüksek zümre edebiyati gibidir.
     Bunda  Recaizade?nin      büyük etkisi vardir.
2 -  Fransiz edebiyatinin özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatina adapte etmeye çalismislardir.
   Fransiz realizmi    örnek alinmistir. Toplulugun üslûbu süslü ve sanatli; ruh ve ifade tarzi ise  Avrupai'dir
3 - Tanzimat döneminde baslayan ve benimsenen, dildeki yabanci unsurlari ayiklayarak sade Türkçeye
     geçis    hareketi bu devirde durmus, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye baslanmistir.
4 - Tanzimatçilarin birinci dönem sanatçilari, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i

      Fünuncular ise   Tanzimat?in ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket
       etmislerdir.
5 - Siirde aruz vezni kullanilmakla birlikte, nazim sekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapilmistir.

        nazmi   nesre yaklastirmislar, beyit bütünlügü yerine konu bütünlügünü esas almislardir. Bir cümle
      birkaç     dizede/beyitte  dagitarak  siirin  dilini  konusma  diline  yaklastirmislar ( Verb rible .
6 - Fransiz siirinden alinan sone ve terza-rima gibi sekiller ve serbest müstezat çokça kullanilmistir.

     Kafiyede    kulak kafiyesi benimsenmistir. Romanda ve hikâyede batili anlamda basarili örnekler
      verilmistir.    Romanda   tahlile ve teferruata yer verilmis, modern kisa hikayenin ilk örnekleri bu
    dönemde sekillenmistir.
7 - Roman ve hikâyede olaylar ve kisiler tamamen Istanbul'a, seçkin tabakaya aittir. Romanda realizmden,

    siirde   parnasizm ve sembolizmden etkilenmislerdir.
8 -Bu dönemde gazetenin yerini dergiler almistir: Servet-i Fünun, Malûmat, Mektep, Mütalâa, Hazine-i
   Fünun, Resimli Gazete..
Servet-i Fünun edebiyatina katilmayarak gene batili anlayisla eserler verenler arasinda Ahmet Rasim hatirat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpinar Istanbul'u anlatan romanlari ile yeni Türk edebiyatini desteklemislerdir.
Dönemin Sanatçilari

Tevfik Fikret (1867-1915):
Recaizade ve Hamit?in tesiriyle batili siire yönelmistir. Servet-i Fünun?un siirdeki en önemli temsilcisidir. Ilk siirlerinde ferdî konulari (ask, acima, hayal kirikligi...) isler topluluktan ayri   yazdigi  siirlerde toplumsal   konulara yönelir. Bu anlayisla yazdigi siirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlik, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk?un Vedai, Tarih-i Kadim, Halûk?un Amentüsü adli siirlerinde bu konulari isler. Sanatinin bu ikinci döneminde dinlere de cephe alir, kutsal olan her seye karsi çikar, hatta Istanbul'a dahi küfreder (Sis).

Fikret, aruzu Türkçeye basariyla uygulamistir. Serbest müstezadi gelistirerek serbestçe kullanmistir. Ilk dönemde dili oldukça agirdir. Siiri düz yaziya yaklastirmistir. Ahenge büyük önem verir. Siirlerinde sekil bakimindan parnasizmin etkisi görülür. ?Sermin?, onun çocuklar için ve heceyle yazdigi siirlerden olusan bir eseridir.
Eserleri: Rübab-i Sikeste, Halûk?un Defteri, Rübabin Cevabi, Tarih-i Kadim, Doksanbese Dogru

Cenap Sahabettin (1870-1934): Servet-i Fünun?un Tevfik Fikret?ten sonra en önemli sairidir. Asil meslegi doktorluktur. Ihtisas için gittigi Fransa?da tiptan çok siirle ilgilenerek sembolizmi yakindan takip etmis ve bu akimdan etkilenmistir. Siirde kelimeleri müzikal degerlere göre seçerek kullanir.

Dili oldukça agirdir. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanir. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar. Serbest müstezadi çok kullanmistir. Ayni siirde birden fazla aruz kalibi kullanmistir. Ask ve tabiat degismez konularidir. Sanati, sanat, hatta güzellik için yapmistir. Bolca semboller kullanmis, tabiatla iç dünyanin kompozisyonunu çizmistir.

Düz yazilari da vardir: Hac Yolunda, onun gezi yazisidir.
Suriye Mektuplari ve Avrupa Mektuplari da gezi türündedir.
Diger nesirleri:
Evrak-i Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)

Halit Ziya Usakligil (1867-1945): Servet-i Fünun?un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçisidir. Süslü, sanatli ve agir bir dili ve üslûbu vardir. Batili anlamdaki ilk romanlari yazmistir. Realizmden etkilenmistir. Romanlarinda aydin kisileri anlatir. Mai ve Siyah?taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçisinin temsilcisidir. Kahramanlari yasadiklari çevreye uygun anlatir ve ruh tahlillerine önem verir.

Hikâyelerinde Anadolu hayatina ve köy ve kasaba yasayisina, romanlarinda yalniz Istanbul'a yer verir. Ani ve mensur siir türünde eserleri de vardir.

Romanlari: Mai ve Siyah, Ask-i Memnu, Kirik Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Sürekasi, Sefile...
Hikâyeleri: Izmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadin Pençesi, Onu Beklerken, Aska Dair...
Hatiralari: Saray ve Ötesi, Kirk Yil, Bir Aci Hikâye

Mehmet Rauf (1875-1931): Servet-i Fünun romaninin ikinci önemli ismidir. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardir. Romantik duygulari, hayalleri ve asklari islemistir. Sosyal hayata pek yer vermemistir. Arzu, ihtiras ve ask maceralari temel konularidir. Romanlarinda psikolojik tahlillere önem vermistir. Dili sadedir.

En önemli eseri Eylül?dür. Roman edebiyatimizdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak asktir. Sahis sayisi azdir. Psikolojik tahliller basarilidir.
Romanlari: Eylül, Ferda-yi Garam, Genç Kiz Kalbi, Define, Son Yildiz, Kan Damlasi.
Hikâyeleri: Son Emel, Bir Askin Tarihi, Üç Hikâye, Hanimlar Arasinda, Menekse.
?Siyah Inciler? ise mensur siirlerinden olusur.

FECR-I ATI EDEBIYATI (1909-1912)

              1901?de Servet-i Fünun  toplulugu   dagildiktan sonra 20 Mart 1909 tarihinde Istanbul?da Servet-i Fünun     mecmuasi etrafinda, kendilerine Fecr-i Âtî adini veren yeni bir nesil toplanmistir  Kendilerine  ?gelecegin  isigi   anlamina  gelen  Fecr-i Âti  adini veren  bu  toplulugun   sanatçilar 1910 yilinda bir bildiri yayimlayarak kendilerini kamuoyuna tanitirlar.  .   Bu  ayni  zamanda   edebiyat  tarihinde  kurulusunu  bir  bildiri  ile  baslatan  ilk  topluluktur  (24 Subat 1910, Servet-i Fünun). 
Bildirilerinde,  edebiyatin  ciddiye alinmasi, Bati edebiyatinin daha yakindan tanitilmasi, düsünce ve edebiyat konularinda konferanslar düzenlenmesi    gibi amaçlarinin bulundugunu açiklarlar. 
         Geçmiste kaldigini söyledikleri Servet-i Fünun anlayisini elestirmekle birlikte onlarin da bir adim ötesine gidememislerdir. 
    .  Bunun disinda edebiyatimiza bir yenilik getirememisler bu nedenle de özentici, taklitçi bir topluluk olarak elestirilmislerdir
Baslica   Sanatçilari: 

  Ahmet Hasim, Aka Gündüz (Enis Avni), Ali Canip Yöntem, Yakup Kadri Karaosmanoglu, Mehmet Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Celal Sahir, Faik Ali..

               ÖZELLIKLERI
 1 - Sanatin saygideger ve sahsi oldugu anlayisini benimserler
2 -  Servet-i Fünun?u batili edebiyati tam olarak olusturamamakla suçlarlar.   Fakat   konu, biçim, dil ve
       anlatim yönünden Servet-i Fünunculardan hiçbir farklari yoktur. Onlar, serbest    müztezati  biraz
        daha serbestlestirmisler ve Servet-i Fünuncularin tam kavrayamadigi sembolist siirin güzel
       örneklerini veren sairler yetistirmislerdir
3 - Fransiz edebiyatini örnek alirlar.
4 - Dilleri süslü, sanatli, agdali ve agirdir. Ancak Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmis
5 - Ask, ve tabiati konu olarak islemislerdir. Ask genellikle hissi ve romantiktir. Tabiat tasvirleri ise gerçekçi

       degil, Hasim?de oldugu gibi sahsîdir.
 6 - Kisa ömürlü olan bu topluluk, sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akimlari eserlerine
         uygulamislar,
        Avrupaî edebiyat ile Milli edebiyat arasinda bag olusturmuslardir.
7 - Siire herhangi bir yenilik getirmemisler, Servet-i Fünun?un devami olmaktan öteye gidememislerdir.
8 - Aruzla siir yazan Fecr-i Âtî sairlerinin en taninmis ve en orijinali Ahmet Hasim'dir.
Sanat anlayislarinda birlik ve bütünlük olusturamamalari  ve  1911?de  kurulan  Milli  edebiyatinda  etkisiyle  1912?de dagilmislar, ferdî olarak degisik alanlarda eserler vermislerdir.

 

                     MILLI EDEBIYAT DÖNEMI (1911-1923)

Modern Türk Edebiyatini yaratma amaciyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî topluluklari büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransiz sanatina bagli, dil ve üslûpta Osmanlicayi sürdüren, millî kimlik ve kisilige ulasamamis bir edebiyat vücuda getirmislerdir.
 
Osmanli Imparatorlugu?nun dagilisi sirasinda, Türk aydinlarinin büyük bir bölümü, ümmete bagli Osmanliciligin terk edilerek milliyetçiligin benimsenmesinin, memleketin gelecegi için gerekli olduguna inaniyorlardi. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akimlari dogmus, her sahada millî kimlik arayislari

   Mesrutiyet (1908) 'den sonra memlekette baslayan ve o devirde ?Türkçülük? adi verilen milliyetçilik   hareketi, ?edebiyatta millî kaynaklara dönme? düsüncesinin dogmasina yol açmistir. ?Millî kaynaklara dönme? sözüyle ; dilde sadelesme, aruz vezni yerine hece veznini kullanma, yerli hayati yansitma  amaçlanmistir.. Bunlari gerçeklestirmeyi ülkü edinen edebiyat akimina ?Millî Edebiyat? adi verilmistir
      1911 yilinda Selanik?te çikan ?Genç Kalemler? dergisinde Ömer Seyfettin?in ?Yeni Lisan? adli makalesinin yayimlanmasiyla baslamis,  ?Milli Edebiyat? terimi de ilk defa bu dergide kullanilmistir
   Ilk  temsilcileri:  Ömer  Seyfettin,   Ziya  Gökalp  ve  Ali  Canip  Yöntemdir.
             ILKELERI
     Milli Edebiyat akiminin özellikleri, Cumhuriyet?in ilk on yilinin da bir özeti olmaktadir. Bu çerçeve
 içerisinde, Milli Edebiyat akiminin ilkeleri de su sekilde belirtilebilir:

1 -   Dilde  sadelesme : Dilde sadelesme hareketi 1911 nisaninda Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafindan çikarilan Genç Kalemler dergisinde ?Yeni Lisan? adiyla ileriye sürülmüstür Dilde sadelik, Türkçe karsiligi olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasi. Yalin (süssüz, sanatsiz, özentisiz) bir dille yazma; Istanbul Türkçesini kullanma  konusma dilini yazi dili haline olarak  tanimlanmistir. ?Millî edebiyat'in millî lisan'dan dogacagi?ni (Ömer Seyfettin) söylemislerdir. 
2 -Halk edebiyati siir biçimlerinden yararlanma ve  hece ölçüsünü kullanma :   hece ölçüsü  kullanma davasi ilkin Mehmet Emin'in 1897 Yunan savasi dolayisiyla yayinladigi ?Türkçe Siirler ? adli kitabi araciligiyla    ortaya sürülmüs, Riza Tevfik'in  halk siirleri yolundaki kosma ve nefesleriyle desteklenmis ise de, uzun zaman gerçeklesememis; ancak Birinci Dünya Savasi içinde, özellikle 1917'de Servet-i Fünun dergisi tarafindan ?Sairler Dernegi? adiyla toplanan gençler (Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz,  Halit  Fahri,  Enis  Behiç. ) tarafindan benimsenmistir
   3 - Bu dönemde aruz vezni de bir yandan sürüp gitmis ve Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal gibi üç kuvvetli sanatçinin elinde varabilecegi gelismenin en yüksek noktasina erismistir.
4  - Yerli hayati yansitma davasi  Konu seçiminde yerlilik   Konularini hayattan, ülke sartlarindan seçme
      Millî kaynaklara yönelme  olarak  özetlenir.  Yalniz birkaç sair (Mehmet Emin, Mehmet Akif, kimi siirleriyle Yahya Kemal, Cumhuriyet devrindeki bazi siirleriyle Faruk Nafiz, v.b.) ve daha çok hikâye ve roman yazarlari tarafindan benimsenmistir

a)Siir alaninda, hece vezninin ilk ürünlerini veren sairlerin (Mehmet Emin'den baska) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmislar; bir yandan da, Türkçülük hareketinin ve Ziya Gökalp'in etkisiyle, hece veznine yönelmislerdir. Ne var ki, bunlarin hece vezniyle ortaya koyduklari ürünler, yalniz biçim (dil, vezin, nazim biçimi) kaygisiyla yetinilen, derinligi olmayan, yalinkat manzumelerdir
               Gerçek deger tasiyan siirler, aruzun son üç ustasinin ?Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal? kaleminden çikmistir. Bunlardan Mehmet Akif, önce Tev­fik Fikret'in uyguladigi ?nazmi nesre yaklastirma? hareketini sürdürüp gelistirmis; Ahmet Hasim ile Yahya Kemal ise, bunun tam tersi bir tutumla, ?siir nesre çevrilme olanagi bulunmayan nazimdir; (...) musiki ile söz arasinda, sözden çok musikiye yakin, ortalama bir dildir? (A.Hasim), ve ?siir, nesirden bambaska bir hüviyettedir : musikiden baska türlü bir musikidir? (Y. Kemal) görüsünü savun­mus ve uygulamislardir. Bu üç sair, bir yandan da, Türk siirinde üç ayri akimin temsilcisi olmuslardir : Mehmet Akif, siirde Tevfik Fikret'ten devir aldigi ?Realizm? akimini gelistirmis, ?hayal ile alisverisi olmadigini, her ne demisse görüp de söyledigini, en begendigi meslegin hakikat oldugunu? bildirmis, Fecr-i Âti toplulugundan gelen Ahmet Hasim, Batidan gördügü ?Sembolizm? akimini benimsemis, ?dünyanin sekillerini hayal havuzunun sularinda seyrettigini; onun için, dünyanin taslarini ve bitkilerini renkli bir akis gibi gördügünü? belirtmis; Yahya Kemal de, yine Batida gördügü ?Romantizm? akimini benimsemis ve bu anlayisla, Divan siiri yolunda klasik siir denemelerine girismis; sade dille ve yeni nazim biçimleriyle yazdigi siirlerinde de yine biçim kusursuzluguna, yapmaciksiz ve saglam anlatima önem vermistir ( New  klasik  sair)
             .
     b )  Hikâye ve roman alaninda, bir bölümü  ?Fecr-i Âti? toplulugundan gelen ?Yakup Kadri, Refik Halit), bir bölümü  bu topluluk disinda kalan (Ebubekir Hâ­zim, Ömer Seyfettin, Halide Edip, v.b.) sanatçilar, aralarindaki sanat anlayisi ve dünya görüsü ayriliklarina ragmen, yerli, hayati yansitma konusunda birlesmis görünürler. Tanzimat ve Edebiyat-i Cedide hikâye ve romanlarinda  olaylarin  Istanbul sinirlari içinde kapali durmasina karsilik, bu devirde, hikâye ve roman yurdun her kösesine açik tutulmus, her tabakadan halkin yasayisi konu olarak ele alinmistir. Özellikle köy ve tasra hayatini anlatan basarili ilk örnekler (Ebubekir Hâzim:  Küçük Pasa; Refik Halit: Memleket Hikâyeleri; Resat Nuri: Çalikusu, v.b.) bu devirde verilmistir. Kimi kitaplarinadlari  (Refik Halit: Memleket Hikâyeleri: Ömer Seyfettin: Yalniz Efe - Anadolu romani.) sonradan ?memleket edebiyati? diye adlandirilan bu çigiri açikça belirtir. Ilkin edebiyat  disi bir amaçla, ?tasralarin ne halde olduklarini, köylülerin ne yaptigini, ne istedigini, memleketin neye muh­taç oldugunu yerinde görüp incelemek? için ?Tanin Gazetesi?nin Anadolu'ya gönderdigi bir yazarinin Anadolu'daki sehir, kasaba ve köyleri dokuz ay (1909-1910) adim adim dolasarak hazirladigi röportaj niteligindeki gezi notlari (Ahmet Serif: Ana­dolu'da -Tanin) ve ayni yil içinde ?Anadolu fatihalari? ni dile getirmek amaciyla yazilan, fakat yayinlandigi zaman hiç de ilgi uyandirmadigi halde, Cumhuriyet devrinde dikkati çeken bir roman (Ebubekir Hâzim: Küçük Pasa) ile açilan bu çigir; Refik Halit'in Anadolu sürgününden getirdigi hikâyeler ?Memleket Hikâyeleri? ile genis bir ilgi görmüs; Kurtulus Savasi yillarinda ise Anadolu insaninin çetin alinyazisi üzerine egilme hareketi (Halide Edip: Daga Çikan Kurt, Atesten Gömlek / Yaban, Millî Savas Hikâyeleri) artik zorunlu ve yaygin bir hal almistir
        Gözleme dayanan bu yerli hayati yansitma isteginin sonucu olarak, çogu yazalar Realizm (Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Resat Nuri, Memduh Sevket, v.b), hatta kimileri Natüralizm (Bekir Fahri, Selâhattin Enis, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin, kimi romanlariyla Osman Cemal, v.b.) ilkelerini benimsemislerdir
    Çogu Fransiz (Yakup Kadri, Refik Halit Resat Nuri, Peyami Sata, Abdülhak Sinasi), kimisi Ingiliz (Hailde Edip), kimisi Rus (Memduh Sevke) edebiyatlarinin etkisi altinda kalan bu devir sanatçilarinin bir bölügü de Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüslerdir (Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin     
   c)Tiyatro alanindaki verim, hikâye ve roman kadar basarili sayilamaz. Ger­çi, Mesrutiyetin ilâniyla birlikte birçok tiyatro toplulugu ortaya çikmis; hattâ bir de tiyatro okulu açilip ilk resmî tiyatro (Dârülbedayi-i Osmanî) kurulmus; bunlar eser yetistirmek için pek çok yazar o alanda birtakim denemelere girismis ise de, bunlarin çogu basari çizgisinin çok altindadir. çeviri ve uyarlama arasinda bir tek çevirmenin (Ibnürrefik Ahmet Nuri) uyarlamalari belli bir deger çizgisinin üstüne çikmistir

Bu   Dönemin  Baslica   Sanatçilari
   Bilim yolunda: Ziya Gökalp. Fuat Köprülü. v.b
Siir alaninda : (Aruz vezniyle) Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal Beyatli, v.s.
(Hece vezniyle) Mehmet Emin Yurdakul, Riza Tevfik Bölükbasi, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlibel, v.b.(Bunlardan Ahmet Hasim fikra ve gezi notlari; Yahya Kemal makale; Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz man­zum oyun da yazmislardir.)
Hikaye ve roman alaninda: Ebubekir Hâzim Tepeyran, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adivar, Yakup Kadri Karaosmanoglu, Refik Halit Karay, Ercüment Ekrem Talu, Selâhattin Enis, F. Cemâlettin, Osman Cemal Kaygili, Resat Nuri Güntekin,  )
       (Bunlardan Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Resat Nuri, Sermet Muhtar, Mahmut Yesari oyun da yazmislardir. Içlerinde ani yazanlar da vardir: Ebubekir Hâzim, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halit.
Tiyatro alaninda: Musahip-zâde Celâl, Ibnürrefik Ahmet Nuri, v.b

                   MILLI MÜCADELE DÖNEMI EDEBIYATI

         30 Ekim-19l8'de Mondros mütarekesi ile baslayan ve 9 Eylül 1922'de Yunanlilarin Izmir'de denize dökülmesiyle biten bu döneme, Mili Mücadele dönemi; bu dönemde olusan ede­biyatimiza da Milli Mücadele dönemi edebiyati diyoruz.
          Milli Mücadele Dönemi Edebiyati   Atatürk'ün bir kurtarici olarak Türk milletine önderlik ettigi Milli Mücadele dönemi, ayni zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atildigi dönemdir.
Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak millî bir Kurtulus Savasi'ni baslatir

.Milli Mücadele dönemi edebiyatini kesin sinirlarla diger dönemlerden ayirmak çok zordur; çünkü toplumsal olaylarin baslangiçlari ile bitisleri kesinlikle sinirlandirilamaz. Bu nedenle Milli' Mücadele dönemi edebiyati, Milli edebiyatin ilkeleri dogrultusunda gelisti, bu dönemin sanatçilari, Cumhuriyet döneminde de o günün kosullari içinde eser vermeye devam ettiler.

a  Siir  Alaninda:

Edebiyatimizda Cumhuriyet'in ilk yillarinda yazilan siirler, genellikle Kurtulus Savasi'nin coskusu ve heyecani ile ortaya çikmistir. Bu siirler, coskulu ve heyecan unsuru yogun olan siirlerdir.
Milli Mücadele dönemini anlatan siirler yazan sairlere Faruk Nafiz, Kemâleddin Kamu, Mehmet Âkif Ersoy, Fazil Hüsnü Daglarca, Cahit Külebi, Ceyhun Atif Kansu ve Halide Nusret Zorlutuna'yi örnek verebiliriz.
b)   Nesir  Alaninda

Millî Mücadele dönemi, edebiyatimizda birçok yazar tarafindan islenmistir. Roman, hikâye, tiyatro, deneme, fikra, ani ve hitabet (söylev) gibi bütün mensur türlerde Milli Mücadele dönemini anlatan eserler yazilmistir.
Bu eserlere;Halide Edip Adivar'in "Atesten Gömlek" ve "Vurun Kahpeye", Yakup Kadri Karaos­manoglu'nun "Sadom ve Gomore" ve "Yaban", Refik Halit Karay'in "Çete", Kemal Tahir'in "Yorgun Savasçi", Tarik Bugra'nin "Küçük Aga" adli romanlarini; yine Halide Edip'in "Daga Çikan Kurt", Yakup Kadri'nin "Ergenekon? adli hikâye kitaplarini; Falih Rifki Atay'in "Zeytindag" adli ani kitabini örnek olarak verebiliriz.Kemal Beyatli'nin "Kurdun Disisi ve Yavrulari" makalesi ile Rusen Esref Ünaydin'in Atatürk'le il­gili bir anisini anlattigi "Gazasini Tebrik"

C U M H U R I Y E T      D Ö N E M I      E D E B I Y A T I 
                                   ( 1923?1940)

     19232?te   cumhuriyetin  kurulmasiyla  baslayip  günümüze  kadar  gelen     edebiyattir.  Düsmani  savas  meydanlarinda  yenerek  bagimsizligina  kavusan  Türk  ulusu  tam  bagimsiz  bir  ülke  olabilmek  için   içerde  de  yeni  savaslara  yeni  mücadelelere  baslamistir.
     Uzun  süren  savaslar  ve  egitim  yetersizligi   ülkenin  geri,  ülke  insaninin  da  cahil  kalmasina  yol  açmistir.  Cumhuriyetle  birlikte   teokratik  bir  yönetimden  demokrasiye  geçen   ülkemizde  bir  takim   sosyal  siyasi  ve  kültürel  degismenin  sancilari  baslamistir 
     Atatürk   ilke  ve  inkilaplari   dogrultusunda   yapilan   Latin  Alfabesine  geçis,  yeni   hukuk  sistemi,  Türk  Dil   ve  Türk  Tarih  Kurumunun  kurulmasi   toplumun  aynasi  kabul  edilen  edebiyatta  da   köklü  degisimin  olmasina  yol  açmistir.
           CUMHURIYET DÖNEMI TÜRK EDEBIYATININ GENEL ÖZELLIKLERI
1 - Yazi diliyle konusma dili arasindaki fark ortadan kalkmis dildeki sadelesme çabalari
      araliksiz olarak sürmüs.  ve Istanbul Türkçesi esas alinmaya baslanmistir.
        2- Edebiyatimiz bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmis gerçekçi bir anlayis    güdülmüstür.
3 - Aruz ölçüsü birakilmistir. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanilmistir. Yine bu dönemde siirin

             biçimce daha da serbestlesmesi saglanmistir.
       4 - Edebiyatimiz Istanbul aydinlarinin tekelinden kurtulmaya baslanmistir. Anadolu?dan aydin yetismeye
        baslamistir.
     5 - Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerlesmistir.
     6 -Uluslar arasi düzeyde sanatçi yetismistir.
     7 - Siir, roman, hikaye ve tiyatro- deneme  gibi türlerde önemli gelismeler olmustur .
    8 - Bu dönemden itibaren farkli edebi topluluklar ortaya çikmaya baslamistir.
            Bir   yandan  halk  edebiyati   öte  yandan  Bati  Edebiyati  olmak   üzere   iki  koldan   beslenen  bu                    edebiyat   iki  döneme     ayrilir.
   1 -  1923?ten    1940 ?a   kadar  olan  dönem   ( Ilk  Dönem )
   2 ? 1940 ?tan  günümüze  kadar  olan  dönem  (Son   Dönem)
                                      I L K      D Ö N E M     E D E B I Y T I
       Bu  dönem  edebiyatina  Milli   Mücadele  Döneminin   kahramanlik   ruhu ,  Atatürk    Ilke  ve  Inkilaplari damgasini   vurmustur.
Ayrica     birçok  sair  ve  yazarin   Milli  Edebiyat  Döneminde  sanata    baslayip   ,  Milli  Mücadeleyi  de   yasayarak  bu  dönemde   edebiyat   sanatina   devam  etmesi     bu  dönem  edebiyatinda   Milli  Edebiyat   Akiminin  da  derin  izlerinin  olmasini  saglamistir  
      Milli  Edebiyatla  baslayan  Anadolu?ya   yönelme  bu  dönemde   hiz  kazanmis,   misaki   milliye  sinirlari  içerisinde  Türkiye   milliyetçiligi,  batili  anlamda   çagdaslasma    kalkinma    Atatürk  ve  cumhuriyete   baglilik  sik  islenen  konular   arasinda  yer  almistir.
                  ILK  DÖNEM    EDEBIYATININ   GENEL   ÖZELLIKLERI
   1 ,  Bütün   sair  ve  yazarlar   eserlerinde   açik  sade   halk   Türkçesine   yer   vermistir.
   2 -  Eserlerde,  Anadolu,  Anadolu  cografyasi,  Anadolu?nun  sorunlari  ,  halk ,  millet,   geri  kalmislik,        .  .         Atatürkçülük   ve   gelisip  çagdaslasma   konularina  agirlik  verilmistir.
   3 -  Siirde  Halk  Edebiyatinin  konu  ve  sekil  özelliklerine  uyulmustur.
   4 -  Siir,  roman,  tiyatro  ve  hikaye   türlerine  agirlik  verilmistir

                 ILK   DÖNEM  EDEBIYATINDA   SIIR
         Milli  Mücadele  Nesli  ile   Cumhuriyet  döneminde   edebiyata  baslayan  sanatçilar   ayni  dönemde  eser  vermeye  baslamistirlar  .Kurtulus   savasinin  gündeme  getirdigi   Anadolu    gerçegi  bu  dönem   sairlerinin  yüzünü  Anadolu?ya   çevirmesini    saglamis,  sairler  Anadolu  gerçegine   egilerek   halkin   ihmal  edilisini    geri  kalmisligi   çagdaslasmayi   ve   milli  degerleri  islemislerdir.
     Bu  yolda  ilk   adimi  Faruk   Nafiz   Çamlibel  : ?  Han   Duvarlari   ? adli  siiri  ile   atmis,  ardindan   ayni  gerçegi  isleyen  ?Sanat?  Siirini  yazmistir  
    Anadolu?ya   yönelme  bütün  sairlerin   ortak   ülküsü  olmakla   birlikte, her  sair   kendi  zevki,  sanat   anlayisi   ve   dünya   görüsüne   göre   bu   konuya   yaklasmis; bu  da  bazi   edebî    topluluklarin   ortaya   çikmasini  saglamistir


                             BU   DÖNEMDE    ORTAYA   ÇIKAN   TOPLULUKLAR:
   1 - Bes   Hececiler :
    1 -  Hecenin bes sairi adiyla da anilan bu sanatçilar milli edebiyat akimindan etkilenmis ve siirlerinde
            hece veznini kullanmislardir.        
            2 - Siirde sade ve özentisiz olmayi ve süsten uzak olmayi tercih etmislerdir.
   3 - Bes hececiler siire birinci dünya savasi ve milli mücadele döneminde baslamislardi
   4 - Siirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanliklar ve yigitlik gibi temalari islemislerdir.
  5 - Hece vezni ile serbest müstezat yazmayi da denediler.
           6 - Misra kümelerinde dörtlük esasina bagli kalmadilar yeni yeni biçimler aradilar.
           7 - Nesir cümlesini siire aktardilar ve düzyazidaki söz dizimini siirlerde de görülmesi bes hececiler de
              çok   rastlanan bir özelliktir.
       Temsilcileri:    Faruk  Nafiz  Çamlibel,  Y.   Ziya   Ortaç,   Halit   Fahri  Ozansoy,  Orhan   Seyfi  Orhun,
                                 Enis   Behiç   Koryürek.
II -   Memleketçilik:    Bes   hececilerin  devami  niteliginde   ola   bir   topluluktur.
       Amaci  :  1 -  Eserlerde  Anadolu,   Anadolu  insaninin  sorunlari  ve   Anadolu   cografyasini  islemek.
                       2 -   Atatürk   ilke   ve   inkilaplarinin   yerlesmesini   saglamak.
                       3 -  Ulusal   degerlere  sahip   çikmak
      Temsilcileri:   F.  Nafiz  Çamlibel,    A .   Kutsi  Tecer,  Kemalettin  Kamu,  ve  Ö.  Bedrettin  Usakli
III -   -Mistik  AkimBatida  ? Bergson  Felsefesi?  olarak   bilinen   Anadolu?da   ilk  olarak  Ahmet
                   Yesevi,   Mevlânâ  ve  Yunus   Emre?nin   baslattigi,  dinsel  kaynakli,  maneviyatçi  bir   akindir.
       Amaci :  1 -  Sezgicilikten  hareketle   insan  ruhuna     egilerek  ruhu  irade  yoluyla   terbiye   etmek.           
                      2 -  Ahlâki   yücelterek  ideal  insan   yetistirmek 
                      3 -  Toplumda   sevgi ,    hosgörü    yardimlasma   ve  birligi  güçlendirmek.
         Temsilcileri :Necip   Fazil  Kisakürek,  A.  Hamdi  Tanpinar  ve  Sinasi  Hisarli.
IV -   Yedi  Mesaleciler :   Yazilarini  ?Mesale?  adli  dergide  yayimlayan  ve    siirlerini  ayni
                    adi  tasiyan     kitapta   toplamis  olan  yedi  kisilik  topluluktur.     Cumhuriyet   döneminin  ilk
                    resmi  toplulugudur.
        Amaci  :  1 -  Siirde   canlilik,   samimiyet  ve   sürekli   yeniligi  esas   almislardir.
                        2 -  Sanati   ön   plana   alarak  siirde   hayal  ve   söz  sanatina   çok  yer  vermek.
                       3 - Anadolu?yu yurtseverlik anlayisiyla anlatmayi düsünmüslerdir; ancak pek basarili
                            olamamislardir.
       Temsilcileri : Muammer   Lütfi  Kazanci,  Sabri,  Esat  Siyavusgil,  Yasar,  Nabi  Nayir,   Vasfi  Mahir
                              Kocatürk,   Cevdet  Kudret, Ziya  Osman  Saba   ve Kenan  Hulisi  Koray?dir
ILK    DÖNEM   EDEBIYATINDA   HIKÂYE     ROMAN   VE  TIYATRO  
    Yakup  Kadri   Karaosmanoglu, Halide  Edip,  Resat  Nuri, Refik  Halit  Karay  ....gibi  yazarlar, ikinci  mesrutiyet  döneminde  adini  duyurmus,  bu  dönemde  olgunluk  çaglarini  yasamislardir.
     Bu  dönem  eserlerinde  gerçekçi  bir  anlatim  ve  gözlem   dikkati  çeker.  Duygusalliktan,  yapayliktan,  ve  süsten  uzaklasilmis    gerçekçi  toplumcu  bir  yol   izlenmistir.
     Geri     kalmislik,  batililasma,  batil  inançlar,  batililasmayi  yanlis   anlama, taklitçilik   egitim  yetersizligi  ve   cumhuriyetle  gelen   yeniliklere  yer  verilmistir.
     Bu    konular    islenirken  bir  yandan  toplumun  içinde   bulundugu  duruma    ayna    tutulmus,  bir  yandan  da   aksakliklar,  yanlisliklar   irdelenerek    toplumun  iyiye,  güzele,  dogruya  yönlendirilip    kalkinmasi  amaçlanmistir.
    Yakup  Kadri  Karaosmanoglu  ? Kiralik  Konak ?ta  bozulan  toplumda   idealistlerin  yenik  düsen  ruh  halini ve  üç  kusak (  eski-  cumhuriyetçi-  bati  taklitçisi )   arasindaki   çatismalari  isler.  ?Yaban?da  halkla  aydin  arasindaki  kopukluk  ve  tezatlari, ? Ankara?da ise  cumhuriyet   rejiminin  arayislarini  anlatir.
     Halide    Edip  Türk  toplumunda   kadin  ve  aile  sorunlarina   agirlik  vererek; ? Vurun  Kahpeye ? adli  eserinde   batil  anlayisin  kadina  bakisini, ?Sinekli  Bakkal?da  toplumdaki  insanî  degerleri  gözler  önüne  serer.
     Resat    Nuri,  Anadolu?yu,  Anadolu  insaninin  tutkularini,  özlem  ve  ideallerini  islerken;  Peyami  Safa, ahlâki  degerlere  önem  vermeyen,  dejenere   olmus  insanlarin  ruh  halini anlatir.
       Refik   Halit  Karay:  ?  Memleket  Hikayeleri? nde  Anadolu?nun  geri  kalmisligini, psikolojik  durumunu,  ? Gurbet  Hikayeleri?nde  vatan  topraginin   önemini   ve  ona  bagliligi   vurgular.
       Bu  dönemde   tiyatro  da   önemli  bir  atilim   yapmis;  önce  uyarlamalar,    sonra  yerli  eserler   yayim  alanina  girmistir.
       Bu  eserlerde   islenen  baslica   konular :   örf   ve  adetler,    halkin  bâtil  inançlari,    Türk   Tarihi  Istiklal     Savasi,cumhuriyetin  temel  ilkeleri    dogu-  bati  çatismasi.  Ve  toplumda   bas  gösteren    yolsuzluklardir.
      Faruk  Nafiz?in  ?Akin?  Necip  Fazil?in  ?Reis    Bey ? , ?Tohum?, ?Bir  Adam  Yaratmak?  Necati  Cumali?nin  ?Nalinlar? ve  Turan  Oflazoglu?nun   ?IV.   Murat ?  adli  eserleri  bu  dönemin  en   ünlü  yapitlaridir. 


            SON  DÖNEM  (  1940 SONRASI)   EDEBIYATI
Cumhuriyetle baslayan  yeni  edebiyat  bu dönemde  de  devam  etmekle  birlikte  Ikinci Dünya Savasi sonrasinda  siyasal  ve  toplumsal  yasamdaki  degisme  ve  gelismelere  paralel  olarak  sanat anlayisimizda köklü degisikliklere yol açmis  özellikle  edebyatta yeni  yeni  topluluklarin  olusmasini saglamistir.
 SON DÖNEM  EDEBIYATINDA  ORTAYA ÇIKAN  TOLULUKLAE
1 ? Garipçiler :  ( Birinci Yeniler )
1 1940 yilina kadar gelen bütün siir anlayisina karsi çikan Orhan Veli, Oktay Rifat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklasa ?Garip? dergisini çikarip bu akimi baslatmislardir  Buna ?I. YENI SIIR HAREKETI? adi verildi.  Iki savas  arasinda yetisip hizla degisen  yasamin  etkisiyle geçmiste olan  her  seye karsi  olmalariyla  tannmislardir.. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatinin belki de bütün Türk edebiyatinin en farkli gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almislardir

?Siir halka seslenmelidir? anlayisiyla günlük hayatta olan her seyi siire konu olarak almislardir
               ILKELERI:
              1 ? Siir süsten sanattan,  sairanelikten  uzak  olmalidir.
              2- .Siirde ölçü,  kafiye  ve nazin birimi   gereksizdir.
   3 - Siir fikirleri asilamak isin kullanilmamali.
             4 ? Siirde günlük konusma dili  kullanilmalidir.
             5 - Her  türlü  olay  ve  kisi  siire  konu  olabilmelidir.
   6 - Siirde önemli olan bütün güzelligidir.
II ? Maviciler:

  • Atilla Ilhan?in 1955?1956 yillarinda çikardigi derginin adi olan ?MAVI? nin etrafinda toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü   Denir Özlü,  Tahsin Yücel ve Denitas Ceynun gibi sanatçilari olusturdugu guruptur.
  • Garip akimina tepki olarak çikmistir.
  • Siirin basit olamayacagini zengin benzetmeli, içli, derin olmasi gerektigini savunmuslardir
  • Toplumsal gerçekleri savunmayi benimsemisler
  • Serbest siir gelenegini ilerletmislerdir.

11 -IKINCI YENICILER

  • 1950?lerde ?Garip? akimina tepki olarak çikmistir.
  • Siirin düsürüldügü basitlige son vermek amaciyla ortaya çikmistir.
  • Cemal Süreyya, Ilhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai KARAKOÇ

bu akimin öncüleridir.

  • Sözcüklerin anlami degil söylenisi önemlidir.
  • Her sey insanla baslar insanla biter.
  • Siirin kendine göre bir dili olmali.
  • Siir diger edebi türlerden kesin çizgilerle ayrilmali.
  • Önemli olan kelimelerin anlamlari degil, sairin ona yükledigi anlamlardir.

1940?tan Sonraki Türk Edebiyatinda Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal  konular  Türk demokrasisinde zaman zaman yasanan kesintiler,  soygun eskiyalik, aga ? irgat,  isçi ? patron çatismalari    Sanatçilar arasinda olay ve konulara yaklasim  açisindan yine bir gruplasma görülür  bBunlar
l) Toplumsal  Gerçekçiler:Bu akim ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydali olmak istiyordu. Ilk ürünleri, Anadolu köy romanciligidir. Konulari: isçi-irgat hayati,sinif çatismalari,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgalari  zaman zaman rejim karsiti konulari islemislerdir...
Önemli Temsilcileri:Kemal Tahir: Konularini cezaevi yasantilarindan , Kurtulus Savasi?ndan, eskiya menkibelerinden aldi. Gerçek bir Anadolu romani olusturdu.
Eserleri: Roman:Yorgun Savasçi,Devlet Ana ...
Orhan Kemal: Hayatina girmis yüzlerce kisinin kader ve direnislerini yazdi. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelligidir.

Eserleri :Roman: Murtaza, Hanimin Çiftligi...Tiyatro:72.Kogus...

Yasar Kemal: Genellikle Çukurova insaninin hayat savaslarini siirli bir dille yazdi. Tezli romani savunur. Folklor unsurlari ve güçlü doga tasvirleri görülür.
Eserleri: Roman:Ince Memet, Yer Demir Gök Bakir, Teneke...
Fakir Baykurt: Içinde dogup yetistigi köylülerin hayatini yazmistir.
Eserleri: Roman: Yilanlarin Öcü, Tirpan, Kara Ahmet Destani...Hikaye: Can Parasi.
2 Mili ve Manevi degerleri Benimseyenler :Milli ve manevi degerleri, Türk  kültürü ve kültür emperyalizmini Türk tahini ve ahlâk çöküntüieri sonucunda ortaya çikan psikolojik sorunlari islemislerdir.

 Önemli temsilcileri Peyami Safa Dogu- bati çatismalarini ahlaki çöküsü gelisen   dünya karsisinda insanin yalnizligini ,ruhsal bunalimlarini isler
Eserleri Dokuzuncu Hariciye Kogusu , Yalniziz,  Matamazel  Noralya?nin Koltugu, Mahser, Canan , Sözde Kizlar
Tarik Bugra: Türk Tarihin Tek adamin dengesiz, bazen alayci, bazen acili tedirginligini ele alir.
Eserleri:Roman:Küçük Aga , Ibisin Rüyasi

 Ahmet Hamdi Tanpinar :  Kültür emperyalizmi karsisinda bozulan toplum  ahlakini, milli ve manevi degerleri isler
 Eserleri. Huzur ? Bes  Sehir   Mahmur  Beste ? Saatleri  Ayarlama  Enstitüsü     Sahnenin  Disindakiler
Cemil Meriç: Umrandan Uygarliga, Kirk Ambar, Hint Edebiyati, Magaradakiler, Bu Ülke, Isik Dogudan Gelir
Ahmet  Turan  OFLAZOGLU : Kezban _ Allah?in  Dedigi  Olur  - Sokrates  Savunuyor ? Kösem  Sultan - IV. Murat ? Fatih  Bizans  Düstü  -Elif  Ana
3) Bagimsiz Yazarlar:
Halikarnas Balikçisi(Cevdet Sakir Kabaagaçli): Konularini daima Ege ve Akdeniz kiyilarindan çikardi.; balikçilari, sünger avcilarini...isledi.
Eserleri: Hikaye: Merhaba Akdeniz...Roman: Deniz Gurbetçileri.

.Haldun Taner: Gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanindi. Epik tiyatro türünde eserler verdi
Eserleri: Hikaye: Sishane?ye Yagmur yagiyordu, On Ikiye Bir Var...
Tiyatro:Kesanli Ali Destani, Sersem Kocanin Kurnaz Kocasi......