DÖNEMLERE GÖRE TÜRK EDEBIYATI-LİSE EDEBİYAT KONU ANLATIMI-
ISLAMIYET'TEN ÖNCEKI TÜRK EDEBIYATI
(..?-11.yy.)
A) SÖZLÜ EDEBIYAT DÖNEMI:
M.S.VIII. yüzyila gelinceye kadarTürklerin henüz yaziyi kullanmadiklari dönemdeki edebiyattir. Bu dönem edebiyati, sözlü olarak üretilmis ve kulaktan kulaga yayilarak varligini sürdürmüstür. Bu dönemde edebiyatimizi Samanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemistir.
Genel özellikleri:
- Bu dönem edebiyati müzik esliginde (?kopuz? adi verilen sazla) dile getirilmistir.
- Ölçü, ulusal ölçümüz olan ?hece? ölçüsüdür.
- Nazim birimi ?dörtlüktür.
- Dönemine göre ari bir dili vardir.
- Dizelere genel olarak yarim uyak hakimdir.
- Daha çok doga, ask ve ölüm konulari islenmistir.
- Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kasgarli Mahmut?un ?Divan-i Lügat-it Türk? adli eseridir.
Dönemin ürünleri:
- KOSUK: ?Sigir? denilen sürek avlari sirasinda söylenen siirlerdir. Konusu daha çok doga, ask, savas ve yigitliktir. Bu tür daha sonra Halk edebiyatinda ?Kosma? adiyla anilmistir.
- SAV: Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteligindedir.
- SAGU: ?Yug? adi verilen ölüm törenlerinde, ölen kisilerin erdemlerini ve duyulan acilari dile getiren siirlerdir.
- DESTAN: Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasinda kendiliginden olusan uzun nazim türüdür.
DESTANLARIN ÖZELLIKLERI
1.Toplumun ortak görüslerini yansitmasi
2.Olaganüstü özellikler tasimasi
3.Kisilerinin seçkin olmasi (Kral, Han, Hakan...vb.)
4.Milli dilde söylenmis olmasi
5.Milli nazim ölçüsüyle söylenmis olmasi
6.Oldukça uzun olmasi
7.Konulari bakimindan savas, deprem, yangin, mizah, ünlü kisilerin yasamlari seklinde siralanabilmesi
TÜRK DESTANLARI
Destanlarimiz yaziya geçirilmedikleri için bugün bunlarin ancak konularini bilmekteyiz. Bunlari da Iran, Çin ve Arap kaynaklarindan ögreniyoruz.
A)SAKA DEVRI DESTANLARI
1)Alp Er Tunga Destani: Türk-Iran savaslarinda Alp Er Tunga?nin yigitliklerini ve bu savaslari anlatir.
2)Su Destani: Iskender?le Türkler arasindaki savasi ve Türk hakani Su?nun kahramanliklarini anlatir.
B)HUN DEVRI DESTANI
Oguz Destani, Hun hükümdari Mete?yi ve onun yasamini anlatir.
C)GÖKTÜRK DEVRI DESTANLARI
1)Bozkurt Destani: Göktürklerin disi bir kurttan türeyisini anlatir.
2)Ergenekon Destani: Bir savasta yenilen ve Ergenekon?a açilan Türklerin orada bir demir dagi eritip intikamlarini almalarini anlatir.
D)UYGUR DEVRI DESTANLARI
1)Türeyis Destani: Uygurlarin bir erkek kurttan türeyisi anlatilir.
2)Göç Destani: Uygur Türklerinin anayurtlarindan göçünü anlatir.
NOT: Destanlar olusumlari bakimindan iki grupta incelenebilir.
a)Dogal Destanlar: Halk arasinda ortaya çikan anonim ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir sair tarafindan derlenip düzenlenmistir. Bu türe örnek olarak su destanlari siralayabiliriz.
Iliada, Odysseia Yunanlilarin (Homeros)
Kalevala Finlilerin
Nibelungen Almanlarin
Ramayana, Mahabarata Hintlilerin
Cid Ispanyollarin
Chanson de Roland Fransizlarin
Gilgamis Sümerlerin
b)Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayin dogal destana benzetilerek bir sairce destanlastirilmasidir. Yapma destan örnegi olarak sunlari siralayabiliriz:
Virgilius Aeneit
Dante Ilahi Komedi
Tasso Kurtarilmis Kudüs
Milton Kaybolmus (Kaybedilmis) Cennet
Firdevsi Sehnâme
B) YAZILI EDEBIYAT DÖNEMI
Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.
1) Göktürk (Orhun) Yazitlari (VIII. yy): Bunlarda Çinlilere karsi bagimsizlik savasi yapan, Türk bütünlügünü yeniden kurmak için içte ve dista svasan Göktürklerin hikayesi anlatilir. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazilmistir. Bunlardan en önemli olanlari üç tanedir.
a) Bilge (Vezir) Tonyukuk Yaziti (720-725): Dört bakana vezirlik etmis olan Tonyukuk tarafindan yazilmistir. Daha çok Çinlilerle yapilan savslar anlatilmaktadir.
b) Kül Tigin Yaziti (732): Göktürk hakani olan Bilge Kagan kardesi Kül Tigin?in ölümü üzerine bu abideyi dikmistir.
c) Bilge Kagan Yaziti (735): Göktürk hakani olan Bilge Kagan?in ölümünden sonra yazdirilmis birabidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarindan , törelerinden ve Bilge Kaganin ulusuna diledigi iyi dileklerden söz eder.
* ?Türk? adinin geçtigi ilk yazili belge ve Türk edebiyatinin ilk yazili örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazilar Prof. Thomsen ve Radloff tarafindan okunmustur.
2)Uygur Dönemi Eserleri: Göktürk devletinin yikilmasindan sonra kurulan Uygur hanliklarindan kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarini anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapilan kazilarda ortaya çikarilmistir. Uygurlarin kagida kitap basma teknigini bildikleri anlasilmaktadir. Dönemden kalma birçok hikayenin yaninda ?kökünç? denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardir. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmislardir.
XI - XII. YÜZYIL TÜRK EDEBIYATI
( GEÇIS DÖNEMI EDEBIYATI )
Bu dönem Türk edebiyati bir yandan Islam inanci v bunun getirdigi Arap ve Fars kültürünün etkisine girerken bir yandan da eski Türk Edebiyati gelenegini sürdürmeye çalistigindan bir ikilem yasamistir.
? Geçis Dönemi? olarak da adlandirilan bu dönem edebiyatinda su özellikler görülür:
1 ? Dilde Türkçenin yani sira Arapça ve Fasa sözcükler de kullanilmaya baslanmistir.
2- Uygur Alfabesinin yaninda Arap Alfabesi de kullanilmistir.
3 ? Eski nazin sekilleri yaninda Arap ve Fars edebiyatindan giren nazim sekilleriyle de eserler
verilmeye baslanmistir.
4 ? Dörtlük ve beyit birlikte kullanilmistir.
5 - Hece ölçüsüne devam edilirken aruz ölçüsü de kullanilmistir.
6 - Islam öncesi kültürle Islami kültür iç içedir.
7 - Dini esaslari ögretme esas alinmistir.
8 ? Ideal toplum olusturma çabasi vardir.
9 ? Klasik Türk edebiyati da denilen ?Divan Edebiyati? ve Tekke edebiyatinin ilk örnekleri
verilmis; Türk edebiyatinin üç kola ayrilmasinin ilk adimlari atilmistir.
GEÇIS DÖNEMI ESERLERI
1 ? KUTADGU BILIK : Mutluluk veren bilgi ? mesut olma bilgisi anlamlarina gelir.
XI. yüzyilda, Karahanlilar zamaninda ( 1069 ? 1070)Yusuf Has Hacib tarafindan
Kasgar?da Yazilmis ve Karahanli Hükümdari Ali Hasan Bin Süleyman Han ?a
sunulmustur Eserin hazirlanmasinda Sankrlkçedeki ?Pançatantra?larin ( hükümdar
nasihatleri) , Hinli yazar Beydaba?nin ?Kelile ve Dinme? adli eserinin ve Çin bilgini
Konfiçyüs?ün felsefesi etkili olmustur.
6645 Beyit ve 173 dörtlükten olusan eser Mesnevi nazim sekliyle ve siyasetname türünde
yazilmistir Beyitlerde aruz ölçüsünün fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûl kalibi kullanilmis
Dörtlükler ise hece ölçüsüyle yazilmistir.
19. yüzyildaTürkolog Von Homer tarafindan bulunan eser bugün biri Viyan?da biri Kahire?de ve
biri de Türkitan?in Fergana sehri kitapliginda olmak üzere üç yazma nusha halinde
bulunmaktadir. ( Viyanadaki Uygur digerleri ise Arapçayla yazildigi da söylenir.)
Ideal insan ve ideal devlet olusturmayi amaçlayan Ütopik bir eserdir Eserde adalet,
kanun,mutluluk, akil ve kanaatkarlik sembollerle anlatildigi için ?ALEGORIK? bir eserd
Kün Togdi adli hükümdar kanun ve adaleti
Ay Todi adli vezir :mutlulugu, saadeti
AyToldinn oglu Ögdülmis : akli ilmi ( bilgiyi)
Kardesi ( vezirin ikinci oglu ) Odgurmus : kanaati ve akibeti simgeler.
Kutadgu Bilik?ten Örnekler.
1 Dogrulukla hallederim ben isi
Ayirmam ben bey ya da kul diye kisi
2 ?Gerek oglum, gerek yakinim ya da akraban olsun
Gerek yolcu, gezici gerek konuk olsun
Kanun karsisinda benim için bunlarin hepsi birdir
Hüküm verirken hiçbiri beni farkli kilmaz.
3 ? Hükümdar bak özü dogru ise
Düsündügü ile söyledigi birse dogru insan odur.
4 ? Beyler, iyi insanlari kendilerine yakin tutarlarsa
Kötüler de islerinde iyi hareket etmek zorunda kalir.
5 ? Beylerin etrafini kötüler çevirirse
Memlekete tamamen kötüler hakim olur.
6 ? Fakir, dul ve yetimleri kolla
Bunlari korumak kanunlari gerçekten uygulamaktir
7 ? Açgözlü insana memleket ve mevki verme
Onun memlekette düzeni bozacagindan süphe etme
8 ? Devletin diregi dogru kanundur
Kanun bozulursa devlet durmaz ayakta
9 ? Vücudunu düz dilersen hevesinin boynunu kir
Hevesin ölürse vücudun egrisi düzelir
10 ? Hevesine akil ile hakim ol
NeFsini bilgi ile tutup bastir.
Siyasetnane: Devlet adamlari ya da diger yöneticilere bilgi ve ögüt verme amaciyla yazilmis ahlâki ve didaktik eserlere siyasetname denir.
Selçuklu veziri Nizamül Mülk?ün ?Siyasetname? Koçi Bey?in ? Koçibey Risalesi? bu türün ilk örnekleridir.
Mesnevi :Arapçada ? ikiserli ? anlamina gelir Her biyitin kendi arasinda uyaklanmasiyla olusur. aa bb cc? Ilk olarak Hint edebiyatinda Beydaba?nin yazdigi ? Kelile ve Dimne? de kullanilmistir. Iran sairleri Gencali Nizam ?Penç Genç? te Frdevi ?Sehname? de bu nazim seklini kullanmistir. Bizede ilk olarak ?Kutadgu Bilig? de kullanilmistir
Ayni sairin yazdigi bes mesneviye ?Hamse? denir Bizde ilk olarak Ali Sir Nevai
1- Hayret-ül Ebrar
2 ? Ferhat ü Sirin
3 ? Leyla vü Mecnun
4 ? Seba-i Seyyar
5 ? Sedd ?i Iskender adli mesnevileri yazarak hamse sahibi olmustur.
Mesnevi Çesitleri
1 ? Kahramanlik ve destan mesnevileri : Sehname ( Frdevsi ) Iskendername ( Ahmedi )
2 ? Ask Mesnevileri .Leyla vü Mecnun ( Fuzuli) Hüsrev ü Sirin ( Seyhi )
3- Din ve Tasavvuf Mesnevileri : Mevlid ( Süleyman Çelebi ) Hün-ü Ask ( Seyh Galib )
4 ? Didaktik Mesneviler : Kutadgu Bilig ( Y.Has Hacib ) Risaletü?n Nüshiye ( Y. Emre )
Hayriye (Nabi)
5 ? Mizahi Mesneviler : Harname ( Seyhi )
6 ? Sehir Mesnevileri : Sehrengiz-i Bursa ( Lami )
7 ? Eglence ve Dügün Mesnevileri : Sürname ( Ahmedi )
Mesnevinin Bölümleri :
1 ? Dibace 2 ? Tevhid 3 ? münacaat 4 ? Na?t 5 ? Miraciye 6 ? Methi Cehar-i Yâri Gizin
7 ? Methiye 8- Sebebi Telif 9 ? Agazi Destan 10 ? Hatme
II DIVANÜ LUGATI?T TÜRK: Türk Dili Sözlügü anlamina gelir 1072 ? 1077tarihleri arasinda ( XI. Y.Y ) Kasgarli Mahmut tarafindan yazilmis ve Abbasi Halifesi Ebulkasim Abdullah?a sunulmustur.
Yazarin amaci Araplara Türkçeyi ögretmek oldugundan eser Arapça yazilmistir 7500 Türkçe sözcügün karsiligi maznun ve düz yazi metinlerinden yaralanilarak verilmistir.
Eser Türkçenin ilk sözlügü olmakla birlikte Türk Dili, tarihi Türklerin yasadigi cografi bölgeler Türk örf ve adetlerini de anlatan büyük bir Türkoloji kaynagidir.
Eserin yazarin kendi el yazisiyla yazmis oldugu aslinin kopyasi bugün Istanbul- Fatih Milli Kütüphanesinde bulunmaktadir ( yazimindan 192 yil sonra Samli Mahmut tarafindan çogaltilmis )
III ATABETÜ?L HAKAYIK : Hakikatler Esigi anlamina gelir XII.Yüzyil sonlarinda Edip Ahmet tarafindan yazilmis Türk ve Acem ülkesinin meliki Emir Muhammet Dad Sipihsalar?a sunulmustur Dini ve Ahlaki bilgiler içeren 40 Beyit ve 101 dörlükten olusan esrde de Kutatgu bilikte oldugu gibi hem hece men de arzun fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûlün / fe?ûl kalibi kullanilmis
-1918 yilinda Necip Asim tarafindan bilim dünyasina tanitilan eser 14 bölümden olusmustur.
1 ? Tanriya Övgü 2 ? Reygambere övgü 3 ? Dört Sahabenin övgüsü 4 ? Emir Muhammet Dad Sipihsalar?in övgüsü 5 ? Kitabin yazilis sebebi 6 ? Bilginin fydasi, bilgisizligin zarari hakkinda 7 ? Dilin korunmasi 87 ? Dünyanin dönekligi 9 ? Cömertlik ? cimrilik 10 ? Alçakgönüllülük ve kibir hakkinda 11 ? Hirs 12 ? Af etme ve diger iyilikler hakkinda 13 ? Zamanin bozuklugu 14 ? Yazarin özrü.
DIVAN-I HIKMET Gerçek ve ahlâka dair kisa ve özlü söz demektir. Sairin kedisi ise eserini ? Varliklarin en iyisini bilgilerin en iyisiyle bilmek? olarak açiklar.Din ve Tasavvuf konularini isleyen siirlere de ?Hikmet? denir Ahmet Yesevi tarafindan XII. Yüzyilda yazilmistir.. Uygur Türkçesi ve Hakaniye lehçesiyle kaleme alinan eser konu bakimindan tasavvur sekil bakimindan halk edebiyatina uygundur.
IV - MANAS DESTANI : Kirgiz Türklerine ait olup dünyanin en uzun destanidir Eser manasin dünyaya gelisini ve ogullarini anlatir.
Sekizli hece ölçüsüyle yazilmis yarim uyak kullanilmis olan esrde aliterasyonlara çok yer verilmistir. Alman bilim adami Prof. Wilhelm Raddloff 1862 -1869 yillari arasinda Kirgiz Türklerinden derlemis ve kisaca ?Proben? diye taninan eserinde yayinlamistir.
DIVAN EDEBIYATI VE KAVRAMLAR
DIVAN SÖZCÜGÜNÜN TANIMI
? Divan sözcügünün sözlük bakimindan iki anlami vardir: Belli bir kalipla yazilan ve besteyle okunan siir türüne divan denir. Kalip "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" seklindedir. Divan sözcügü, ikinci olarak, divan tarzinda siir yazan sanatçilarin eserlerini topladiklari kitap anlamina gelir. Divan, klasik Türk müziginde ise en az üçer kitalik siirlerden bestelenen sarkilari tanimlar. Bu kitalar birbirlerinden ara nagmelerle ayrilir. Her kitanin basinda genellikle "ah", "yâr" gibi bir terennüm sözcügü eklenir. Kitalardan biri yer yer ritimsiz okunacak sekildedir. Bir diger kita da "dogaçlama" görüntüsü vermesi amaciyla tümüyle ritimsiz olarak bestelenir. Divan, ayni zamanda Islam devletlerinde idari yargi, maliye, askerlik ve yönetimle ilgili isleri yürüten kurul ve dairelere verilen addir.
Divan sairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladiklari kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarinin adlariyla anilirlar. Örnegin Nedîm Divani, Fuzulî Divani gibi.
Divan ? Sairlerin siirlerini belli bir düzen içinde topladiklari kitaplardir. Bir tür antoloji olarak görülebilir. Zamanla divanlarda siirler belli bir düzene göre siralanmaya basladi. Bu elemeye "divan tertibi" bu tür divanlara da "mürettep divan" adi verilir. Tam bir divanda sirasiyla, kaside (tevhid, münacat, na't, medhiye), tarih, musammat, gazel bölümleri yer alir. En sonda da lugazlar, muammalar, müfredler, azadeler bulunur. Divanda gazeller kafiye ve rediflerinin son harfinin Arap alfabesindeki sirasina göre dizilir. Yani elif?ten baslayip ye harfine kadar. Her harften en az bir siir olmasi sarttir. Ama buna uymayan sairler de olmustur.
Divançe ? Küçük divan anlamindadir. Düzen ve konulari divanlarla aynidir. Yine kaside, tarih, musammat, gazel ve kita sirasini izler. Ama bir divançede bu bölümlerden en az biri eksik olur. Divançe, belli türleri seven sairlerin bilinçli bir seçimi olabildigi gibi, bir sairin divan dolduracak kadar siir yazamadan ölmesi nedeniyle de olusabilir. Figânî ve Fâzli?nin divançeleri bu türdendir.
Hamse Bir sairin 5 mesnevisinin bir araya getirilmesiyle olusturulan yapittir. Hamse yazari sairler hamse sairi ya da hamsenüvis diye bilinir. Türk edebiyatinda 16. yüzyilda gelismeye basladi. Ilk hamseyi Çagatay sairi Ali Sir Nevai yazdi. Divan edebiyatinin ilk hamsesini yazan sair de Hamdullah Hamdi?dir. Hamse türüne düzyazinin girisi ise 17. yüzyilda gerçeklesti. Nergisi hamseye düzyaziyi sokan ilk yazardir. Çogunlukla hüzünlü asklarin konu edinildigi hamselerde soyut kavramlari isleyen mesnevilere de yer verilir. Hamse sahibi divan yazarlari edebi çevrelerde büyük saygi görürdü.
DIVAN EDEBIYATININ TARIHÇESI ? Divan debiyati, Türklerin, 13 ve 19?uncu yüzyillar arasinda Anadolu?da yarattiklari Islam kültürünün ortak özeliklerini yansitan, genis ölçüde Arap ve Fars edebiyatinin etkisini tasiyan yazili edebiyat türüdür. Ancak divan edebiyati, Türklerin Islam dinini kabul ettikleri ilk dönemlerden baslayarak Orta Asya ile Azerbaycan?da ortaya çikan ve ayni nitelikleri tasiyan divan edebiyati ile karistirilmamalidir. Divan edebiyati tanimi tümüyle Anadolu'ya özgüdür.
Tarihsel süreçte dindisi ve dini tasavvuf olmak üzere iki kolda gelisti. Siir ve düzyazi alanindaki en eski örnekler 13. yüzyildan kalmistir.
Divan edebiyatinda baslangicindan beri siir, düz yazidan daha önde gitmis ve daha gelismistir. Bunun belki de en önemli nedeni, siirin sanatçinin yaraticiligini ortaya koymasina daha uygun olmasidir. Divan siiri, söz ve anlatim sanatlarini kullanarak, yeni manzumlar bularak okuyucusunu daha kolay etkiler. Düz yazi dalinda ise agir basan, öne çikan özellik "ögretici" olmaktir. Bu nedenle anlam gözardi edilir ve belagat önem kazanir.
Divan edebiyati yazarlarinin beslendikleri kaynaklar, basta dinsel inançlar, yani Islami inançlar olmak üzere Islami ilimler, Islam tarihinin olaylari, tasavvuf, Hint-Iran kökenli söylenceler, peygamber kissalari, evliya menkibeleri, çagin bilimleri, günlük olaylar, gelenek ve görenekler, terimler, deyimler, atasözleri ile zenginlesen bir dildir.
Dünyevi ve tanrisal ask
? Divan siirinde ask büyük yer tutar. Ama bu ask hem dünyevi hem de tasavvufidir. Tasavvufa baglanan sairin amaci, "mutlak güzellik" olan "tanriyi bulmak"tir. Tanrisal ask, maddi askla baslar. Bir güzele asik olan sair, duygularini daha sonra soyutlama yoluyla tanrisal aska dönüstürerek tanriya kavusmak için çabalar. Aski din disi bir anlayisla isleyen sairlerin siirlerinde ise tapinilacak bir varlik olarak kadin önemlidir. Ama bu tür siirlerde kadin asigini sürekli üzmekte, yasamdan bezdirmektedir.
Dil konusunda Arapça ve Farsça?nin etkisinde kalan divan edebiyatinda sözcükler çok büyük önem tasir. Her sözcük tam anlamiyla ve yerli yerinde kullanilmalidir. Divan edebiyati, anlatim açisindan "belagat kurallarina" siki sikiya baglidir. Sanatçilar ustaliklarini sergileyebilmek için bu kurallara olabildigince özen gösterirler.
Sairler, tesbih, istiare, hüsn-i talil, ilham, kinaye, leff ü nesr, tecahül-ü arif, telmih, mecaz, mecaz-i mürsel, teshis ü intak gibi söz ve anlatim sanatlarini kullanarak özgün siirler olusturmaya çalisir. Divan edebiyatinda siirin estetik kurallarina uymak, çogu zaman konu ve içerikten öne geçmistir.
DIVAN EDEBIYATINDA SANATLAR
Tesbih ? Sözü daha etkili kilmak amaciyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasinda benzerlik kurma sanatidir. Örnegin, "Tilki gibi kurnaz adam" bir tespihtir. Insan kurnazligiyla bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir tesbih'te dört öge bulunur:
Müsebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örnegimizde "tilki".
Müsebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayif olan. Örnegimizde "adam".
Vech-i sebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasindaki ortak nitelik. Örnegimizde "kurnazlik".
Edat-i tesbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasinda benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç islevi gören sözcük. Örnegimizde "gibi".
Örnegin "Yol yilan gibi kivriliyor" dendiginde, "yol" benzeyen, "yilan" kendisine benzetilen, "kivriliyor" benzetme yönü, "gibi" ise benzetme edatidir.
Tesbih, bu ögelerden bir ya da bir kaçinin kullanilip kullanilmamasina göre dörde ayrilir:
Dört ögenin de bulundugu tesbih tesbih-i mufassaldir (ayrintili benzetme). Örnegin, "Ahmet aslan gibi güçlüdür".
Benzetme yönü bulunmayan tesbih tesbih-i mücmeldir (kisaltilmis benzetme). Örnegin, "Ahmet aslan gibidir". Burada "güçlülük" vurgulanmamistir.
Benzetme ilgeci bulunmayan tesbih tesbih-i müekkeddir. (pekistirilmis benzetme). Örnegin, "Ahmet kuvvetle aslandir". Bu tesbihde "gibi" ilgeci kullanilmamis.
Benzetme yönü ve benzetme ilgeci bulunmayan tesbih tesbih-i beligdir (yalin benzetme). Örnegin, "Aslan Ahmet.
Mecaz ? Sözcükleri gerçek anlamlari disinda kullanma sanatidir. Anlatimi daha etkili kilmak ve söze canlilik kazandirmak amaciyla yapilir. Mecaz, söze güzellik, güçlülük, canlilik, zerafet, derinlik ve genislik vermek için kullanilir. Örnegin:
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabi sürükledik sularda
Yahya Kemal Beyatli
Bu dizelerde Kandilli'nin sularda yüzmesi, mehtabin sularda sürüklenilmesi, söz ve sözcüklerin asil anlaminin disinda, güçledirme, güzellestirme, anlanlamdirma, zariflestirme ve güçlendirme amaciyla kullanilmasina örnektir.
Mecaz, Sözcük ve fikir mecazlari olmak üzere ikiye ayrilir. Sözcük mecazinda bir sözcük gerçek anlami disinda, fikir mecazinda ise herhangi bir fikir kendi anlaminin disinda bir amaçla kullanilir.
Mecaz-i mürsel
? Bir sözcügü benzetme amaci gütmeden baska bir sözcük yerine kullanma sanatidir. Düz degismece ya da metonomi diye de adlandirilir. Günlük yasamda da yayginlikla kullanilan mecaz-i mürsel, iki nesne ve kavram arasinda çok çesitli ilgiler kurulmasiyla gerçeklesir. Neden yerine sonucun (bereket yagdi gibi), içindeki yerine kabin (sobayi yaktik gibi), özel yerine genelin (at yerine hayvan gibi), soyut kavram yerine somut adin (gözüme girdi gibi), yapit yerine yazar adinin (Siham-i Kaza okuyorum demek yerine Nef?i okuyorum demek gibi) kullanildigi çesitli türleri vardir.
Telmih
? Bilinen bir olay, kisi, nükte, fikra, atasözünü dolayli biçimde anlatma sanatidir. Telmihin basarili olmasi için okuyucunun dolayli anlatima konu olan düsünceyi kolayca anlayabilmesi gerekir. Divan edebiyatinda özellikle dinsel öyküler, din büyükleri ile kahramanlari, Kur?an ayetleri ve mesnevi kahramanlari telmih konusu olmustur. Örnegin:
Ey nâme sen ol mâh-likâdan mi gelirsin Ekmek Leyla oldu bre dostlarim
Ey Hudhad-i ümmid Saba'dan mi gelirsin Mecnun oldum pesi sira gezerm
Nîbî
Sair, ikinci dizedeki "Saba" ile Süleyman-Belkis" kissasini animsatiyor.
Tecahül-i arif
? Bir anlam inceligi yaratmak ya da bir nükte yapmak amaciyla bilinen bir seyi bilmezlikten gelme sanatidir. Tecahül-i arifin özünü olusturan bu nükte, dört amaç için yapilmis olabilir. Neselendirme (tensid), uyarida bulunma (tevbih), hayret ve saskinlik bildirmek (tehayyür), kendinden geçisi belirtmek (tedellüh).
Bilinen sey bilinmiyormus gibi anlatilirken genellikle bir incelige dayandirilir. bu yapilirken mübalaga ve istifham sanatlarindan da yararlanilir. Örnegin:
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmus gözümden günbed-i devvâre su
Fuzûlî
"Bilmiyorum dönen kubbe mi su rengindedir
Yoksa gözyaslarim mi gökyüzünü kaplamistir"
Fuzûlî, kubbenin, yani gökyüzünün mavi renkte oldugunu bilmiyormus gibi davraniyor. Gözyaslarinin gökyüzünü kaplayacak kadar çok oldugunu (mübalaga) belirtebilmek için tecahül-i arif sanatina basvuruyor.
Istiare ? Bir sözcügü kendi anlami disinda kullanarak, bir seyi benzedigi baska seylerin adiyla anma sanati. Benzetmenin iki temel ögesi vardir, benzeyen ve benzetilen. Istiare bunlardan birinin söylenmemesiyle yapilir.
Istiare üç yönden ele alinir: 1. Benzetme amaci bulunur, 2. Sözcük gerçek anlami disindaki mecaz anlamindadir, 3. Sözcügün asil anlaminda kullanilmamasini gerektiren bir durum (karine-i mania) vardir. Örnek:
"Soguk ay öptü beyaz enseni"
Yahya Kemal Beyatli
"Ay öpmek" deyisiyle ay canli bir varliga benzetilmistir. "Öpmek" sözcügü asil anlaminin disinda mecaz anlamiyla kullanilmistir. Öpmek sözcügünün asil anlaminin kullanilmasina olanak yoktur çünkü ayin dudagi olmaz. Sair burada, istiare sanatiyla anlatimi daha etkili, daha estetik ve heyecanli hale getiriyor.
Istiare genel olarak üç çeside ayrilir. Yalnizca benzeyenin söylendigi istiareye "açik istiare" (istiare-i musarraha) denir. Örnek:
"Bir hilâl ugruna yarâb ne günesler batiyor"
Mehmet Akif Ersoy
Ersoy, benzetilen günesi söylerken, benzeyen askerden sözetmiyor.
Yalnizca benzetilenin söylendigi istiareye de "kapali istiare" (istiare-i mekniye) denir. Örnek:
Her taraf kirik dökük
Dallarin boynu bükük
"Kederliyiz" der gibi
Orhan Seyfi Orhon
Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan sözedilmiyor. Boynu bükük sözcügü ile insanin bir özelligi vurgulaniyor.
Benzetmenin temel ögelerinden yalnizca birisiyle çok sayida benzerligi siralayarak yapilan istiareye ise "yaygin istiare" (istiare-i temsiliye) adi verilir. Örnek:
Bin gemle baglanan at saha kalkiyor
Gittikçe yükselen basi Allah'a kalkiyor
Son macerayi dinlememis varsa anlatin
Râm etmek isteyenler o marûr, âsil atin
Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da
Bostur köpüklü agzina gemler vurulsa da...
Costukça böyle sel gibi bagrindaki hisleri
Bir gün basinda kalmayacaktir seyisleri! Faruk Nafiz Çamlibel
Çamlibel, milleti magrur bir ata benzeterek çok sayida benzerligi siraliyor.
Hüsn-i talil ? Nedeni bilinen bir olayi, düssel ya da gerçekdisi bir olaya baglama yoluyla yapilan edebi sanattir. Hüsn-i tevcih olarak da bilinir. Siirin iki dizesi arasinda baglanti kurarak anlam ve anlatima incelik vermek amacini tasir. Bu sanatta öne sürülen neden ile gerçek neden arasinda mutlaka anolojik bir bag bulunur. Nedeni bilinen olay güya, sanki, acep, acaba, meger gibi sözcüklerle bir ihtimale dayandirilirsa bu tür hüsn-i talil'e sibh-i hüsn-i talil adi verilir. Örnek:
Müzeyyen oldi bezendi bag-i çemen
Meger ki baga haber geldi yârdan bu gece
Ahmedî
"Bahçe, süslenmis feslegenlerle bezendi
Meger sevgili bu gece gelecegini bildirmis."
Bahçenin bezenmesi, süslenmesi gerçegi sevgilinin gelebilme ihtimali gibi güzel bir düse baglaniyor.
Leff ü nesr ? Bir beyitte birbirleriyle ilgili sözcüklerin siralanmasiyla yapilan ve divan siirinde çok sik kullanilan edebi sanattir. Siirin ikinci dizesinde birinci dizede söylenmis en az iki seyle ilgili benzerlik ve karsiliklar verilerek uygulanir.
Sözcüklerin birinci ve ikinci dizede belli bir sira gözetilerek söylenmesine leff ü nesr-i müretteb (düzenli leff ü nesr) denir. Örnek:
Gonce kilmaz sâd gül açmaz tutulmus gönlümü Bakislarin kor ates, gülüsün bir içim su
Ârzûmend ruh-i leb-i handâninem Biri yakar biri bogar
Fuzûlî
"Kederli gönlümü gonca memnun etmez, gül sevindirmez
Çünkü ben ben bunlari degil al yanagini ve gülen dudagini istiyorum"
Gonca, yanak karsiligi ruh ve gül dudak karsiligi leb sözcükleriyle ilgilidir. Fuzûlî, burada düzenli leff ü nesr yapiyor.
Birinci beytin ikinci dizesinde, birinci dizede söylenenlerle ilgili sözcüklerin ters bir sira izlenmesiyle ya da karisik olarak bulunmasiyla yapilan leff ü nesr'e ise leff ü nesr-i gayr'i müretteb ya da leff ü nesr'i müsevves (düzensiz leff ü nesr) denilir. Örnek:
Yürürem hâsret-i zülf ü meh-rûlar ile
Gündüzin gussalar ile gice kaygular ile
Meâlî
"Sevgilinin saçinin ve ay yüzlü yanaginin hasretiyle
Gündüz kederli gece kaygili gezerim"
Saç anlamina gelen zülf geceyle, yanak anlamina gelen ruh gündüzle ilgilidir. Birinci ve ikinci sözcüge karsilik ikinci ve birinci sözcükler siralanarak düzensiz leff ü nesr yapiliyor.
Kinaye
? Bir sözü ayni zamanda hem gerçek hem de mecazi anlamiyla kullanma sanatidir. Sözün açik söylenmesinin hos olmadigi durumlarda alay, saka, sitem amaciyla kullanilir. Bu kullanista sözün geçek anlamindan bir sonuç çiksa da geçerli olan mecazi anlamidir. Örnegin Seyhülislam Yahyâ?nin, "Dilber gelince bezme yüzü güldü asikin" dizesinde bir kisinin gerçek yüzünün gülmesini anlamaya bir engel yok. Ama asil anlatilmak istenen asigin çok sevinmis olmasidir (mecazi anlam).
Türkçe deyimlerin çogu mecazi anlamlariyla kullanildigi için kinayedir. Kinayede sözün baska bir anlama gelmesi olasiligi yoksa bu türe "kinaye-i karibe" (yakin kinaye) denir. Eger sözün anlami gizleniyorsa kinaye "kinaye-i baide" uzak kinaye) olarak adlandirilir. Nitelenen tek özelligi belirten kinayeye "kinaye-i müfrede" (tek kinaye), birkaç özelligi birden belirten kinayeye de "kinaye-i mürekkebe" (birlesik kinaye) adi verilir. Örnek:
Bulamadim dünyada gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafi diken
Sümmanî
Gül ve diken hem gerçek hem mecazi anlamlariyla kullaniliyor. Ancak asil kastedilen mecazi anlamlari. Sair hem birlesik kinaye hem uzak kinaye yapiyor.
Tariz ? Birini küçük düsürmek ya da biriyle alay etmek amaciyla söylenecek sözü tam tersi bir sözle nükte yaparak anlatma sanatidir. Tariz de gerçek ya da mecaz anlam yerine dogrudan zit bir anlam kullanilmasi söz konusudur.
Teshis-ü intak Cansiz varliklari, ya da hayvanlari kisiler gibi davrandirma, canlandirma, konusturma, onlara duygu ve hareket gibi nitelikler kazandirma sanatidir. Insan disindaki cali varlik ya da hayvanlara insan özelligi verilmesine teshis, onlarin konusturulmasina ise intak denir. Teshis ve intak daha çok fabllara kullanilir. Teshise örnek:
Mahmur uyanir gölgede binlerce ziyâlar
Çöller düsünür, gün düsünür, gölgeler aglar
Emin Bülend Serdaroglu
Sair, isigi uyandiriyor, çöller ve günü düsündürüyor, gölgeleri aglatiyor. Bunlarin hepsi insan özellikleri. Üst üste teshis sanati yapiyor.
DIVAN EDEBIYATINDA KONULAR
? Divan siiri konu bakimindan çok çesitlidir. Genel tanimdan da anlasilacagi gibi öncelikle din disi ve dini siir olmak üzere ikiye ayrilir. Din disi siirde baslica türler söyle siralanabilir: Bahariye, cemreviye, dariye, fahriye, iydiye, medhiye, mersiye, gazavatname, sakiname, hamamname, sahilname, kiyafetname, surname, lugaz, muamma, hicviye, hezliyat, tarih düsürme ve sehrengiz. Dini-tasavvuf siirinin türleri de söyledir: Tevhid, münacat, na't, maktel-i Hüseyin, miraciye, hilye, mevlid, kirk hadis, menkibname.
Din disi düzyazi türleri: Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münseat, sefaretname.
Dini-tasavvufi düz yazi türleri: Evliya tezkiresi, kisas-i enbiya, siyer.
Divan hikayelerinde hem siir hem düzyazi örnekleri kullanilir. Hikayeler dinsel ve destansaldir. Çift ya da tek kahramanli ask hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazilmistir.
DIVAN SIIRINDE ARUZ ÖLÇÜSÜ
? Divan siirinin ölçüsü "aruz"dur. Aruz?da açik ve kapali heceler çesitli kaliplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde siralanir. Sairler eserlerini yazarken seçtikleri kaliba mutlaka uymak zorundadir. Aruz, esas olarak hecelerin uzunlugu kisaligi temeline dayanan siir ölçüsüdür. Ilk kez Arap dilcisi Imam Halil bin Ahmed tarafindan kullanildi. Türklerin Islamiyet?i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetisen sairlerin Farsça?yi edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatina da girmesini sagladi.
Aruzda heceler uzun ve kisa olarak ikiye ayrilir. Uzun heceler çizgi (-), kisa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kisa heceler çesitli biçimlerde yan yana gelerek kaliplari olusturur. Bu kaliplar yan yana gelis biçimlerine göre, fâilâtün, fâilün, mefâilün ve benzeri degisik adlarla anilir. Aruz ölçüsüyle siir yazmak için sözcükleri bu kaliplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanakli degildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kisa okumak gerekir. Sik rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kisa okuma) adi verilir. Zihaf, aruzda kusur sayilir.
Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki gibi duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayilari esit olmayabilir. Dize sonlarindaki heceler kisa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle baslarsa, bu sesli harf birinci sözcügün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcügün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kisa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl yani ulama denir.
DIVAN EDEBIYATI NAZIM BIÇIMLERI
a. Biçimlerine göre
? Divan siiri, nazim biçimleri bakimindan zengindir. Nazim biçimleri beyit ve bend temeline dayanir. Beyit temeline dayananlar "ayni" ve "ayri" uyakli (kafiyeli) olmak üzere ikiye ayrilir. Ayni uyaklilarin baslicalari "gazel", "kaside" ve "müstezat"tir. Ayri uyakli tek nazim biçimi ise "mesnevi".
Bend?lerden olusan nazim biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrilir. Tek bendliler "rubai" ve "tuyug", çok bendliler ise "musammat" ana basligi altinda toplanan "murabba", "sarki", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muasser", "tasir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun disinda "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek misra) anilabilir.
Uyak (kafiye)
? Siirde dize sonlarindaki ses benzerligidir. Türk halk siirinde ayak olarak adlandirilir. Uyakta ses açisindan benzesen sözcüklerin anlam bakimindan farkli olmalari gerekir. Siirde ses benzerligi yoluyla uyum saglamak ve genellikle okuru etkilemek amaciyla kullanilan uyak, sözlü edebiyat ürünlerinde hatirlamayi ve ezberi kolaylastiran bir ögedir.
Ses benzerliginin niteligine göre uyaklar çesitli türlere ayrilir. Yalnizca bir ünsüzün (sessiz) benzestigi uyaklara "yarim uyak" denir. En az bir hecedeki ünlü (sesli) ve ünsüzün benzedigi uyaklara "tam uyak" ya da "yalin uyak" adi verilir. Birden fazla hece arasindaki ses benzerligi ise "zengin uyak"tir. Yazilis ve söylenisleri ayni oldugu halde, anlamlari farkli olan sesiz sözcüklerle ya da bu sözcüklerin yan yana gelmesiyle yaratilan ses karmasasi sonucu ortaya çikan benzerlige "cinasli uyak" denir. Uyak, divan edebiyatinda aruz kadar büyük önem tasir. Divan siirini belirleyen temel ilkelerden biri uyak düzenidir.
Beyit ? Siirde sonlari uyakli, iki dizeden olusan, kendi içinde bagimsiz bir yapisi ve anlam bütünlügü bulunan birimdir. Bir beytin her dizesi kendi içinde bir bütün olabildigi gibi, birinci dizedeki anlam ikinci dizede de sürebilir. Beyit uzun siirlerde anlatim birimi olarak sik kullanilir. Güçlü ve özlü söyleyislere uygun oldugu için bagimsiz tek bir siir olarak da yazilabilir. Ya da baska siir biçimlerinin bir parçasi olarak ele alinabilir. Divan edebiyati beyit temeline dayalidir.
Divan edebiyatinda, bir beyitteki iki dize kendi içinde iki parçaya ayrilir. Birinci dizenin ilk parçasina sadr, son parçasina aruz ya da harb denir. Ikinci dizenin ilk parçasi ibtida, son parçasi acz ya da darb'dir. Sadr ile aruz, ibtida ile acz arasinda kalan bölüm hasv olarak isimlendirilir. Uyakli bir beyite "beyt-i musarra", uyaksiz olanlara "ferd" ya da "müfred" denir. Divanlarda müfredler müfredat adiyla ayri bir bölümde toplanir. Uyakli beyitlerin oldugu bölüme de "metali" denir. Örnek beyit:
Biz bülbül-i muhrik-dem-i sevkâ-yi firaakiz
Âtes kesilür geçse sabâ gül-senimizden
Selimî (Padisah 2?nci Selim)
Misra (dize)
? Manzum edebiyat yapitlarinin her bir satirina verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmis beytin yarisina da misra denir. En küçük anlamli nazim birimi olan misra, bir siirin parçasi olabilecegi gibi, bagimsiz bir bütün de olabilir. Yani tek misralik siirler de olabilir. Divan edebiyatinda kendi içinde bir bütün olusturan misralara misra-i azade (bagimsiz misra) adi verilir. Ayrica bir beyitin birbirinin anlamlarini tamamlayan ya da aralarindaki anlam bagi kesin olmayan misralarina da ayni isim verilir. Yetkinligi, saglam yapisi, özlü ve çarpici anlatimiyla dikkat çeken, her zaman kolayca animsanabilen, dilden dile dolasan misralara "misra-i berceste" ya da sah-misra denir.
Bend (kita)
? Siirde iki ya da daha çok misradan olusan birimdir. Siirin içerigi ve biçimine göre düzenlenir. Kitanin yapisini siirin ölçüsü, uyak düzeni ve misra sayisi belirler. Iki beyitlik kitalara divan siirinde rubai, halk siirinde dörtlük denir. Bu tür kitalarin uyak (kafiye düzeni) birinci ve üçüncü misralari serbest, ikinci ve dördüncü misralari kafiyelidir (yani ab cb seklinde.) Bazen birinci ve üçüncü misralar kendi aralarinda, ikinci ve dördüncü misralar da kendi aralarinda uyakli (yani ab ab) seklinde de olabilir. Birinci, ikinci ve dördüncü misralari kafiyeli (yani aaba seklinde) olan kitalara nazim denir. Murabba, muhammes, sarki gibi nazim biçimlerinin her bendi parça anlaminda kita diye adlandirilir.
Divan siirinde kita mahlassiz (imzasiz) siirdir ve misralari arasinda anlam bütünlügü vardir. Bir düsünceyi, hikmeti, nükteyi, yergiyi, övgüyü, yasam anlayisini konu edinebilir. Beyit sayisi ikiden fazla olan kitalara "kita-i kebire" denir. Divanlar düzenlenirken kitalara en sonda bagimsiz siirler olar yer verilir. Bu bölüme de "mukattaat" denir.
Mesnevi
? Bu siir türünün genis tanimini www.edebiyatturk.net "edebiyat" bölümünde bulabilirsiniz.
Kaside ? Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amaciyla yazilan siirlerdir. Kaside sairlerine kaside-gü (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir. Kaside 6 bölümden olusur:
Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, asikane duygular yer aliyorsa "nesib", bahar, doga, bayram gibi konulara deginiliyorsa "tesbib" adi verilir.
Ikinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten olusur ve burada sair medhiyeye (övgüye) geçecegini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalidir.
Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asil konu anlatilir. Beyit sayisi konuya ve saire göre degisen medhiye bölümü kasidenin en sanatli beyitlerini içerir.
Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasinda degisir. Kasidenin basinda ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
Besinci bölüm fahriyedir. Sair bu bölümde de kendisini över.
Kasidenin son bölümü duadir. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapilan kisi için dua edilir.
Kasideler, nesib bölümünde ele alinan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandirilir. Uyaklarina göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandirilir. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti "beyt-ül kaside"dir. Sairin adinin geçtigi beyite ise "tac beyit" denir.
Gazel ?
Divan edebiyatinin en yaygin kullanilan nazim biçimidir. Önceleri Arap edebiyatinda kasidenin tegaüzzül adi verilen bir bölümü iken sonra ayri bir biçim halinde gelismistir. Gazelin beyit sayisi 5-15 arasinda degisir. Daha fazla beyitten olasan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti "matla", son beyti ise "makta" adini alir.
Matla beytinin dizeleri kendi aralarinda uyaklidir (musarra). Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyakli olur. Birden fazla mussarra beytin bulundugu gazel "zü'l-metali", her beyti musarra olan gazel ise "müselsel" gazel adiyla bilinir. Ilk beyitten sonraki beyte "hüsn-i matla" (ilk beyitten güzel olmasi gerekir), son beyitten öncekine "hüsn-i makta" (son beyitten güzel olmali gerekir) denir.
Gazelin en güzel beyti ise "beytü'l-gazel" ya da "sah beyit" adiyla anilir. Bunun yeri ya da sirasi önemli degildir. Bazi gazellerin matlasini olusturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matlasinin ikinci dizesi olarak yenilenmesine "redd'i-matla" denir. Sair mahlasini (sairin takma adi, ya da tanindigi ad) maktada ya da "hüsn-i" maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla "mahlas beyti" ya da "mahlashane" olarak anilir. Sairin mahlasini tevriyeli kullanmasina "hüsn-i tahallüs" denir.
Dize ortalarinda uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemis ya da beyit sayisi 5?in altinda bulunan gazellere de "natamam" gazel denir. Baska sairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüstürdügü gazellere "tahmis", "terbi" adi verilir. Bütün beyitlerinde ayni düsüncenin ele alindigi gazeller "yekahenk gazel", her beyti öncekinden ustalikli biçimde söylenmis gazeller de "yekavaz gazel" olarak adlandirilir.
Gazeller konularina göre de çesitli isimlerle tanimlanir. Aska iliskin aci, mutluluk gibi içli duygularin dile getirildigi gazeller "asikane", içki, yasama bos verme, yasamdan zevk alma gibi konularda yazilanlara "rindane" denir. Asikane gazellere en iyi örnek Fuzûlî?nin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bâkî?nin gazelleridir. Kadinlari ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örnegin Nedîm?in gazelleri, "suhane", ögretici nitelikli gazellere, örnegin Nâbî?nin gazelleri, "hakimane gazel" denir.
Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazilmis gazeller de vardir. Gazelleri makamla okuyan kisilere "gazelhan", gazel yazan usta sairlere ise "gazelsera" adi verilir.
Gazel, Türk müziginde ise siirin bir hanende tarafindan dogaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.
Rubai ? Kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik (misralik) nazim birimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyakli, üçüncü dize serbesttir. Iki beyitlik kitalar biçiminde yazilmis rubailer de vardir. Her dizesi birbiriyle uyakli rubailere "rubai-i musarra" ya da "terane" adi verilir. Rubainin aruzun hezec bahrinden 24 kalibi bulunur. Bunlardan mef'ûlü birimiyle baslayan 12 kaliba "ahreb", mef'ûlün birimiyle baslayan öbür 12 kaliba da "ahrem" denir. Kaliplarin sonu "faül" ya da "fa" birimiyle biter.
Rubainin her dizesi ayri bir ölçüde olabildigi gibi, dört dizesi de ayni ölçüde olabilir. Türk divan siirinde daha çok ahreb kalibina rastlanir. Rubailer genellikle mahlassiz siirlerdir. Ve divan sairlerinin divanlarinin sonunda rubaiyyat basligi altinda siralanirlar. Bu türün tartismasiz en büyük sairi Ömer Hayyam?dir.
Türk edebiyatinda Mevlana?nin Farsça yazdigi felsefi rubiler bu türün hizla yayilmasina neden oldu. Kara Fazlî, Fuzûlî 16. yüzyilda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatinda 17. yüzyil rubainin altin çagi oldu. Azamizade Haletî, yazdigi bin kadar rubai ile en büyük Osmanli rubai sairi olarak tanindi. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustasi ise Yahya Kemal Beyatli?dir.
Musammat
? Ayri bir nazim biçimi olmamakla birlikte gazeil ve bazi kasidelere uygulanan bir tekniktir, Bendlerden kurulu nazim biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muasser, terbi, tahmis, tasdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, tasir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addir. Ilk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. Ilk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnizca uyak bakimindan uyusmasi durumunda musammat müzdevic musammat adini alir.
Terci-i bend / terkib-i bend ? Uyaklari gazel biçiminde düzenlenmis "hane" adi verilen 5-10 beyitlik siir parçalarinin (genellikle 5-12 hane) "vasita" denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine baglanmasindan olusan nazim biçimidir. Vasita beyitinin her hanenin sonunda degismesi durumunda siir terkib-i bend olur.
Müsemmem ? Sekiz dizeden olusan bendler halinde yazilmis musammatlardir. Az kullanilmistir. Divan edebiyatinda en bilineni Seyh Galib'in Esrâr Dede'nin ölümü üzerine yazdigi mersiyedir.
Tuyug ? Halk edebiyatindaki mani türüne benzer tarzda yazilmis musammatlardir. Tuyuk da denir. Çogunlukla her beytinin birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklidir. Sadece Türklere özgüdür. Aruzun sadece fâilâtün fâilâtün fâilün kalibiyla yazilmasi nedeniyle rubai'den ayrilir. Bazen dört misra birbiriyle kafiyeli olabilir.
Tahmis ? Bir gazelin her iki dizesinin basina ayni ölçüde üç dize ekleyerek olusturulan nazim biçimidir. Tahmis genellikle baska bir sairin gazeline yapilirsa da, kendi gazellerinden tahmis olusturan sairler de vardir. Basarili bir tahmis'te asil beyit ile eklenen dizeler anlam bakimindan kaynasmis olmalidir. Basa eklenen üçer misra gazelin matlasi ile ayni kafiyede olur. Diger beyitlere eklenen üçer misra ise o beyitlerin ilk misralari ile kafiyelidir.
Tardiye ? Bes dizelik bentlerden olusan musammat türüdür.
Tasdir ? Tahmisin degisik bir seklidir. Tahmiste bir baska sairin gazelinin her beytinin basina üç dize eklenirken, tasirde her beytin iki misrasinin arasina üç misra eklenir. Tasdire "mutarraf tahmis" de denir.
Tesdis ? Terbî ve tahmise benzer. Ancak baska bir sairin yazdigi bir gazelin her beytinin üzerine dört dize daha ekleyerek altili beyitler haline getirilmesiyle olusur. Tesdis tek bir beyite de uygulanabilir. Divan edebiyatinda çok az kullanilmistir. Tahmis türünde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.
Tesbi ? Bir baska sairin bir gazelin her beytinin matlasina 5 dize daha eklenerek yedili beyitler haline getirilmesiyle kurulur. Tahmis ve tesdis türünde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir. Tesbi de eklenen dizelerin kafiyesi, mevcut dizelerle aynidir.
Tasir ? Ikili dizelerler yazilmis bir gazelin her beytine 8 dize daha ekleyerek 10'lu beyitler haline getirilmis gazel türüdür. Tahmis ve tesdis türlerinde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.
Tezmin
? Ikili dizelerler yazilmis bir gazelin her beytine 6 dize daha ekleyerek 8?li beyitler haline getirilmesidir. Tahmis ve tesdis türlerinde oldugu gibi genellikle eksik gazellere uygulanir.
Muasser
? Ayni ölçüde onar dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Ilk bendin on dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin ise ilk iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Ilk beytin son bendinin her bendin sonunda aynen yinelendigi muasserlere "mütekerrir muasser" denir. Bendlerin son beytinin ilk bendin uyagina uygun olarak her bendde degismesiyle yazilan muasserler ise "müzdeviç muasser" adiyla tanimlanir.
Muhammes ? Ayni ölçüdeki beser dizelik bendlerden olusa nazim biçimi. Ilk bendin 5 dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Son bir ya da iki dize, her bendin sonunda aynen tekrarlaniyorsa bu muhammese "mütekerrir muhammes", bu dizelerin ilk bend ile yalnizca uyak yönünden uyustugu muhammeslere ise "müzdeviç muhammes" adi verilir. Bend sayisi 4-8 arasinda degisir. Muhammeslerde çogunlukla felsefi düsünceler, tasavvuf konulari ele alinir.
Murabba ? Ayni ölçüde dörder dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Murabbalarda ilk bendin dört dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son dizesi ilk bendle uyaklidir. Son dizenin her bendin sonunda aynen yinelendigi murabbalara "mütekerrir murabba" denir. Her bendin son dizesi ilk bendle yalnizca uyak açisindan benzesiyorsa murabba "müzdeviç murabba" diye tanimlanir. Murabbalarin uzunluklari 4-8 bend arasinda degisir. Konulari çogunlukla dinsel ve didaktiktir. Övgü, yergi, manzum, mektup, mersiye gibi türlerde yazilmislardir. Murabbalarda her vezin kalibi kullanilabilir. Halk edebiyatimizdaki kosmalara benzerler.
Müseddes ? Ayni ölçüde altisar dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Ilk bendin bütün dizeleri birbirleriyle, sonraki bendlerin bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklidir. Ilk bendin son ya da son iki dizesi her bendin sonunda yinelenirse "mütekerrir müseddes", sonraki bendler ile ilk bend yalnizca uyak yönünden benziyorsa "müzdeviç müseddes" adini alir. Müseddeslerin uzunlugu 5-8 bend arasinda degisir. Konulari tasavvuf ve felsefedir.
Müstezat ? Arapça ziyade sözcügünden gelir. Bir gazelin her dizesine bir kisa dize ekleyerek olusturulan siir biçimidir. Çogunlukla aruzun "mef?ulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalibi kullanilarak yazilirlar. Her dizeden sonra bu kalibin ilk ve son birimleri olan mef?ulü/ feûlün kalibina uygun bir kisa dize söylenir. Eklenen bu kisa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayilmadigi için iki uzun iki kisa dizeden olusan 4 dize bir beyit sayilir. Kisa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlami bir bütün olusturur. Ziyadesi bir satirdan fazla olan müstezatlar da vardir. Tez ziyadeli müstezatlara "sade" çitf ziyadeli olanlara ise "çift" adi verilir.
Sarki ? Divan siirinde bestelenmeye uygun ölçü kaliplari ile yazilan ve çogunlukla 4 dizelik bendlerden olusan nazim biçimidir. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de olusabilir. Üçüncü dizeye meyan adi verilir. Ve bu dizenin anlam bakimindan daha özlü olmasina dikkat edilir. Dördüncü dizeye ise nakarat denir. Ask, sevgili, ayrilik, içki, eglence gibi konularda yazilir. Divan edebiyatinin ilk sarki yazari Naîlî-i Kadîm?dir. 28 sarkisiyla Nedîm de bu türün en güzel örneklerini vermistir.
b. Konularina göre nazim-nesir türleri
Din disi siir türleri
Bahariye ? Baharin gelisini, dogadaki degisimleri, çiçeklerin açmasini, kelebeklerin uçmasini konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kisilere sunulup ödüllendirilmek için yazilirlar. Hemen her divanda bir bahariye bulunmasi gelenegi vardir. Hemen her divan sairinin de bir bahariyesi vardir.
Cemreviye ? Divan sairlerinin cemre düsmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kisilere sunmak için kaleme aldiklari kaside türüdür. Örneklerine az rastlanir. Cemrenin bahar müjdecisi olmasi nedeniyle bir bahariye niteligi de tasir. Cemreviyelere genellikle tesbib ile baslanir. Kasidenin diger bölümlerinde bir degisiklik yapilmaz.
Fahriye ? Divan sairlerinin kendilerini ya da bir baska sair ya da kisiyi övdükleri siirlerdir. Genellikle kaside türünde yazilirlar. Fahriye ayni zamanda kasidelerde sairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulundugu besinci bölüme verilen isimdir.
Mersiye ? Bir ölünün ardindan duyulan üzüntü ve aciyi anlatmak, ölen kisiyi övmek amaciyla kalema alinan düzyazi ya da siirdir. Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kisiye de mersiyehan denir. Lirik bir anlatimin egemen oldugu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend biçiminde yazilir. Ayrica kaside ve terci-i bend biçiminde yazilmis manzum mersiyeler de vardir. Yahyâ Bey, Sami Fünûnî, Rahmî, Fazlî, Nisîyi, Müdâmi?nin, Kanuni Sultan Süleyman?in oglu Sehzade Mustafa için yazdiklari mersiyeler gibi. Ayrica savaslarda kaybedilen yerler için yazilan mersiyelere "vatan mersiyesi" denir. Hayvanlarin ölümü için yazilmis mersiyeler de vardir.
ÖRNEK MERSIYE Seyh Galib
Medhiye ? Bir kimseyi övmek için genellikle kaside biçiminde yazilan siir ya da düzyazidir. Az olmakla birlikte gazel, mesnevi, musammad gibi nazim biçimlerinde mediyeler de vardir. Padisah, vezir, seyhülislam gibi devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, baska din ve tarikat büyükleri için yazilmislardir. Bu türün en güzel örnegini Nef?î vermistir.
ÖRNEK MEDHIYE Nef'î Gazavatname
? Gazaname olarak da bilinir. Ordunun akinlarini, savaslari, kahramanliklari, zaferleri anlatilan düz yazi ya da siir biçimindeki edebi türdür. Arap edebiyatinda "magazi" diye bilinir. Türk edebiyatinda ilk gazavatname örnekleri 15. yüzyilda yazilmaya baslanmistir. Kâsîfi?nin Gazaname-i Rum?u bu türün örnekleri arasindadir.
Sahilname ? Divan sairlerinin Istanbul kiyilari ile buralardaki yerlesim yerlerini, yasayis biçimlerini anlattiklari siirlerinin genel adidir. Örneklerine az rastlanir. Genellikle mesnevi biçiminde yazilmislardir.
Sâkiname ? Divan edebiyatinda gerçek ya da mecaz anlamiyla içki ve içki alemlerinin övülerek anlatildigi siir türü. Mesnevilerin bölüm sonlarinda bazen sakiname basligiyla iki beyitlik küçük parçalar olarak yer alir. Türk edebiyatinda 17. yüzyilda büyük gelisme gösteren sakinamelerin ilk örnegini Isretname adli yapitiyla Revânî vermistir.
Kiyafetname ? Insanlarin fiziksel görünümlerini esas alarak karakterlerini açiklamaya çalisan eselerdir. Bu türün kiyafet bilimiyle ugrasanlarina "kayif" ya da "kiyafetsinas" adi verilir. Divan edebiyatinda kiyafetnamenin ilk örnegi Hamdullah Hamdi?nin ünlü Kiyafetname adli eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26 baslik altinda karakter tahlilleri yer alir. Nesîmi?nin Kiyafet-ül Firase?si de önemli bir örnektir.
Surname ? Sehzadelerin sünnet, kadin sultanlarin evlenmeleri nedeniyle yazilan siir ya da düzyazi biçimindeki eserlerdir. Yazildiklari dönemin toplumsal yasamina iliskin bilgiler de verdikleri için tarihi bir özellik tasirlar. Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler. Figani?nin Kanuni Sultan Süleyman?in ogullarinin sünnetini anlattigi Suriyye Kasidesi türün en iyi örnegidir.
Hamamname ? Hamamlari, hamam eglence ve sohbetlerini, hamamdaki güzelleri betimlemek için yazilan kaside, gazel, mesnevi gibi nazim eserlerdir. Divan edebiyatina ilk kez Deli Birader lakabiyla taninan Gâzalî?nin Besiktas?taki bir hamami anlatan siiri ile girmistir.
Sehrengiz ? Bir kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan eserlerdir. Daha çok klasik mesnevi biçiminde kaleme alinan bu yapitlar tevhid, münacaat, na't gibi bölümlerle baslar. Daha sonra kentle ilgili bilgiler verilir ve kente övgü düzülür. Bazen bahar ve doga betimlemeleri yapildiktan sonra kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir. Divan edebiyatinda ilk sehrengizi yazan Pristineli Mesihi?dir.
Hicviye ? Bir kisiyi, kurumu, toplumsal olayi, gelenegi yeren söz, düzyazi ya da siir türüne verilen addir. Hicviye, gazel, kaside, murabba, muhammes gibi nazim biçimleriyle yazilmistir. Divan edebiyatinda en önemli hicviyelerden biri Nef?î?nin Siham-i Kaza?sidir.
ÖRNEK:
KITA
Simdi hayl-i suhan-verân içre
Nef?î mânendi var mi bir sair
Sözleri Seba-i Muallâka?dir
Imrülkays kendidir kâfir
Seyhüslam Yahyâ
(Sair, "sairler içinde Nef?î'nin bir esi yoktur. Onun siirleri Kabe?nin duvarlarina asilan siirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, Imrülkays?in ta kendisidir" diyor. Kafir ayni zamanda begenmeyi ifade eder. Seyhülislam Yahya, Nef?î?yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka" Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asilan siirlerdir. Imrülkays ise siirleri Kabe?de asili ve müslüman olmayan bir sair. Sonuçta Seyhülislam Yahya, Nef?î?yi "kafirlikle" suçluyor.)
KITA
Bize kâfir demis mütfî efendi
Tutalim ben anca diyem Müselmân
Varilinca yarin Rûz-i Cezâya
Ikimiz de çikariz anda yalan
Nef?î
(Nef?i de bu kitayla Seyhülislam Yahyâ?ya yanit veriyor. "Müftü efendi bana kafir demis. Tutalim ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarin Rûz-i Ceza?da ikimiz de yalanci çikariz. Çünkü kafir olan kendisidir.")
Hezliyat ? Alayli bir dille kaleme alinmis nazim türüdür. Kaba sakalara, taslamalara ve sövgülere yer verilir. Hezeliyat olarak da bilinir. Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur. Konu sakayla karisik alayli bir dille anlatilir. Nev?izade Atai?nin Bahayi-i Küfri eseri bu türün örnegidir. Bayburtlu Zihni?de hezliyatin usta sairlerindendir.
Tarih düsürme ? Önem verilen bir olayin, yilini göstermek üzere ebced hesabiyla bir cümle, biz dize ya da beyit söyleme sanatidir. Tarih dizesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalniz noktali harfler hesaplanacaksa tarih-i mücevher, yalniz noktasiz harfler esas alinacaksa tarih-i mühmel denir. Bazen dizedeki harflerin sayi degerlerinin toplami tarihi tam olarak göstermez. Bu tür tarihlere de tamiyeli tarih denir.
Muamma ? Belli kurallara göre düzenlenip çözülebilen ve yaniti tanrinin sifatlarindan biri ya da bir insan adi olan manzum bilmecedir. Muamma beyit, kita gibi küçük nazim biçimleriyle yazilir. Ama mesnevi parçalariyla yazilmis muammalara da rastlanir. Ali Sir Nevai, Fuzûlî, Nâbî, Kinalizade Ali Efendi, Sümbülzade Vehbi ve Fitnat Hanim?in yazdigi çok sayida muamma vardir. Edirneli Emrî Çelebi ise 600'den fazla muammasiyla bu alanin en ünlü sairidir. Örnek:
Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
Iki yoktan na çikar fikr idelim bir kerre
Nâbî
(Bu beyitte yok anlamina gelen iki edat var. Bunlar "nâ" ve "bî". Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nâbî.)
Lugaz ? Herhangi bir nesnenin ya da varligin özellikleri anlatilarak yazilan manzum bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanilan bir söz oyunudur. Muamma?dan farki konusunun daha genis olmasidir. Çogunlukla soru biçiminde düzenlenir. En önemli özelligi içinde çözüme iliskin ipuçlarinin bulunmasidir. Divanlarin son bölümlerine konur. Eglendirici ve ögretici olanlarin yanisira ögretici ve dinsel lugazlar da vardir. Lugazlar yazarlarinin imzasini tasidigindan halk edebiyatindaki bilmeceden ayrilir. Bütün lugazlar, "Bir acayip nesne gördüm", "Ol nedir kimdir" ya da "Nedir ol kim" gibi kaliplasmis sözlerle baslar. Örnek:
Nedir kim ol iki yüzlü münâfik
Nümâyan çihresinde levn-i âsik
Gezer dünyayi hem bî-dest ü pâdir
Mukim-i hâne-i ehl-i ginâdir
Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî?met
Gehi Müslim kiyâfetle be-didâr
Gehi sekl-i firengide nümûdâr
Kirilsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat?â
Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adidir mihr-i dirahsân
Eger kim olmasaydi kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid
Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyi
Yanindan gitmese virmez safâyi
Sünbülzade Vehbî
(Sair bu lügazda "altin"i anlatiyor.)
Dariye ? Divan siirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adi verilir. Divan sairlerinin caize (armagan alma) amaciyla ortaya çikan firsatçiliklari sonucu gelismis bir türdür. Bazilari gazel tarzinda da yazilmistir. Yeni yaptirilan kösk, saray, yali benzeri binalar için yazilir. Sair eserden çok az bahseder hemen yaptirani övmeye geçer. Binalar için hazirlanan kitabeler de bir tür dariye sayilir.
Rahsiye ? Atlar için yazilmis kaside. Nesib bölümünde atlar övülür. Nef?î?nin IV. Murad?in atlarini övdügü rahsiyesi meshurdur. Örnek:
Bâreka?llâh zih?i rahs-i humâyun-sîmâ
Ki komus nâmini sultân-i cihan bâd-i sabâ
Ne sabâ sâika dersem yarasir sür?atte
Ki segirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ
Birakir ani dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger sâtir-i endise ile pâ-der-pa
Düsmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ
Kus yetismez der idim olmasa tayyâr eger
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î
Dini konulardaki türler
Tevhid ? Tanrinin birligini ve ululugunu anlatan siirlere tevhid denir. Genellikle kaside biçiminde yazilirlar. Tevhidde tanrinin büyüklügü, sifatlari, kudretinin sonsuzlugu, tasvir ve hayal edilebilen seylerden soyutlanmasi, hiçbir seyin ona es ve benzer olamayisi, bütün kudret ve ilimlerin ona ait olusu gibi özellikler sanatli bir üslupla anlatilir. Tanri karsisinda kulun acizligi vurgulanir. En ünlü tevhid manzumesini Nâbî yazmistir.
Münacat ? Konusu tanriya yakaris olan siir. Genellikle kaside, ender olarak da gazel, kita, mesnevi biçiminde yazilmistir. Türk edebiyatina 13. yüzyildan sonra girdi. Divan sairlerinin genellikle divanlarinin basina koyduklari münacatlarin temel konusu, zayif ve çaresiz durumdaki insanin yüce ve güçlü tanriya yalvarip ondan yardim istemesidir.
Na?t? Hazreti Muhammed?i övmek amaciyla yazilmis siirlerdir. Hazreti Muhammed?in çesitli özellikleriyle mucizelerinin dile getirildigi bu siirler daha çok kaside biçimiyle yazilmistir. Na?t?lara divanlarin basinda tevhid ve münacaatlardan sonra yer verilmistir. Na?t yazmakla ünlü kisilere na?t-gü, özel dinsel törenlerde na?t okuyanlara ise na?t-han denir. Fuzuli?nin "Su Kasidesi divan edebiyatinin en taninmis na?t?idir. Türk tasavvuf müzigindeki bir form da bu adla bilinir.
Maktel-i Hüseyin ? Hazreti Hüseyin?in Kerbela?da sehit edilisini konu alan ve acikli bir üslupla yazilan eserlerin tümüne verilen isimdir. Daha çok Sii yazarlar tarafindan kaleme alinmistir. Lirik-didaktik bir üslupla ve yalin bir dil kullanilarak yazilmislardir. Türk edebiyatindaki en en önemli Maktel-i Hüseyin, Fuzûlî?nin yazdigi Hadikatü?s-Süeda adli eserdir.
Miraciye ? Hazreti Muhammed?in göge yükselisini konu alan edebi yapitlardir. Tek basina bir kitabin konusunu olusturabildigi gibi, eserler içinde bölümler halinde de yer alir. Genellikle kaside ve mesnevi seklinde yazilmistir. Miraciyelerde coskulu bir söyleyis, didaktik özellikler ve sanatli bir üslup egemendir. Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yaman?in yazdigi Miraciye bu türe örnektir.
Hilye ? Hazreti Muhammed?in fiziksel ve kisisel özellikleriyle örnek davranislarini konu alan eserlere "hilye" denir. Zamanla hilye'nin kapsami genislemis halifeler için de hilyeler yazilmistir. Divan edebiyatinda bu türün ilk örnegi Hakani?nin Hilye-i Hakani?sidir. Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafindan yazilmasi gelenegi de ortaya çikmistir.
Mevlid Hazreti Muhammed?in dogumunu ve kisaca yasamini övgüyle anlatan yapitlardir. Dinsel Türk müziginin dogaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir. Mevlidler çogu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmis, halkin anlayabilecegi yalin bir dille yazilmistir. Ilk özgün mevlid Ebu?l-Cevzi tarafindan yazilmistir. Ilk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi?nin eseri olan Vesiletü?n-Necat?tir.
Kirk hadis ? Belli bir konu çerçevesinde toplanmis 40 hadisten olusan yapitlara verilen isimdir. Hadis-i erbain ya da erbaun olarak da bilinir. Hadislerin belli basli konulari Kur?an?in erdemleri, Islamin sartlari, Hazreti Muhammed ve sahabesi, zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve bilgin, siyaset, hukuk, toplumsal, ahlaki yasam ve tiptir. Divan edebiyatinda hat kaygisiyla yazilmislardir.
Menkibname ? Ya da menakibname olarak adlandirilir. Kahramanlarin, din büyüklerinin, tarikat kurucularinin, ermislerin olaganüstü yasamlarini ve kerametlerini anlatan yapitlardir. Türk edebiyatinda 100?ü askin menkibname yazilmistir. Bu yapitlar içerik yönünden ya bir tarikatla ilgilidir, örnegin Sakib Bey?le Mustafa Dede?nin Sefine-i Nefise adli eseri gibi. Ya da bir ermisi konu edinir, örnegin Müstakimzade Süleyman Saddedin?in Menkib-i Imam-i Azam?i gibi.
Kissa ? Ögüt verici ve ögretici öykü, fikra, masal, menkibe türü eserlere kissa adi verilir. Çogul söylenisi kisas?tir. Kissa anlatanlara kissa-han ya da kissa-gü denir. En yaygin örnekleri peygamberlerle ilgili kissalari anlatan kitaplardir. Divan edebiyatinda Ahmed Cevdet Pasa?nin Kisas-i Enbiya ve Tevarih-i Huleyfa adli kitabi önemli bir kissa örnegidir. Divan edebiyatinda daha çok mesnevi türünde kaleme alinmislardir. Düzyazi biçimli kissalar da vardir. Bunlarda kullanilan dil çok daha sadedir.
DÜZYAZI BIÇIMLERI ? Divan edebiyatinda üç tür düzyazi biçimi vardir. Yalin düzyazi, süslü düzyazi ve orta düzyazi. Yalin düzyazida halkin konustugu dil kullanilmis, halk kitaplari, halk öyküleri, Kur?an tefsirleri, hadis açiklamalari bu türde yazilmistir.
Süslü düzyazida hüner ve marifet göstermek amaçlanmistir. Bu türe genellikle medrese ögrenimi görmüs, Osmanlica?yi iyi bilen yazarlar yönelmistir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarinin göze çarptigi bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermistir. Süslü düzyazida çok ürün verilmis bir alan da tezkire?dir. Bu türün ilk klasik örnegini, 16. yüzyilda Asik Çelebi yazmis ve tezkire gelenegi 19. yüzyilda Fatih Efendi?ye degin sürmüstür.
Orta düzyazi ise, divan edebiyatinin hemen hemen bütün klasik yazarlarinin yazdigi bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarindan, hüner ve marifet göstermekten kaçinilmis ve içerigin ön planda tutulmus olmasidir. Özellikle tarih, gezi, cografya ve din kitaplari bu türde yazilmistir.
Din disi konularda düz yazi
Tezkire ? Ünlü kisilerin yasam öykülerinin toplandigi yapit. Sairlerin yasam öykülerini anlatanlara Tezkiretü?s-suara ya da tezkire-i suara, din adamlarinin yasam öykülerini anlatanlara tezkiretü?l evliya, hattatlarin yasam öykülerini anlatanlana tezkiretü?l-hattatin, bilginlerin yasam öykülerini anlatanlara tezkire-i ilmiye, Halvetiye tarikati seyhlerinin yasam öykülerini anlatanlara tezkiretü?l- halvetiye, müzikçilerin yasam öykülerini anlatanlara tezkire-i musikisinasan denir. Tezkireler ilk kez Iran edebiyatinda ortaya çikti. Türk edebiyatinin ilk tezkiretü's-suara?sini Ali Sir Nevai Mecalisü'n-Nefais adiyla yazdi.
Tarih Geçmis olaylari, geçmis belli bir dönemi, belli bir kisi ya da kahramani çevresi ve dönemiyle birlikte anlatan sanatli düzyazi türüdür.
Sefaretname ? Siyasal bir görevle yurtdisina gönderilen elçilerin ya da bunlarin yanlarinda bulunanlarin gittikleri yerin durumuna ve özelliklerine iliskin izlenimlerini, görüslerini, olaylari anlattiklari yapitlardir. En taninmis örneklerden biri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi?nin Sefaretnamesi?dir.
Seyahatname Yazarlarin gezip gördükleri yerlerden edindikleri izlenim ve bilgileri aktardiklari edebi eserlerin tümüne seyahatname denir. Temel amaç, yurtdisi ya da içinde gezilen yerlerin dogal güzelliklerini, toplumsal yasamlarini, gelenek ve göreneklerini tanitmaktir. Seyahatnameler çogu kez tarihsel birer yapit olarak görülür. Piri Reis?in Kitab-i Bahriye?si bu türe güzel bir örnektir.
Siyasetname? Devlet adamlarina yöneticilik sanatina iliskin bilgiler veren edebi yapitlarin genel adidir. Genel olarak hükümdarlar için kaleme alinmis olan siyasetnamelerde onlarin sahip olmasi gereken nitelikler, saltanatin kosullari ve kurallari anlatilir. Ideal bir devlet örgütünün nasil olmasi gerektigi belirtilir. Ve kötü yönetimlerin zararli sonuçlari açiklanarak, yöneticiler uyarilir. Vezirler ve emirler için yazilmis siyasetnameler de vardir. Siyasetnamelerin en ünlüsü Selçuklu veziri Nizamülmülk?ün Meliksah?in istegi üzerine kaleme aldigi Siyasetname?dir. Türk edebiyatinin en önemli siyasetnamesi ise Yusuf Has Hacib?in Kudatgu Bilig adli kitabidir.
Münazara ? Karsit iki ögenin ya da karsit iki görüsün karsilastirildigi yapitlardir. Siir ya da düzyazi olarak yazilabilir. Ya da her iki türden bölümler içeren münazaralar da vardir.
Münseat ? Mektuplardan ya da çesitli konulardaki düzyazilardan olusan yapit. Kapsamina göre üçe ayrilir. Resmi yazilardan olusan münseatlar, genellikle devlet büyüklerince kaleme alinan çesitli konulardaki düzyazilardir. Her türden kisiye yönelik yazi türlerinin basliklarini, son sözlerini, bu yazilara uygun düsecek tümceleri, kullanmalari bir araya getiren münseat. Ve son olarak sairlerin mektuplarindan olusan münseatlar.
Din konulu düz yazi
Evliya tezkiresi ? Din ulularinin gerçek ya da efsanelestirilmis yasam öyküleri ile kerametlerini anlatan yapitlardir. Içinde Islam velilerinin yasamlarina iliskin bilgilerin yaninda vaazlar ve ahlaki ögütler de yer alir. Sinan Pasa?nin Tezkiretü?l-Evliya adli eseri ile Ahmed Hilmi?nin Ziyaret-i Evliya adli yapitlari bu türün divan edebiyatimizdaki baslica örnekleridir.
Kisas-i enbiya ? Peygamberlerle ilgili kissalari içeren yapitlarin genel adidir. Ilk kisas-i enbiya Kisai?nin 9. yüzyilda yazdigi Kitabü Kisasi?l-Enbiya adli eseridir. Türkçe kisas-i enbiya kitaplari arasinda Rabguzi?nin 1310?da Çagatay Hani Termasir?in emiri Nasuriddin Tokboga?nin emriyle yazdigi Kisasü?l-Enbiya ve Ahmet Cevdet Pasa?nin Kisas-i-Enbiya ile Tevarih-i Hulefa adli eserleri sayilabilir.
XVI. YÜZYIL EDEBIYATI
Bu yüzyil Osmanli Devletinin her alanda güçlü oldugu dönemdir Özellikle bilim, kültür, sanat ve edebiyat alaninda önemli gelismeler olmus padisahlarin kendileri de edebiyatla ugrastiklari için ( Y. Sultan Selim, Kanuni ) edebiyatçilari koruyup sanatlarini rahatlikla icra edebilecekleri ortami saglamislardir.
Bu yüzyil Divan siirinin Iran siirinin etkisinden kurtulup kendi gelenegini olusturdugu bir
yüzyildir. Siirleriyle dünya edebiyatinin klasikleri arasina giren Fuzûli, Kanunu Sultan Süleyman?dan iltifatlar gören Bâki bu yüzyilda yetismistir. Hatta Bâki
Cihani-câm-i nazmim si?i Bâki gibi devr eyler
Bu bezmin simdi biz de Câmi- i devraniyiz câna
( Câm?in sarhos edici kadehe benzeyen siiri ölümsüz gibi dünyayi dolasir; simdi biz de bu devrin Câmi?siyiz ) diyerek kendisinin Iran sairleriyle ayni dereceye geldigini söyler.
Bu yüzyilda sairler aruz ölçüsünü daha da ustalikla kullanmaya basladilar. Dile Arapça, Farça sözcükler çokça girdi, Türkçe sözcükler azalmaya basladi Bu durum Tatavlali Mahremi, ve Edirneli Nazmi gibi bazi sairleri rahatsiz etmis Bu sairler XV. Yüzyilda Aydinli Visali?nin baslatmis oldugu ?Türki-i Basit? sürdürerek Türkçe yazmak gerektigini savunmuslardir. Ancak bu sairlerin Fuzûli ve Bâki kadar güçlü olmayislari Türkçe kelimelerin aruza fazla uymamasi bu akimin basarili olmasini engellemistir. Tatavlali Mahremi?den bir örnek
?Gördüm segirdir ol ala gözlü geyik gibi
Düstüm saçi tuzagina bön üveyik gibi
Islam öncesi ozan, baksi geleneginin bir devami sayilan Asik Tarzi Türk edebiyati da bu yüzyilda gelismeye baslamis Âsik adi verilen sairlerin saz esliginde söyleyip anlattiklari siir ve halk hikâyeleriyle yüzyilin örneklerini vermislerdir. Pir Sultan Abdal, Köroglu Âsik Garip bunlardan baslicalaridir.
Bu yüzyilda nesir alaninda da dikkate deger çalismalar yapilmistir. Tezkire türünde : Seyhi Bey, Latifi , Âsik Çelebi; Tarih türünde : Hoca Sadettin, Lütfi Pasa, Ibni Cemal ve Selankli Mustafa Pasa; cografya türünde :Seydi Ali Reis, Piri Reis; ani türünde: Babür Sahöneml eserler vermislerdir
TÜRKI- I BASIT: XV. Yüzyilda Aydinli Visali?nin Baslattigi akim olup dilde Türkçe sözcüklere daha çok yer vermeyi Arapça, Farça tamlamalar yerine Türkçe deyimler kullanmayi atasözleri ve halk deyislerine yer vererek divan edebiyatinin dilini her kesimin anlayacagi dil haline getirmeyi amaçlamistir
ÂSIK EDEBIYATININ GENEL ÖZELLIKLERI
1 ? Halkimizin ?âsik? adini verdigi saz çalarak siir söyleyen ozanlarin siirlerinden olusur.
2 ? Eserler Irticalen olusturulur. Cönk ya da mecmuada toplanir.
3 ? Son dörtlükte sairin adi ya da mahlasi geçer.
4 ? Dili yalin , her kesimin anlayacagi Türkçedir, yöresel söyleyislere yer verilir.
5 ? Nazim birimi dörtlüktür.
6 ? Hece ölçüsü yazilir ve daha çok yarin uyak kullanilir.
7 - Kosma semai, varsagi ve destan gibi türleri vardir Kosmalar isledigi konuya göre güzelleme,
taslama, agit ve koçaklama gibi adlar alirlar
17. YÜZYIL EDEBIYATI
Bu yüzyilda batida Rönesans ve reform hareketleri yasanirken Osmanli imparatoluguiç karisikliklar ve disiplinsizlikler yüzünden gerilemeye baslamistir.
Ancak edebiyat alaninda önceden güçlü temeller atildigi için bu gerilemelerden etkilenme olmamis aksine ilerlemeler devam etmistir.
Divan edebiyatinda siir alaninda büyük kaside sairi Nefi , düsünce yani agir basan ?Hikeni ? tarzinda Nabi, ? Sebki Hindi? akiminin etkisinde siir yazan Naili ve Nesati gibi sarler yetisti.
Bu yüzyilda divan nesri de üç alanda devamini sürdürdü. Sade nesirde : Evliya Çelebi, Naima ve peçevi ; orta nesirde: Kâtip Çelebi, süslü nesirde Veysi ve Nergisi gibi ustalar önemli eserler verdiler.
Halk edebiyati da Karacaoglan, Gevheri, Asik Ömer, ve Kayikçi Kul Mustafa gibi ozanlarin Türkçenin incelikleriyle beslenen üstün eserleriyle altin çagini yasamistir. Ancak halk edebiyati bu dönemde Klasik Türk edebiyatindan etkilenmis Bazi halk ozanlari divan siiri tarzinda eserler de vermistir.
? Kerem ile Asli ? hikâyesi bu yüzyilda olusmustur
Dönemin toplumsal ve siyasi gelismelerinden dolayi daha çok toplumsal konular islenmistir.
HIKEMI TARZI : 17.yüzyilda Nabi?nin gelistirdigi bilgi ve ögüt verme yani agir basan Atasözü ve derin düsünceler içeren cümlelerin çok kullanildigi didaktik siir tarzidir.
?SEBK-I HINDI ( Hint tarzi ) Iran?da dogup Hindistan?da gelisen bir akimdir. Safavi devleti zamaninda Iran?daki baskilardan bunalip daha serbest yazabilmek için Hindistan?a giden Iranli sairler tarafindan olusturulmustur.En önemli ustalari Tebrizli Saib ile Buharali Sevket!tir.
17. yüzyilda Naili ve Nesati 18. yüzyilda Seyh Galib bizde bu akimin etkisiyle siirler yazmislardir.
19. yüzyilda Fransa?da baslayip bizde Ahmet Hasim tarafindan uygulanan ?Sembolizm? bu akimi andirmaktadir.
ÖZELLIKLERI :
1- Soyut ve sembolik anlatima yer verilir.
2- Hayal unsuru ön plandadir.
3 ? Istirap yönü agir basar.
4 ? Uzun cümle ve tamlamalarla süslü anlatima önem verilir.
Bu akimin divan siirine getirdigi yenlikler olarak söz oyunlari yerine anlam oyunlari ve anlam derinligine önem verme, açik ve düz söyleyis yerine mecazlarla yüklü güç anlasilir genis hayallerle yüklü bir anlatim sayilabilir..
18. YÜZYIL TÜRK EDEBIYATI
Bu dönemde Osmanli Imparatorlugu Karlofça Antlasmasinin agir sartlari altinda toprak kayiplariyla gerilerken Özellikle Istanbul?da olusturulan lale bahçeleri, köskle ve kasrlarla zevk ve eglence hayati devam etmistir.
Dönemin zev ve eglence hayatini siirlerinde yansitan Nedim,halk siirindeki kosmalardan etkilenerek ortaya çikardigi sarkilariyla ün kazanmistir.
Divan edebiyatinin zevk ve eglence sairi olarak bilinen Nedim halk deyimlerini yasadigi çevreyi ve yerli yasami Kendine özgü benzetmeleriyle siire sokarak ?Mahallilesme? ( yerli hayata dönüs)hareketini baslatmistir Bu ayni zamanda 16. yüzyilda baslayan Türki basit akimini da ilerletmek tir.
18. yüzyilda Sebk i Hindi akiminin en önemli temsilcisi ve divan siirinin son ustasi Seyh Galib de bu dönemin ünlü divan sairidir. Ancak divan edebiyati Nedim seyh Galib gibi ünlü sairlere ragmen gerilemeye baslamistir
Bu dönemde divan siiri ile halk siiri arasindaki etkilesmeler iyice artmis divan sairleri türkü ve kosmalar yazmis halk sairleri gazellerle divanlar olusturmustur.
Halk edebiyati bu yüzyilda Asik Sipahi, Asik Ali Asik Bagdadi Öksüz Ahmet?gibi çok sayida sanatçi yetistirmesine ragmen altin çagini yasayan 16. yüzyili asamamis bir bakima yerinde saymistir Ancak bu dönemde halk edebiyati ürünleri sözlü olarak kalmayip cönk ve mecmualarla yazilarak meraklilarinin elinde korunmustur.
Tasavvuf edebiyati alaninda Erzurumlu Ibrahim Hakki gibi ünlü sair ve matematik alimi yetismis Ünlü eseri ?MARIFETNAME? yi yazmistir.
Nesirde sadelesme bu yüzyilda hizlanmistir.
MAHALLILESME :
Halk deyimlerini yerli konulari toplumsal yasami o güne kadar siirde kullanilmayan halk deyimlerini söz ve benzetmeleri siire sokarak Halh dili ve toplumsal yasamdan uzak olan divan siirini yerli hayata dönüstürme hareketidir.
Siirin dilini sadelestirerek genis halk kitlelerinin siiri anlamasini saglamaya yönelik olarak baslatilan ?Türk?i Basit ? hareketinin ilerlemis sekli de sayilabilir
Böylelikle Nedim divan siirindeki kaliplasmis söz ve benzetmeleri degistirerek bu siiri tek düzelikten kurtarip daha somut bir siir olmasini baslatmistir.
19. YÜZYIL EDEBIYATI
Bu yüzyil hem Osmanli hem de Avrupa?da yasayan Türkler için zor bir yüzyil olmustur.
Asya Kitasinda yasayan Türkler aralarinda birlik saglayamadiklarindan Çarlik Rusya?sinin egemenligi altina girdiler; Osmanli Imparatorlugu ise Rönesansla gelisen bati karsisinda gerilemenin sancilarini çekmektedir.
Sanayi ile gelisen Avrupa kendine yeni hammadde pazari bulma ve yeni sömürgeler olusturma amaciyla Osmanli içinde iç karisikliklar olusturarak devleti içten çökertme çalismalarina baslamistir. Bunun sonucu olarak Osmanli içindeki azinliklar isyana baslamis devlet bu durumdan kurtulma arayisina girmistir
Bu amaçla yeniçeri ocagi yikilip ?Nizam-i Cedid ? kurulur, halkla iletisim kurma amaciyla ilk resmi gazete olan ? Takvim ? i Vakay i? çikarilir ( 4 Kasim 1931)
Bu dönem edebiyati 19. yüzyilin ilk yarisi ve ikinci yarisi yani Bati etkisinde gelisen edebiyat dönemi olmak üzere iki kisma ayrilir.
19 YÜZYILIN ILK YARISINDA TÜRK EDEBIYATI.
Bu yüzyilda divan edebiyati önemli bir sair yetismediginden önce duralama sonra da gerilemeye baslar Yenisehirli Avni, Enderunlu Vasif, Keçeci zade Izzet Molla ve Leskofçali Galip gibi kisiler yetismisseler de Bunlar eskiyi tekrarla kalmis özellikle Nedim?in baslattigi mahallilesme hareketi ile divan siiri halk siirine yaklasmaya baslamistir .
Halk siiri alaninda Bayburtlu Zihni, Dadaloglu, Seyrani ve Erzurumlu Emrah gibi kisiler yetismis Bunlar da bir önceki yillardaki ozanlari asamamislardir .
Halk siiri ile divan siiri arasindaki paslasma bu yüzyilda da sürmüs, halk ozanlari örgütlenmeye baslamistir. Halk ozanlari örgütlenmeye baslamistir.
Nesir alaninda da sadelesme devam etmis; özellikle tercümeler etkili olmustur Mütercim Âsim Efendi Füruzabâdi2nin ?Kamus?l Muhid? adli eserini Arapçan Türkçeye çevirerek ün kazanmistir.
YÜZYILIN IKINCI YARISINDA TÜRK EDEBIYATI
TANZIMAT EDEBIYATI
19 Yüzyilin ikinci yarisindan sonra Osmanli ordusu her alanda yenilmeye basladi Her savastan sonra büyük ölçüde toprak kaybediliyordu Bu durumdan kurtulmanin tek çaresi olarak dönemin sadrazami Mustafa Resit Pasa Padisah Abdul Mecid?e batili anlamda düzenlemeler yapmayi önerdi
Bu düzenlemeler 1839?da Gülhane Parki?nda yeniden düzenleme, tanzim etme anlamina gelen ?Tanzimat Fermani? adli resmi belge ile halka ilân edildi
Bu olaydan sonra Osmanli sinirlari sonuna kadar batiya açildi Türk aydini batiyi tanima olanagi buldu Ilk ögretim zorunlu hale getirildi.Tip fakültesi ( mekteb-i tibbiye), erkek ögretmen okulu ( Darü?l muallimin ), kiz ögretmen okulu ( Darü?l muallimat ), Darü?l Fünun ( üniversite ), Mektebi mülkiye ( siyasal bilgiler okulu ), Mektebi hukuk açildi
Azinliklara yeni haklar verildi ,Askerlik, adalet, vergi belirli kurallara baglandi Padisah kendi yetkilerini kanunla sinirlandirdi.
Devletin her alaninda görülen degisim ve gelismelere paralel olarak edebiyatta da bir degisimin hazirliklari basladi
Bu dönem edebiyatini da üç kisimda inceleyebiliyoruz
I ? HAZIRLIK DÖNEMI
1839 -1850 yillari arasinda Akif Pasa, Sadullah Pasa, Mütersim Asim, Etem Pertev Pasa gibi aydinlarin bati edeiyatindan çevirileriyle bati etkisindeki edebiyatin hazirlik dönemi baslamistir Ilk olarak Yusuf Kânil Pasa Fenelon?dan ?Telenaque? adli eseri Türkçeye çevrildi. Bunu Victor Hugo?dan ?Sefiller (Magdurun Hikayesi), Daniel Defo?dan Robinson Crusse ..gibi çeviriler izledi Ilk yari resmi gazete olan ?Ceride-i Havadis? yayin hayatina basladi. 28. Mehmet Çelebi?nin gezi notlarinin yer aldigi ?Sefaretname?adli eser yayinlandi, Böylece Tanzimat edebiyatinin temelleri atilmis oldu.
2 - 1. DÖNEM TANZIMAT EDEBIYATI
1860?da Sinasi^nin çikardigi ilk özel gazete olan Tercüman-i Ahval? gazetesinin çikmasiyla baslamistir, 1880?e kadar sürmüstür.
Sinasi, Ziya Pasa, Namik Kemal, Semsettin Sami, Ahmet Mithat Efendi?gibi aydinlarin baslattigi toplumsal bir edebiyattir. Öncelikle gerek dil gerekse konu alarak halkin çogunlugundan uzak olan divan edebiyati yerine dili daha sade ve toplumsal konulari isleyen bir edebiyat olusturma hedeflenmistir.
Hikâye, roman, ani, deneme, tiyatro, söylesi, makale ve elestiri gibi yazi türleri bu dönemde edebiyatimiza girmis ; ilk hikâye ?Letaif-i Rivayet? Ahmet Mithat Efendi tarafindan, ilk roman ?Taassuk u Talat ve Fitnat? Semsettin Sami tarafindan ilk tiyatro örnegi ?Sair Evlenmesi? , ilk makale ?Tercumani Ahval Mukaddimesi? Sinasi tarafindan yazilmistir. Noktalama isaretleri de ilk olarak bu dönemde Sinasi tarafindan ?Sair Evlenmesi?nde kullanilmistir.
ÖZELLIKLERI :
1 ? Klasik Türk edebiyatinin nazim biçimleri olan gazel, kaside, murabba ve terkib-i bent?gibi nazim
biçimlerinde toplumsal konulari isleyerek yenilikçi bir edebiyatin temellerini atmislardir.
2 ??Sanat, toplum içindir ? ilkesini benimseyerek vatan, millet, adalet, hürriyet, namus, vicdan ..gibi
toplumsal kavramlari edebiyatimizda islediler.
3 ? Sanatçilari yenilikçi, Avrupa özellikle Fransiz kültüründen etkilenmis politik kisilerdir.
4 - Dili kismen sadelestirmis ve divan siirine konu bakimindan yenilik getirmislerdir.
5 ? Klasisizmin ve romantizmin etkisinde kalmislardir.
3 - II. DÖNEM TANZIMAT EDEBIYATI
Edebiyatta tolumsal konulari islemenin güçlesmesi sonucunda birinci dönem Tanzimatçilarinin baslattigi yeniligi devam ettirmekle birlikte daha çok kisisel konulari isleyen ikinci bir kusak yetismistir 1880 ? 1895 yillari arasinda edebiyata hakim olan bu kusaga ?2. Tanzimatçilar? adi verilmistir.
Abdulhak Hamit Tarhan, Recaizade Mahmut Ekrem, Sami Pasazade Sezai, Semsettin Sami , Nabizade Nazim ..gibi kisilerin olusturdugu bu edebiyat akimi tanzimatçilarin aksine politikadan uzak tamamen edebiyatla ugrasan kisilerdir.
ÖZELLIKLERI
1 ? Bati edebiyati ndan yeni nazim sekilleri getirerek Divan edebiyatinin sekil özelliklerini yikmislardir.
2 ? ?Sanat, sanat içindir ? ilkesinden hareketle sanat yapmayi ön plana alip kisisel konulari isledikler ölüm ve
metafizik konularina agirlik vermislerdir
3 ? Sanat yapma amaciyla siire yeni duyus ve mecazlar sokarak dili iyice agirlastirmislardir.
4 ? Realizm ve natüralizm akimlarinin etkisinde kalmislardir
Edebiyat-i Cedide (Servet-i Fünun) (1896-1901)
Servet-i Fünun, daha önce Recaizade Mahmut Ekrem?in ögrencisi Ahmet Ihsan tarafindan çikarilan bir fen dergisidir. Recaizade, 1895 sonlarinda derginin basina Tevfik Fikret?i getirir. Tanzimat?la birlikte baslayan edebiyati Avrupa ruhu ve teknigi içinde yenilestirme hareketi, 1896-1901 yillari arasinda, Servet-i Fünun dergisi etrafinda, Recaizade Mahmut Ekrem önderliginde toplanan yeni nesille ikinci bir hamle yapmistir. Böylelikle Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci arasinda süregelen Eski ? yeni çatismasi da yeni edebiyat taraftarlarinin topliluk haline gelmesiyle sona ermistir.
Bu toplulugun olusturdugu edebiyat koluna toplanilan dergiden dolayi ?Servet-i Fünun ?, bu toplulugun yeni bir edebiyat olusturma amaçlarindan dolayi da? Edebiyat-i Cedide? adi verilmistir.
Bu toplulugu Ali Ekrem, Cenap Sahabettin, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Faik Ali, Celâl Sahir, Hüseyin Suat olusturur. Sonradan Halit Ziya da bu gruba katilmistir.
Siir, roman, hikâye, tiyatro, tenkit ve hatirat türlerinde basarili eserler veren Servet-i Fünun temsilcilerinin en taninmislari, Siirde Tevfik Fikret, Cenap Sehabettin, Süleyman Nazif; Roman ve hikâyede Halit Ziya Usakligil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçin, Ahmet Hikmet Müftüoglu'dur.
1901?de Hüseyin Cahit Yalçin?in Fransizcadan çevirip yayimladigi ? Edebiyat ve Hukuk ? adli yazinin Fransiz devrimini övdügü gerekçesinden dolayi Servet-i Fünun dergisinin kapatilmasiyla topluluk da dagilir.
ÖZELLIKLERI
1 - Dönem, 2. Abdülhamit?in istibdat dönemidir. Dönemin bu özelligi sebebiyle edebiyatçilar içe dönük
davranmis, kisisel konulari, içliligi, aski, karamsarligi, hayal kirikligini, tabiat güzelliklerini, melânkoliyi
ve üzüntüyü islemisler; toplumsal sorunlara deginmemislerdir. Adeta yüksek zümre edebiyati gibidir.
Bunda Recaizade?nin büyük etkisi vardir.
2 - Fransiz edebiyatinin özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatina adapte etmeye çalismislardir.
Fransiz realizmi örnek alinmistir. Toplulugun üslûbu süslü ve sanatli; ruh ve ifade tarzi ise Avrupai'dir
3 - Tanzimat döneminde baslayan ve benimsenen, dildeki yabanci unsurlari ayiklayarak sade Türkçeye
geçis hareketi bu devirde durmus, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye baslanmistir.
4 - Tanzimatçilarin birinci dönem sanatçilari, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i
Fünuncular ise Tanzimat?in ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket
etmislerdir.
5 - Siirde aruz vezni kullanilmakla birlikte, nazim sekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapilmistir.
nazmi nesre yaklastirmislar, beyit bütünlügü yerine konu bütünlügünü esas almislardir. Bir cümle
birkaç dizede/beyitte dagitarak siirin dilini konusma diline yaklastirmislar ( Verb rible .
6 - Fransiz siirinden alinan sone ve terza-rima gibi sekiller ve serbest müstezat çokça kullanilmistir.
Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmistir. Romanda ve hikâyede batili anlamda basarili örnekler
verilmistir. Romanda tahlile ve teferruata yer verilmis, modern kisa hikayenin ilk örnekleri bu
dönemde sekillenmistir.
7 - Roman ve hikâyede olaylar ve kisiler tamamen Istanbul'a, seçkin tabakaya aittir. Romanda realizmden,
siirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmislerdir.
8 -Bu dönemde gazetenin yerini dergiler almistir: Servet-i Fünun, Malûmat, Mektep, Mütalâa, Hazine-i
Fünun, Resimli Gazete..
Servet-i Fünun edebiyatina katilmayarak gene batili anlayisla eserler verenler arasinda Ahmet Rasim hatirat türü ile, Hüseyin Rahmi Gürpinar Istanbul'u anlatan romanlari ile yeni Türk edebiyatini desteklemislerdir.
Dönemin Sanatçilari
Tevfik Fikret (1867-1915): Recaizade ve Hamit?in tesiriyle batili siire yönelmistir. Servet-i Fünun?un siirdeki en önemli temsilcisidir. Ilk siirlerinde ferdî konulari (ask, acima, hayal kirikligi...) isler topluluktan ayri yazdigi siirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayisla yazdigi siirlerinde temalar, hürriyet, medeniyet, insanlik, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk?un Vedai, Tarih-i Kadim, Halûk?un Amentüsü adli siirlerinde bu konulari isler. Sanatinin bu ikinci döneminde dinlere de cephe alir, kutsal olan her seye karsi çikar, hatta Istanbul'a dahi küfreder (Sis).
Fikret, aruzu Türkçeye basariyla uygulamistir. Serbest müstezadi gelistirerek serbestçe kullanmistir. Ilk dönemde dili oldukça agirdir. Siiri düz yaziya yaklastirmistir. Ahenge büyük önem verir. Siirlerinde sekil bakimindan parnasizmin etkisi görülür. ?Sermin?, onun çocuklar için ve heceyle yazdigi siirlerden olusan bir eseridir.
Eserleri: Rübab-i Sikeste, Halûk?un Defteri, Rübabin Cevabi, Tarih-i Kadim, Doksanbese Dogru
Cenap Sahabettin (1870-1934): Servet-i Fünun?un Tevfik Fikret?ten sonra en önemli sairidir. Asil meslegi doktorluktur. Ihtisas için gittigi Fransa?da tiptan çok siirle ilgilenerek sembolizmi yakindan takip etmis ve bu akimdan etkilenmistir. Siirde kelimeleri müzikal degerlere göre seçerek kullanir.
Dili oldukça agirdir. Bilinmeyen Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar kullanir. Duygu ve hayal yüklü tamlamalar kurar. Serbest müstezadi çok kullanmistir. Ayni siirde birden fazla aruz kalibi kullanmistir. Ask ve tabiat degismez konularidir. Sanati, sanat, hatta güzellik için yapmistir. Bolca semboller kullanmis, tabiatla iç dünyanin kompozisyonunu çizmistir.
Düz yazilari da vardir: Hac Yolunda, onun gezi yazisidir.
Suriye Mektuplari ve Avrupa Mektuplari da gezi türündedir.
Diger nesirleri:
Evrak-i Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)
Halit Ziya Usakligil (1867-1945): Servet-i Fünun?un roman ve hikâyede en ünlü edebiyatçisidir. Süslü, sanatli ve agir bir dili ve üslûbu vardir. Batili anlamdaki ilk romanlari yazmistir. Realizmden etkilenmistir. Romanlarinda aydin kisileri anlatir. Mai ve Siyah?taki Ahmet Cemil, Servet-i Fünun sanatçisinin temsilcisidir. Kahramanlari yasadiklari çevreye uygun anlatir ve ruh tahlillerine önem verir.
Hikâyelerinde Anadolu hayatina ve köy ve kasaba yasayisina, romanlarinda yalniz Istanbul'a yer verir. Ani ve mensur siir türünde eserleri de vardir.
Romanlari: Mai ve Siyah, Ask-i Memnu, Kirik Hayatlar, bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Sürekasi, Sefile...
Hikâyeleri: Izmir Hikâyeleri, hikâye-i Sevda, Kadin Pençesi, Onu Beklerken, Aska Dair...
Hatiralari: Saray ve Ötesi, Kirk Yil, Bir Aci Hikâye
Mehmet Rauf (1875-1931): Servet-i Fünun romaninin ikinci önemli ismidir. Roman, hikâye ve tiyatro türünde eserleri vardir. Romantik duygulari, hayalleri ve asklari islemistir. Sosyal hayata pek yer vermemistir. Arzu, ihtiras ve ask maceralari temel konularidir. Romanlarinda psikolojik tahlillere önem vermistir. Dili sadedir.
En önemli eseri Eylül?dür. Roman edebiyatimizdaki ilk psikolojik roman olarak bilinir. Konusu yasak asktir. Sahis sayisi azdir. Psikolojik tahliller basarilidir.
Romanlari: Eylül, Ferda-yi Garam, Genç Kiz Kalbi, Define, Son Yildiz, Kan Damlasi.
Hikâyeleri: Son Emel, Bir Askin Tarihi, Üç Hikâye, Hanimlar Arasinda, Menekse.
?Siyah Inciler? ise mensur siirlerinden olusur.
FECR-I ATI EDEBIYATI (1909-1912)
1901?de Servet-i Fünun toplulugu dagildiktan sonra 20 Mart 1909 tarihinde Istanbul?da Servet-i Fünun mecmuasi etrafinda, kendilerine Fecr-i Âtî adini veren yeni bir nesil toplanmistir Kendilerine ?gelecegin isigi anlamina gelen Fecr-i Âti adini veren bu toplulugun sanatçilar 1910 yilinda bir bildiri yayimlayarak kendilerini kamuoyuna tanitirlar. . Bu ayni zamanda edebiyat tarihinde kurulusunu bir bildiri ile baslatan ilk topluluktur (24 Subat 1910, Servet-i Fünun).
Bildirilerinde, edebiyatin ciddiye alinmasi, Bati edebiyatinin daha yakindan tanitilmasi, düsünce ve edebiyat konularinda konferanslar düzenlenmesi gibi amaçlarinin bulundugunu açiklarlar.
Geçmiste kaldigini söyledikleri Servet-i Fünun anlayisini elestirmekle birlikte onlarin da bir adim ötesine gidememislerdir.
. Bunun disinda edebiyatimiza bir yenilik getirememisler bu nedenle de özentici, taklitçi bir topluluk olarak elestirilmislerdir
Baslica Sanatçilari:
Ahmet Hasim, Aka Gündüz (Enis Avni), Ali Canip Yöntem, Yakup Kadri Karaosmanoglu, Mehmet Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Celal Sahir, Faik Ali..
ÖZELLIKLERI
1 - Sanatin saygideger ve sahsi oldugu anlayisini benimserler
2 - Servet-i Fünun?u batili edebiyati tam olarak olusturamamakla suçlarlar. Fakat konu, biçim, dil ve
anlatim yönünden Servet-i Fünunculardan hiçbir farklari yoktur. Onlar, serbest müztezati biraz
daha serbestlestirmisler ve Servet-i Fünuncularin tam kavrayamadigi sembolist siirin güzel
örneklerini veren sairler yetistirmislerdir
3 - Fransiz edebiyatini örnek alirlar.
4 - Dilleri süslü, sanatli, agdali ve agirdir. Ancak Servet-i Fünunculardan daha sade bir dil kullanmis
5 - Ask, ve tabiati konu olarak islemislerdir. Ask genellikle hissi ve romantiktir. Tabiat tasvirleri ise gerçekçi
degil, Hasim?de oldugu gibi sahsîdir.
6 - Kisa ömürlü olan bu topluluk, sembolizm, empresyonizm ve romantizm gibi akimlari eserlerine
uygulamislar,
Avrupaî edebiyat ile Milli edebiyat arasinda bag olusturmuslardir.
7 - Siire herhangi bir yenilik getirmemisler, Servet-i Fünun?un devami olmaktan öteye gidememislerdir.
8 - Aruzla siir yazan Fecr-i Âtî sairlerinin en taninmis ve en orijinali Ahmet Hasim'dir.
Sanat anlayislarinda birlik ve bütünlük olusturamamalari ve 1911?de kurulan Milli edebiyatinda etkisiyle 1912?de dagilmislar, ferdî olarak degisik alanlarda eserler vermislerdir.
MILLI EDEBIYAT DÖNEMI (1911-1923)
Modern Türk Edebiyatini yaratma amaciyla kurulan Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âtî topluluklari büyük hamleler yapmakla beraber ruhta büyük ölçüde Fransiz sanatina bagli, dil ve üslûpta Osmanlicayi sürdüren, millî kimlik ve kisilige ulasamamis bir edebiyat vücuda getirmislerdir.
Osmanli Imparatorlugu?nun dagilisi sirasinda, Türk aydinlarinin büyük bir bölümü, ümmete bagli Osmanliciligin terk edilerek milliyetçiligin benimsenmesinin, memleketin gelecegi için gerekli olduguna inaniyorlardi. Bu inanç sonucunda Türkçülük ve Milliyetçilik akimlari dogmus, her sahada millî kimlik arayislari
Mesrutiyet (1908) 'den sonra memlekette baslayan ve o devirde ?Türkçülük? adi verilen milliyetçilik hareketi, ?edebiyatta millî kaynaklara dönme? düsüncesinin dogmasina yol açmistir. ?Millî kaynaklara dönme? sözüyle ; dilde sadelesme, aruz vezni yerine hece veznini kullanma, yerli hayati yansitma amaçlanmistir.. Bunlari gerçeklestirmeyi ülkü edinen edebiyat akimina ?Millî Edebiyat? adi verilmistir
1911 yilinda Selanik?te çikan ?Genç Kalemler? dergisinde Ömer Seyfettin?in ?Yeni Lisan? adli makalesinin yayimlanmasiyla baslamis, ?Milli Edebiyat? terimi de ilk defa bu dergide kullanilmistir
Ilk temsilcileri: Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntemdir.
ILKELERI
Milli Edebiyat akiminin özellikleri, Cumhuriyet?in ilk on yilinin da bir özeti olmaktadir. Bu çerçeve
içerisinde, Milli Edebiyat akiminin ilkeleri de su sekilde belirtilebilir:
1 - Dilde sadelesme : Dilde sadelesme hareketi 1911 nisaninda Selanik'te Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp tarafindan çikarilan Genç Kalemler dergisinde ?Yeni Lisan? adiyla ileriye sürülmüstür Dilde sadelik, Türkçe karsiligi olan Arapça ve Farsça kelimelerin atilmasi. Yalin (süssüz, sanatsiz, özentisiz) bir dille yazma; Istanbul Türkçesini kullanma konusma dilini yazi dili haline olarak tanimlanmistir. ?Millî edebiyat'in millî lisan'dan dogacagi?ni (Ömer Seyfettin) söylemislerdir.
2 -Halk edebiyati siir biçimlerinden yararlanma ve hece ölçüsünü kullanma : hece ölçüsü kullanma davasi ilkin Mehmet Emin'in 1897 Yunan savasi dolayisiyla yayinladigi ?Türkçe Siirler ? adli kitabi araciligiyla ortaya sürülmüs, Riza Tevfik'in halk siirleri yolundaki kosma ve nefesleriyle desteklenmis ise de, uzun zaman gerçeklesememis; ancak Birinci Dünya Savasi içinde, özellikle 1917'de Servet-i Fünun dergisi tarafindan ?Sairler Dernegi? adiyla toplanan gençler (Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Halit Fahri, Enis Behiç. ) tarafindan benimsenmistir
3 - Bu dönemde aruz vezni de bir yandan sürüp gitmis ve Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal gibi üç kuvvetli sanatçinin elinde varabilecegi gelismenin en yüksek noktasina erismistir.
4 - Yerli hayati yansitma davasi Konu seçiminde yerlilik Konularini hayattan, ülke sartlarindan seçme
Millî kaynaklara yönelme olarak özetlenir. Yalniz birkaç sair (Mehmet Emin, Mehmet Akif, kimi siirleriyle Yahya Kemal, Cumhuriyet devrindeki bazi siirleriyle Faruk Nafiz, v.b.) ve daha çok hikâye ve roman yazarlari tarafindan benimsenmistir
a)Siir alaninda, hece vezninin ilk ürünlerini veren sairlerin (Mehmet Emin'den baska) hemen hepsi bir yandan aruzla yazmislar; bir yandan da, Türkçülük hareketinin ve Ziya Gökalp'in etkisiyle, hece veznine yönelmislerdir. Ne var ki, bunlarin hece vezniyle ortaya koyduklari ürünler, yalniz biçim (dil, vezin, nazim biçimi) kaygisiyla yetinilen, derinligi olmayan, yalinkat manzumelerdir
Gerçek deger tasiyan siirler, aruzun son üç ustasinin ?Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal? kaleminden çikmistir. Bunlardan Mehmet Akif, önce Tevfik Fikret'in uyguladigi ?nazmi nesre yaklastirma? hareketini sürdürüp gelistirmis; Ahmet Hasim ile Yahya Kemal ise, bunun tam tersi bir tutumla, ?siir nesre çevrilme olanagi bulunmayan nazimdir; (...) musiki ile söz arasinda, sözden çok musikiye yakin, ortalama bir dildir? (A.Hasim), ve ?siir, nesirden bambaska bir hüviyettedir : musikiden baska türlü bir musikidir? (Y. Kemal) görüsünü savunmus ve uygulamislardir. Bu üç sair, bir yandan da, Türk siirinde üç ayri akimin temsilcisi olmuslardir : Mehmet Akif, siirde Tevfik Fikret'ten devir aldigi ?Realizm? akimini gelistirmis, ?hayal ile alisverisi olmadigini, her ne demisse görüp de söyledigini, en begendigi meslegin hakikat oldugunu? bildirmis, Fecr-i Âti toplulugundan gelen Ahmet Hasim, Batidan gördügü ?Sembolizm? akimini benimsemis, ?dünyanin sekillerini hayal havuzunun sularinda seyrettigini; onun için, dünyanin taslarini ve bitkilerini renkli bir akis gibi gördügünü? belirtmis; Yahya Kemal de, yine Batida gördügü ?Romantizm? akimini benimsemis ve bu anlayisla, Divan siiri yolunda klasik siir denemelerine girismis; sade dille ve yeni nazim biçimleriyle yazdigi siirlerinde de yine biçim kusursuzluguna, yapmaciksiz ve saglam anlatima önem vermistir ( New klasik sair)
.
b ) Hikâye ve roman alaninda, bir bölümü ?Fecr-i Âti? toplulugundan gelen ?Yakup Kadri, Refik Halit), bir bölümü bu topluluk disinda kalan (Ebubekir Hâzim, Ömer Seyfettin, Halide Edip, v.b.) sanatçilar, aralarindaki sanat anlayisi ve dünya görüsü ayriliklarina ragmen, yerli, hayati yansitma konusunda birlesmis görünürler. Tanzimat ve Edebiyat-i Cedide hikâye ve romanlarinda olaylarin Istanbul sinirlari içinde kapali durmasina karsilik, bu devirde, hikâye ve roman yurdun her kösesine açik tutulmus, her tabakadan halkin yasayisi konu olarak ele alinmistir. Özellikle köy ve tasra hayatini anlatan basarili ilk örnekler (Ebubekir Hâzim: Küçük Pasa; Refik Halit: Memleket Hikâyeleri; Resat Nuri: Çalikusu, v.b.) bu devirde verilmistir. Kimi kitaplarinadlari (Refik Halit: Memleket Hikâyeleri: Ömer Seyfettin: Yalniz Efe - Anadolu romani.) sonradan ?memleket edebiyati? diye adlandirilan bu çigiri açikça belirtir. Ilkin edebiyat disi bir amaçla, ?tasralarin ne halde olduklarini, köylülerin ne yaptigini, ne istedigini, memleketin neye muhtaç oldugunu yerinde görüp incelemek? için ?Tanin Gazetesi?nin Anadolu'ya gönderdigi bir yazarinin Anadolu'daki sehir, kasaba ve köyleri dokuz ay (1909-1910) adim adim dolasarak hazirladigi röportaj niteligindeki gezi notlari (Ahmet Serif: Anadolu'da -Tanin) ve ayni yil içinde ?Anadolu fatihalari? ni dile getirmek amaciyla yazilan, fakat yayinlandigi zaman hiç de ilgi uyandirmadigi halde, Cumhuriyet devrinde dikkati çeken bir roman (Ebubekir Hâzim: Küçük Pasa) ile açilan bu çigir; Refik Halit'in Anadolu sürgününden getirdigi hikâyeler ?Memleket Hikâyeleri? ile genis bir ilgi görmüs; Kurtulus Savasi yillarinda ise Anadolu insaninin çetin alinyazisi üzerine egilme hareketi (Halide Edip: Daga Çikan Kurt, Atesten Gömlek / Yaban, Millî Savas Hikâyeleri) artik zorunlu ve yaygin bir hal almistir
Gözleme dayanan bu yerli hayati yansitma isteginin sonucu olarak, çogu yazalar Realizm (Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Resat Nuri, Memduh Sevket, v.b), hatta kimileri Natüralizm (Bekir Fahri, Selâhattin Enis, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin, kimi romanlariyla Osman Cemal, v.b.) ilkelerini benimsemislerdir
Çogu Fransiz (Yakup Kadri, Refik Halit Resat Nuri, Peyami Sata, Abdülhak Sinasi), kimisi Ingiliz (Hailde Edip), kimisi Rus (Memduh Sevke) edebiyatlarinin etkisi altinda kalan bu devir sanatçilarinin bir bölügü de Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim yolunu sürdürmüslerdir (Ercüment Ekrem, Sermet Muhtar, Osman Cemal, kimi hikâyeleriyle F. Celâlettin
c)Tiyatro alanindaki verim, hikâye ve roman kadar basarili sayilamaz. Gerçi, Mesrutiyetin ilâniyla birlikte birçok tiyatro toplulugu ortaya çikmis; hattâ bir de tiyatro okulu açilip ilk resmî tiyatro (Dârülbedayi-i Osmanî) kurulmus; bunlar eser yetistirmek için pek çok yazar o alanda birtakim denemelere girismis ise de, bunlarin çogu basari çizgisinin çok altindadir. çeviri ve uyarlama arasinda bir tek çevirmenin (Ibnürrefik Ahmet Nuri) uyarlamalari belli bir deger çizgisinin üstüne çikmistir
Bu Dönemin Baslica Sanatçilari
Bilim yolunda: Ziya Gökalp. Fuat Köprülü. v.b
Siir alaninda : (Aruz vezniyle) Mehmet Akif, Ahmet Hasim, Yahya Kemal Beyatli, v.s.
(Hece vezniyle) Mehmet Emin Yurdakul, Riza Tevfik Bölükbasi, Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlibel, v.b.(Bunlardan Ahmet Hasim fikra ve gezi notlari; Yahya Kemal makale; Halit Fahri, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz manzum oyun da yazmislardir.)
Hikaye ve roman alaninda: Ebubekir Hâzim Tepeyran, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adivar, Yakup Kadri Karaosmanoglu, Refik Halit Karay, Ercüment Ekrem Talu, Selâhattin Enis, F. Cemâlettin, Osman Cemal Kaygili, Resat Nuri Güntekin, )
(Bunlardan Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Refik Halit, Resat Nuri, Sermet Muhtar, Mahmut Yesari oyun da yazmislardir. Içlerinde ani yazanlar da vardir: Ebubekir Hâzim, Ömer Seyfettin, Halide Edip, Yakup Kadri, Refik Halit.
Tiyatro alaninda: Musahip-zâde Celâl, Ibnürrefik Ahmet Nuri, v.b
MILLI MÜCADELE DÖNEMI EDEBIYATI
30 Ekim-19l8'de Mondros mütarekesi ile baslayan ve 9 Eylül 1922'de Yunanlilarin Izmir'de denize dökülmesiyle biten bu döneme, Mili Mücadele dönemi; bu dönemde olusan edebiyatimiza da Milli Mücadele dönemi edebiyati diyoruz.
Milli Mücadele Dönemi Edebiyati Atatürk'ün bir kurtarici olarak Türk milletine önderlik ettigi Milli Mücadele dönemi, ayni zamanda yeni Türkiye Cumhuriyetinin de temellerinin atildigi dönemdir.
Bu dönemde esareti kabul etmeyen Türk milleti, yeniden derlenip toparlanarak millî bir Kurtulus Savasi'ni baslatir
.Milli Mücadele dönemi edebiyatini kesin sinirlarla diger dönemlerden ayirmak çok zordur; çünkü toplumsal olaylarin baslangiçlari ile bitisleri kesinlikle sinirlandirilamaz. Bu nedenle Milli' Mücadele dönemi edebiyati, Milli edebiyatin ilkeleri dogrultusunda gelisti, bu dönemin sanatçilari, Cumhuriyet döneminde de o günün kosullari içinde eser vermeye devam ettiler.
a Siir Alaninda:
Edebiyatimizda Cumhuriyet'in ilk yillarinda yazilan siirler, genellikle Kurtulus Savasi'nin coskusu ve heyecani ile ortaya çikmistir. Bu siirler, coskulu ve heyecan unsuru yogun olan siirlerdir.
Milli Mücadele dönemini anlatan siirler yazan sairlere Faruk Nafiz, Kemâleddin Kamu, Mehmet Âkif Ersoy, Fazil Hüsnü Daglarca, Cahit Külebi, Ceyhun Atif Kansu ve Halide Nusret Zorlutuna'yi örnek verebiliriz.
b) Nesir Alaninda
Millî Mücadele dönemi, edebiyatimizda birçok yazar tarafindan islenmistir. Roman, hikâye, tiyatro, deneme, fikra, ani ve hitabet (söylev) gibi bütün mensur türlerde Milli Mücadele dönemini anlatan eserler yazilmistir.
Bu eserlere;Halide Edip Adivar'in "Atesten Gömlek" ve "Vurun Kahpeye", Yakup Kadri Karaosmanoglu'nun "Sadom ve Gomore" ve "Yaban", Refik Halit Karay'in "Çete", Kemal Tahir'in "Yorgun Savasçi", Tarik Bugra'nin "Küçük Aga" adli romanlarini; yine Halide Edip'in "Daga Çikan Kurt", Yakup Kadri'nin "Ergenekon? adli hikâye kitaplarini; Falih Rifki Atay'in "Zeytindag" adli ani kitabini örnek olarak verebiliriz.Kemal Beyatli'nin "Kurdun Disisi ve Yavrulari" makalesi ile Rusen Esref Ünaydin'in Atatürk'le ilgili bir anisini anlattigi "Gazasini Tebrik"
C U M H U R I Y E T D Ö N E M I E D E B I Y A T I
( 1923?1940)
19232?te cumhuriyetin kurulmasiyla baslayip günümüze kadar gelen edebiyattir. Düsmani savas meydanlarinda yenerek bagimsizligina kavusan Türk ulusu tam bagimsiz bir ülke olabilmek için içerde de yeni savaslara yeni mücadelelere baslamistir.
Uzun süren savaslar ve egitim yetersizligi ülkenin geri, ülke insaninin da cahil kalmasina yol açmistir. Cumhuriyetle birlikte teokratik bir yönetimden demokrasiye geçen ülkemizde bir takim sosyal siyasi ve kültürel degismenin sancilari baslamistir
Atatürk ilke ve inkilaplari dogrultusunda yapilan Latin Alfabesine geçis, yeni hukuk sistemi, Türk Dil ve Türk Tarih Kurumunun kurulmasi toplumun aynasi kabul edilen edebiyatta da köklü degisimin olmasina yol açmistir.
CUMHURIYET DÖNEMI TÜRK EDEBIYATININ GENEL ÖZELLIKLERI
1 - Yazi diliyle konusma dili arasindaki fark ortadan kalkmis dildeki sadelesme çabalari
araliksiz olarak sürmüs. ve Istanbul Türkçesi esas alinmaya baslanmistir.
2- Edebiyatimiz bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmis gerçekçi bir anlayis güdülmüstür.
3 - Aruz ölçüsü birakilmistir. Serbest ölçü ve hece ölçüsü kullanilmistir. Yine bu dönemde siirin
biçimce daha da serbestlesmesi saglanmistir.
4 - Edebiyatimiz Istanbul aydinlarinin tekelinden kurtulmaya baslanmistir. Anadolu?dan aydin yetismeye
baslamistir.
5 - Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerlesmistir.
6 -Uluslar arasi düzeyde sanatçi yetismistir.
7 - Siir, roman, hikaye ve tiyatro- deneme gibi türlerde önemli gelismeler olmustur .
8 - Bu dönemden itibaren farkli edebi topluluklar ortaya çikmaya baslamistir.
Bir yandan halk edebiyati öte yandan Bati Edebiyati olmak üzere iki koldan beslenen bu edebiyat iki döneme ayrilir.
1 - 1923?ten 1940 ?a kadar olan dönem ( Ilk Dönem )
2 ? 1940 ?tan günümüze kadar olan dönem (Son Dönem)
I L K D Ö N E M E D E B I Y T I
Bu dönem edebiyatina Milli Mücadele Döneminin kahramanlik ruhu , Atatürk Ilke ve Inkilaplari damgasini vurmustur.
Ayrica birçok sair ve yazarin Milli Edebiyat Döneminde sanata baslayip , Milli Mücadeleyi de yasayarak bu dönemde edebiyat sanatina devam etmesi bu dönem edebiyatinda Milli Edebiyat Akiminin da derin izlerinin olmasini saglamistir
Milli Edebiyatla baslayan Anadolu?ya yönelme bu dönemde hiz kazanmis, misaki milliye sinirlari içerisinde Türkiye milliyetçiligi, batili anlamda çagdaslasma kalkinma Atatürk ve cumhuriyete baglilik sik islenen konular arasinda yer almistir.
ILK DÖNEM EDEBIYATININ GENEL ÖZELLIKLERI
1 , Bütün sair ve yazarlar eserlerinde açik sade halk Türkçesine yer vermistir.
2 - Eserlerde, Anadolu, Anadolu cografyasi, Anadolu?nun sorunlari , halk , millet, geri kalmislik, . . Atatürkçülük ve gelisip çagdaslasma konularina agirlik verilmistir.
3 - Siirde Halk Edebiyatinin konu ve sekil özelliklerine uyulmustur.
4 - Siir, roman, tiyatro ve hikaye türlerine agirlik verilmistir
ILK DÖNEM EDEBIYATINDA SIIR
Milli Mücadele Nesli ile Cumhuriyet döneminde edebiyata baslayan sanatçilar ayni dönemde eser vermeye baslamistirlar .Kurtulus savasinin gündeme getirdigi Anadolu gerçegi bu dönem sairlerinin yüzünü Anadolu?ya çevirmesini saglamis, sairler Anadolu gerçegine egilerek halkin ihmal edilisini geri kalmisligi çagdaslasmayi ve milli degerleri islemislerdir.
Bu yolda ilk adimi Faruk Nafiz Çamlibel : ? Han Duvarlari ? adli siiri ile atmis, ardindan ayni gerçegi isleyen ?Sanat? Siirini yazmistir
Anadolu?ya yönelme bütün sairlerin ortak ülküsü olmakla birlikte, her sair kendi zevki, sanat anlayisi ve dünya görüsüne göre bu konuya yaklasmis; bu da bazi edebî topluluklarin ortaya çikmasini saglamistir
BU DÖNEMDE ORTAYA ÇIKAN TOPLULUKLAR:
1 - Bes Hececiler :
1 - Hecenin bes sairi adiyla da anilan bu sanatçilar milli edebiyat akimindan etkilenmis ve siirlerinde
hece veznini kullanmislardir.
2 - Siirde sade ve özentisiz olmayi ve süsten uzak olmayi tercih etmislerdir.
3 - Bes hececiler siire birinci dünya savasi ve milli mücadele döneminde baslamislardi
4 - Siirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanliklar ve yigitlik gibi temalari islemislerdir.
5 - Hece vezni ile serbest müstezat yazmayi da denediler.
6 - Misra kümelerinde dörtlük esasina bagli kalmadilar yeni yeni biçimler aradilar.
7 - Nesir cümlesini siire aktardilar ve düzyazidaki söz dizimini siirlerde de görülmesi bes hececiler de
çok rastlanan bir özelliktir.
Temsilcileri: Faruk Nafiz Çamlibel, Y. Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhun,
Enis Behiç Koryürek.
II - Memleketçilik: Bes hececilerin devami niteliginde ola bir topluluktur.
Amaci : 1 - Eserlerde Anadolu, Anadolu insaninin sorunlari ve Anadolu cografyasini islemek.
2 - Atatürk ilke ve inkilaplarinin yerlesmesini saglamak.
3 - Ulusal degerlere sahip çikmak
Temsilcileri: F. Nafiz Çamlibel, A . Kutsi Tecer, Kemalettin Kamu, ve Ö. Bedrettin Usakli
III - -Mistik Akim : Batida ? Bergson Felsefesi? olarak bilinen Anadolu?da ilk olarak Ahmet
Yesevi, Mevlânâ ve Yunus Emre?nin baslattigi, dinsel kaynakli, maneviyatçi bir akindir.
Amaci : 1 - Sezgicilikten hareketle insan ruhuna egilerek ruhu irade yoluyla terbiye etmek.
2 - Ahlâki yücelterek ideal insan yetistirmek
3 - Toplumda sevgi , hosgörü yardimlasma ve birligi güçlendirmek.
Temsilcileri :Necip Fazil Kisakürek, A. Hamdi Tanpinar ve Sinasi Hisarli.
IV - Yedi Mesaleciler : Yazilarini ?Mesale? adli dergide yayimlayan ve siirlerini ayni
adi tasiyan kitapta toplamis olan yedi kisilik topluluktur. Cumhuriyet döneminin ilk
resmi toplulugudur.
Amaci : 1 - Siirde canlilik, samimiyet ve sürekli yeniligi esas almislardir.
2 - Sanati ön plana alarak siirde hayal ve söz sanatina çok yer vermek.
3 - Anadolu?yu yurtseverlik anlayisiyla anlatmayi düsünmüslerdir; ancak pek basarili
olamamislardir.
Temsilcileri : Muammer Lütfi Kazanci, Sabri, Esat Siyavusgil, Yasar, Nabi Nayir, Vasfi Mahir
Kocatürk, Cevdet Kudret, Ziya Osman Saba ve Kenan Hulisi Koray?dir
ILK DÖNEM EDEBIYATINDA HIKÂYE ROMAN VE TIYATRO
Yakup Kadri Karaosmanoglu, Halide Edip, Resat Nuri, Refik Halit Karay ....gibi yazarlar, ikinci mesrutiyet döneminde adini duyurmus, bu dönemde olgunluk çaglarini yasamislardir.
Bu dönem eserlerinde gerçekçi bir anlatim ve gözlem dikkati çeker. Duygusalliktan, yapayliktan, ve süsten uzaklasilmis gerçekçi toplumcu bir yol izlenmistir.
Geri kalmislik, batililasma, batil inançlar, batililasmayi yanlis anlama, taklitçilik egitim yetersizligi ve cumhuriyetle gelen yeniliklere yer verilmistir.
Bu konular islenirken bir yandan toplumun içinde bulundugu duruma ayna tutulmus, bir yandan da aksakliklar, yanlisliklar irdelenerek toplumun iyiye, güzele, dogruya yönlendirilip kalkinmasi amaçlanmistir.
Yakup Kadri Karaosmanoglu ? Kiralik Konak ?ta bozulan toplumda idealistlerin yenik düsen ruh halini ve üç kusak ( eski- cumhuriyetçi- bati taklitçisi ) arasindaki çatismalari isler. ?Yaban?da halkla aydin arasindaki kopukluk ve tezatlari, ? Ankara?da ise cumhuriyet rejiminin arayislarini anlatir.
Halide Edip Türk toplumunda kadin ve aile sorunlarina agirlik vererek; ? Vurun Kahpeye ? adli eserinde batil anlayisin kadina bakisini, ?Sinekli Bakkal?da toplumdaki insanî degerleri gözler önüne serer.
Resat Nuri, Anadolu?yu, Anadolu insaninin tutkularini, özlem ve ideallerini islerken; Peyami Safa, ahlâki degerlere önem vermeyen, dejenere olmus insanlarin ruh halini anlatir.
Refik Halit Karay: ? Memleket Hikayeleri? nde Anadolu?nun geri kalmisligini, psikolojik durumunu, ? Gurbet Hikayeleri?nde vatan topraginin önemini ve ona bagliligi vurgular.
Bu dönemde tiyatro da önemli bir atilim yapmis; önce uyarlamalar, sonra yerli eserler yayim alanina girmistir.
Bu eserlerde islenen baslica konular : örf ve adetler, halkin bâtil inançlari, Türk Tarihi Istiklal Savasi,cumhuriyetin temel ilkeleri dogu- bati çatismasi. Ve toplumda bas gösteren yolsuzluklardir.
Faruk Nafiz?in ?Akin? Necip Fazil?in ?Reis Bey ? , ?Tohum?, ?Bir Adam Yaratmak? Necati Cumali?nin ?Nalinlar? ve Turan Oflazoglu?nun ?IV. Murat ? adli eserleri bu dönemin en ünlü yapitlaridir.
SON DÖNEM ( 1940 SONRASI) EDEBIYATI
Cumhuriyetle baslayan yeni edebiyat bu dönemde de devam etmekle birlikte Ikinci Dünya Savasi sonrasinda siyasal ve toplumsal yasamdaki degisme ve gelismelere paralel olarak sanat anlayisimizda köklü degisikliklere yol açmis özellikle edebyatta yeni yeni topluluklarin olusmasini saglamistir.
SON DÖNEM EDEBIYATINDA ORTAYA ÇIKAN TOLULUKLAE
1 ? Garipçiler : ( Birinci Yeniler )
1 1940 yilina kadar gelen bütün siir anlayisina karsi çikan Orhan Veli, Oktay Rifat Horozcu, Melih Cevdet Anday ortaklasa ?Garip? dergisini çikarip bu akimi baslatmislardir Buna ?I. YENI SIIR HAREKETI? adi verildi. Iki savas arasinda yetisip hizla degisen yasamin etkisiyle geçmiste olan her seye karsi olmalariyla tannmislardir.. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatinin belki de bütün Türk edebiyatinin en farkli gurubu olarak edebiyat tarihinde yer almislardir
?Siir halka seslenmelidir? anlayisiyla günlük hayatta olan her seyi siire konu olarak almislardir
ILKELERI:
1 ? Siir süsten sanattan, sairanelikten uzak olmalidir.
2- .Siirde ölçü, kafiye ve nazin birimi gereksizdir.
3 - Siir fikirleri asilamak isin kullanilmamali.
4 ? Siirde günlük konusma dili kullanilmalidir.
5 - Her türlü olay ve kisi siire konu olabilmelidir.
6 - Siirde önemli olan bütün güzelligidir.
II ? Maviciler:
- Atilla Ilhan?in 1955?1956 yillarinda çikardigi derginin adi olan ?MAVI? nin etrafinda toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü Denir Özlü, Tahsin Yücel ve Denitas Ceynun gibi sanatçilari olusturdugu guruptur.
- Garip akimina tepki olarak çikmistir.
- Siirin basit olamayacagini zengin benzetmeli, içli, derin olmasi gerektigini savunmuslardir
- Toplumsal gerçekleri savunmayi benimsemisler
- Serbest siir gelenegini ilerletmislerdir.
11 -IKINCI YENICILER
- 1950?lerde ?Garip? akimina tepki olarak çikmistir.
- Siirin düsürüldügü basitlige son vermek amaciyla ortaya çikmistir.
- Cemal Süreyya, Ilhan Berk, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan, Ülkü Tamer,Sezai KARAKOÇ
bu akimin öncüleridir.
- Sözcüklerin anlami degil söylenisi önemlidir.
- Her sey insanla baslar insanla biter.
- Siirin kendine göre bir dili olmali.
- Siir diger edebi türlerden kesin çizgilerle ayrilmali.
- Önemli olan kelimelerin anlamlari degil, sairin ona yükledigi anlamlardir.
1940?tan Sonraki Türk Edebiyatinda Roman ve Hikayede Sosyal (toplumsal konular Türk demokrasisinde zaman zaman yasanan kesintiler, soygun eskiyalik, aga ? irgat, isçi ? patron çatismalari Sanatçilar arasinda olay ve konulara yaklasim açisindan yine bir gruplasma görülür bBunlar
l) Toplumsal Gerçekçiler:Bu akim ; bir meseleyi, bir derdi ortaya koyarak, topluma faydali olmak istiyordu. Ilk ürünleri, Anadolu köy romanciligidir. Konulari: isçi-irgat hayati,sinif çatismalari,grev-lokavt gibi durumlar, toprak-su kavgalari zaman zaman rejim karsiti konulari islemislerdir...
Önemli Temsilcileri:Kemal Tahir: Konularini cezaevi yasantilarindan , Kurtulus Savasi?ndan, eskiya menkibelerinden aldi. Gerçek bir Anadolu romani olusturdu.
Eserleri: Roman:Yorgun Savasçi,Devlet Ana ...
Orhan Kemal: Hayatina girmis yüzlerce kisinin kader ve direnislerini yazdi. Sürükleyicilik,tabiilik, gerçeklik eserlerinin özelligidir.
Eserleri :Roman: Murtaza, Hanimin Çiftligi...Tiyatro:72.Kogus...
Yasar Kemal: Genellikle Çukurova insaninin hayat savaslarini siirli bir dille yazdi. Tezli romani savunur. Folklor unsurlari ve güçlü doga tasvirleri görülür.
Eserleri: Roman:Ince Memet, Yer Demir Gök Bakir, Teneke...
Fakir Baykurt: Içinde dogup yetistigi köylülerin hayatini yazmistir.
Eserleri: Roman: Yilanlarin Öcü, Tirpan, Kara Ahmet Destani...Hikaye: Can Parasi.
2 Mili ve Manevi degerleri Benimseyenler :Milli ve manevi degerleri, Türk kültürü ve kültür emperyalizmini Türk tahini ve ahlâk çöküntüieri sonucunda ortaya çikan psikolojik sorunlari islemislerdir.
Önemli temsilcileri Peyami Safa Dogu- bati çatismalarini ahlaki çöküsü gelisen dünya karsisinda insanin yalnizligini ,ruhsal bunalimlarini isler
Eserleri Dokuzuncu Hariciye Kogusu , Yalniziz, Matamazel Noralya?nin Koltugu, Mahser, Canan , Sözde Kizlar
Tarik Bugra: Türk Tarihin Tek adamin dengesiz, bazen alayci, bazen acili tedirginligini ele alir.
Eserleri:Roman:Küçük Aga , Ibisin Rüyasi
Ahmet Hamdi Tanpinar : Kültür emperyalizmi karsisinda bozulan toplum ahlakini, milli ve manevi degerleri isler
Eserleri. Huzur ? Bes Sehir Mahmur Beste ? Saatleri Ayarlama Enstitüsü Sahnenin Disindakiler
Cemil Meriç: Umrandan Uygarliga, Kirk Ambar, Hint Edebiyati, Magaradakiler, Bu Ülke, Isik Dogudan Gelir
Ahmet Turan OFLAZOGLU : Kezban _ Allah?in Dedigi Olur - Sokrates Savunuyor ? Kösem Sultan - IV. Murat ? Fatih Bizans Düstü -Elif Ana
3) Bagimsiz Yazarlar:
Halikarnas Balikçisi(Cevdet Sakir Kabaagaçli): Konularini daima Ege ve Akdeniz kiyilarindan çikardi.; balikçilari, sünger avcilarini...isledi.
Eserleri: Hikaye: Merhaba Akdeniz...Roman: Deniz Gurbetçileri.
.Haldun Taner: Gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan hikayeleriyle tanindi. Epik tiyatro türünde eserler verdi
Eserleri: Hikaye: Sishane?ye Yagmur yagiyordu, On Ikiye Bir Var...
Tiyatro:Kesanli Ali Destani, Sersem Kocanin Kurnaz Kocasi......