ESKI YUNAN VE LATIN EDEBIYATI-BATI EDEBIYATINDA AKIMLAR-BATI EDEBIYATI VE EDEBI AKIMLAR-LİSE EDEBİYAT KONU ANLATIMI-BİLGİMCE Eğitim ve Kültür Platformu

BATI EDEBIYATI VE EDEBI AKIMLAR-LİSE EDEBİYAT KONU ANLATIMI-

ESKI YUNAN VE LATIN EDEBIYATI:

Bati edebiyatinin kaynagi Eski Yunan ve Latin edebiyatlaridir. M.Ö.9. yüzyildan M.Ö. 2. yüzyila kadar süren Eski Yunan edebiyatinin ana kaynagi da Homeros?un Ilyada ve Odise destanlaridir.

Eski Yunan edebiyati didaktik türde HESIODOS; lirik türde SAPHO, PINDAROS; fabl türünde AISOPOS gibi sairleri yetistirdikten sonra M.Ö.5. yüzyilda ?altin çagi?ni yasamistir. Bu devrin önemli sanatçilari sunlardir:

 Tragedya?da:   AISKHYLOS (Agamemnon), SOPHOKLES (Kral Oidipus, Elektra), EURIPIDES (Andromak,       Elektra)

 Komedya?da:   ARISTOPHANES, MENANDROS

 Hitabet alaninda: DEMOSTHENES

 Felsefe alaninda:  SOKRATES, EFLATUN, ARISTOTELES

Tarih alaninda:  HERODOTOS

M.Ö. 2.yüzyildan sonra Eski Yunan edebiyati yerini Latin edebiyatina birakir. Latin edebiyati Eski Yunan kültür ve sanatinin etkisinde gelisen bir edebiyattir. Bu dönemin önemli sanatçilari sunlardir:

Tragedya?da:    ENNIUS

Komedya?da:      PLAUTUS, TERENTIUS

Siirde:           HORATIUS (Lirik sair), OVIDIUS (Lirik sair),  VERGILIUS (Destan sairi)

Hitabet alaninda:    ÇIÇERO (Nutuklar)

Felsefe alaninda:     SENECA

Tarih alaninda:   TACITES

Eski Yunan ve Latin edebiyatlarinin mitoloji ile süslenmis ürünlerinde doga güzellikleriyle birlikte ?gerçek insani? buluruz. Bu ürünlerde insanlarin sevgileri, acilari, yigitlikleri, kinleri.....yer alir. Bu sevgiler, yigitlikler, kinler ve acilar da ?yazgilarinda? dönüp dolasarak ?INSANCILIK? (Hümanizm) ve ?ERDEMLI OLMA? düsüncesinde birlesirler.

5. yüzyilda Bati Roma Imparatorlugunun yikilmasindan sonra, Avrupa?da, 11.yüzyila kadar sanat ve kültür alaninda ?öbür dünya? düsüncesinin egemen oldugu ölü bir dönem baslamistir.

11.yüzyildan sonra kilise ve din görüsünü her seyin üstünde tutan , kisinin yasam ve düsünce özgürlügünü kisitlayan, edebiyatta ve sanatta ?öbür dünya? düsüncesini egemen kilan ?ORTA ÇAG? baslar. Bu çagda görülen doga ve dinle ilgili yigitlik öyküleri, halk ozanlarinin ask ve yigitlik konularinda söyledikleri ?BALATLAR? ve ulusal destanlar dönemin baslica edebiyat verimleri arasindadir. Orta çagin büyük ozani Rönesans?in da hazirlayicilarindan olan ve ?Ilahi Komedya? adli eseriyle taninan DANTE?dir.

Bati edebiyatinda yenilesme, bilim ve sanatta ?YENIDEN DOGUS? anlamina gelen ?RÖNESANS?la baslar (14.yüzyilin sonu, 15. ve 16. yüzyillar).

Rönesans?la halk ve devlet iliskileri yeniden düzenlenmis, krallarin ve derebeylerin dine dayali sinirsiz güçleri kirilmis, kisinin insance ve özgür yasama istegi gerçeklesme yoluna girmistir. Böylece uluslar edebiyatla, bu gerçeklere dayanan ?insanca? düsünceleri yayarak, kilise dili olan Latince?nin yerine kendi ulusal dilleri ile güçlü yapitlar ortaya koymaya baslamislardir. Bu dönemin ünlü sanatçilari sunlardir:

            Siirde:                          RONSARD

            Romanda:                    RABELAIS, CERVANTES (Don Kisot)

            Deneme alaninda:         MONTAIGNE, BACON

            Tiyatro alaninda:           SHAKESPEARE [Hamlet, Macbeth, Othello, Kral     Lear, Romeo ve Juliet (Dramlari), Venedik Taciri, Hirçin Kiz, Yanlisliklar             Komedyasi.......(Komedileri)]

Rönesans, 17.yüzyilin ortalarina dogru ?Klasisizm? akiminin dogmasina yol açmis, böylece Bati Edebiyati birbirine tepki olarak ortaya çikan akimlarin etkisinde 20. yüzyila kadar gelisimini sürdürmüstür.

BATI EDEBIYATINDA AKIMLAR

KLASISIZM

17. yüzyilda Fransa?da ortaya çikan bir akimdir. BOILEAU bu akimin kurucusu olarak kabul edilir. Klasikler Eski Yunan ve Latin edebiyatini bilgi ve esin kaynagi olarak benimsemislerdir. Temel olarak su ilkelere dayanir:

Sanat, ?insan tabiatina? önem vermeli ona sevgi ve saygi duymalidir. Klasik bir eser ?akil? ve ?sagduyu?ya dayanmalidir. Eser, ?dil?, ?anlatim? ve ?sekil? de en olguna varmaya çalismalidir.

Klasikler, insanlarin her zaman, her yerde, her toplumda ayni duygu ve düsüncede olduklarini kabul ederler. Onun için eserlerinde degismez tipler yaratirlar. Klasisizmde fiziksel ve sosyal çevre önemli degildir; çünkü bunlar degiskendir.

Bu akimda, sanatta mükemmeli bulmak esastir. Mükemmeli bulmak ise konunun seçilisinde degil, onun ele alinip anlatilisindadir. Onun için anadili en güzel biçimde kullanmak da esas olmalidir. Böylece klasikler günlük konusma dilinden farkli kitabi bir dil kullanmislardir.

Sanatta siki kurallarin bulunmasi ve sanatçilarin bunlara uymasi gerektigine inanan klasikler, ?üç birlik? kuralinin dogmasina neden olmuslardir (Yer, zaman ve eylem birligi)

Eserlerinin kahramanlarini hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler. ?Ahlaka uygunluk? ilkesine siki sikiya baglidirlar.

Yapitlarinin etkileyici olmasini , hosa gitmesini, tarih biliminden ayrilabilmesini ve din disi konulara egilmesini temel ilke olarak kabul etmislerdir.

Edebiyat türü olarak daha çok tiyatroyu, tiyatro türü olarak da trajedi ve komediyi benimsemislerdir.

Baslica temsilcileri:

            Boileau (siir)

            La Fontaine (fabl)

            Racine, Corneille (trajedi)

            Moliere (komedi)

            Madame de La Fayette (roman)

            La Bruyere (karakterleriyle)

            Bossuet (hitabet)

?Klasisizm, geçici ragbeti degil, sürekli ragbeti arar?. Andre Gide.

TÜRK EDEBIYATINDA KLASISIZM

Türk edebiyati Bati?ya açildiginda klasisizm dönemini tamamlamistir. Bu nedenle edebiyatimizda klasisizmin önemli bir etkisi olmamistir.

Sinasi?nin ?Sair Evlenmesi?adli komedisi, La Fontaine?den yaptigi çeviriler ve Ahmet Vefik Pasa?nin Moliere?den çevirileri, bu anlayisin ürünleri olarak siralanabilir.

ROMANTIZM (COSUMCULUK)

1830?lu yillarda klasisizme tepki olarak dogmustur. Victor Hugo?nun ?Hernani? adli oyunuyla bir edebiyat akimi olarak basariya ulasmistir. 1789?da fransiz Ihtilali?yle birlikte derebeylik ve aristokrasi çökmüs; yeni bir yapilanma ortaya çikmistir. Buna bagli olarak romantizm, yeni duygu, düsünce ve idealleri anlatmayi amaçlamis, sanatin ve sanatçinin kurallardan kurtulup özgürlesmesini savunmustur.

Avrupa?da o zamana kadar süregelen Latin ve Yunan hayranlgi yerini Shakespeare, Goethe ve Schiller hayranligina birakmistir.

Klasik ögretinin bütün kurallari yikilmis, Latin ve Yunan edebiyatlari yerine Hristiyanlik mucizeleri, milli efsanler islenmis; konular ya tarihten ya da günlük olaylardan çikarilmistir. Tabiat manzaralarinin, yerli ve yabanci törelerin betimlenmesine genis yer verilmis, insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi birakilarak, insanlar çevrelerinde incelenmis, insanin islâhindan önce toplumun islâhi amaci ön plana alinmistir. Klasik edebiyatin akil ve sagduyuya önem vermesine karsilik, romantizmde hayal ve fanteziye genis yer verilmistir. Yazarlar eserlerinde kisiliklerini gizlememisler, olaylar karsisinda duygu ve görüslerini açikça anlatmislardir. Romantik siirde, doga sevgisi; bireycilik; Ortaçaga, yabanci ülkelere, Dogu?ya hayranlik; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, dogaüstü güçlere, rüyalara, ihtiraslara baglilik dikkat çeker.

Zitliklarin uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayati güzel, çirkin... bütün yönleriyle vermeye çalisirlar.

Klasiklerin önemsedigi din duygusuna genis yer veren romantiklerin kahramanlarinin çogu dindardir.

Din, her seyin gelip geçici oldugunu söyledigi için de kahramanlar , genellikle kuskulu, üzüntülü ve karamsardirlar.

Edebiyat dilindeki kaliplasmis kelimeler yerine, günlük konusma dilini kullanmayi benimseyen romantikler, her siniftan insani da eserlerine konu olarak almislardir.

Genel olanin yerine özeli, tipin yerine gözalici olani seçmislerdir. Ask, ölüm, tabiat en belli basli konular olarak dikkat çeker.

Bu akimda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelismistir.

Baslica temsilcileri:

            Victor Hugo (Sefiller. Notre Dame?in Kamburu, Cromwell, Hernani.......)

            J.Jack Rousseau (Emile, Itiraflar, Toplum Sözlesmesi)

            Goethe (Faust)

            Lamartine (Greziella)

            A. Dumas Pere (Üç Silahsörler, Monte Kristo Kontu)

            A. Dumas Fils (Kamelyali Kadin)yy

            Alfrede de Musset (siirleriyle)

            Schiller (?Haydutlar? adli drami ve denemeleriyle)

            Lord Byron (Don Juan, diger siirleriyle)

            Chateaubrian

            Puskin

            Shakespeare

            Stendhal (Romantizmden realizme geçmistir)

            Balzac (Romantizmden realizme geçmistir)

?Romantizm, aglayan yildiz, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir?.

                                                                                                          Musset

?Romanitzm, varliklarin olduklarindan baska türlü olmadigina, olmayacagina üzülmektir?.

                                                                                                          A. Gide

TÜRK EDEBIYATINDA ROMANTIZM

Tanzimat edebiyati dönemindeki ürünlerin çogunlugu romantik akimin etkisiyle kaleme alinmistir.

            Namik Kemal roman ve tiyatrolariyla

            Ahmet Mithat, ilk romanlariyla

            Recaizade Mahmut Ekrem, siirleriyle

            Abdülhak Hamit, tiyatrolariyla

REALIZM (GERÇEKÇILIK)

19. yüzyilin ikinci yarisinda romantizmin asiri duygusalligina tepki olarak ortaya çikmis bir akimdir.

1857 yilinda Gustave Flaubert?in ?Madame Bovary? adli romaniyla, realizmin, romantizm karsisindaüstünlük sagladigi kabul edilmektedir.

Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine birakir. Konular gerçekten alinir. Yasanan ve gözlenen gerçek bütün çiplakligiyla anlatilir. Bunun saglanmasi için gerektiginde anket gibi bazi sanat disi yöntemlere bile basvurulmustur.

Bu akimda, gerçegin anlatilmasi için kisilerin psikolojileri, onlarin kisiliklerini etkileyen çevrelerinin tanitimi, içinde bulunduklari ortam ayrintilariyla verilir. Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatim biçimi olarak dikkat çeker. Yalnizca yasananin anlatilmasina yönelen gerçekçiler, olaylar ve kisiler karsisinda tarafsiz davranirlar. Eserlerine kendi duygu, düsünce ve yorumlarini katmazlar. Yine, gerçek hayatin anlatilmasi esas oldugu için eserlerinde toplumun siradan insanlarina rastlanir. Eserlerinde daha çok yasamin olagan olaylarina yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alinip islenir.

Gerçekçi yazarlarin okuyucuyu egitme gibi bir amaçlari yoktur. Gözlem, arastirma ve belgelere dayanarak, yasanani nesnel bir sekilde aktarmayi amaçlarlar.

Gerçekçi yazarlar, biçim güzelligine çok önem vermisler, dilde ve anlatimda süsten, özentiden kaçinmislardir.

Baslica temsilcileri:

            Stendhal (Kirmiz ve Siyah, Parma Manastiri)

            Balzac (Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet)

            G. Flaubert (Madame Bovary)

            Lev Tolstoy (Savas ve Baris, Dirilis, Anna Karenina)

            Dostoyevski (Suç ve Ceza)

            A. Çehov (Vanya Dayi, Visne Bahçesi)

            M. Solohov (Ve Durgun Akardi Don)

            E. Hemingway (Çanlar Kimin Için Çaliyor)

            J.Steinbeck (Gazap Üzümleri)

            Herman Melville (Moby Dick)

            Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield)

            Gogol (Müfettis, Ölü Canlar)

            Turganyev (Babalar ve Ogullar)

            M.Gorki (Çocuklugum, Benim Üniversitelerim, Ekmegimi Kazanirken)

 

?Roman dedigin, bir uzun yol üzerinde dolastirilan bir aynadir. Bir bakarsin göklerin maviligini, bir bakarsin yolun irili ufakli çukurlarinda birikmis çamuru görürsün. Sonra da kalkip heybesinde bu aynayi tasiyani ahlaksizlikla mi suçlayacaksiniz? Aynasi çamuru gösteriyor diye aynaya kabahat bulmak olur mu? Böyle çamurlu çukura bulunan yola, daha dogrusu suyun akmasini, kokmasini, çamur çukurlari meydana getirmesini önlemeyen temizlik müfettisine ...?

                                                                                              Henri B.Stendhal

TÜRK EDEBIYATINDA REALIZM

            Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdasi)

            Samipasazade Sezai (Zehra)

            Nabizade Nazim (Kara Bibik)

            Halit Ziya Usakligil (Mai ve Siyah, Ask-i Memnu, Kirik Hayatlar)

            Yakup Kadri Karaosmanoglu (Kiralik Konak, Yaban......)

            Memduh Sevket Esendal (Ayasli ve Kiracilari)

            Reasat Nuri Güntekin (Romanlariyla)

            Refik Halit Karay (Romanlari ve hikayeleriyle)

            Sait Faik Abasiyanik (Roman ve hikayeleriyle)

NATÜRALIZM (DOGALCILIK)

19.yüzyilin sonlarina dogru Fransa?da ortaya çikan natüralizm, bir anlamda realizmin bir üst basamagi (gerçege yaklasmadaki katiligi nedeniyle) olarak düsünülebilir.

Natüralizmi, realizmden ayiran nokta onun deney yöntemine de yer vermesidir. Deney yöntemi, doga olaylarinda ayni nedenler, ayni kosullar altinda ayni sonuçlari dogurur düsüncesidir (Determinizm). Natüralistler bu anlayisin tabiatta oldugu gibi insan yasami için de geçerli oldugunu savunmuslardir.Bu yaklasimla pozitif bilimlerle sanati birlestirmeye çalismislardir. Insanin fizyolojik özellikleri üzerinde durmus; insani irsiyet (soyaçekim) ve genetik özellikleriyle ele almislardir. Ayrica sosyal çevrenin insan üzerinde yaptigi etkileri de derinlemesine arastirmislar, bir anlamda kendilerini bilim adami, toplumu laboratuvar, insani da deneme, inceleme araci olarak ele almislardir.

 

Natüralist yazarlar insani belli kosullarin içinde ele alir, onun duygu ve düsünce dünyasini, yetistigi dogal ve toplumsal çevrenin etkisi dogrultusunda çizerler. Onlarin eserlerinde insan kendi yazgisini biçimlendirici, çevre üzerinde degistirici bir güç tasimaz. Toplumsal nedenleri bir yana birakmislar, yalnizca yasanani ?nesnel? bir biçimde aktarmakla yetinmislerdir. Bu sebeple de onlara ?zabit katipleri? yakistirmasi yapilmistir.

 

Insan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bagli kabul ettikleri için eserlerinde kahramanlarin fiziksel özelliklerini çok ayrintili olarak vermislerdir. Buna bagli olarak da betimleme, dogalci eserlerin en önemli anlatim biçimi olarak dikkat çeker.

 

Realistlerdeki biçim güzelligi, kompozisyon olgunlugu ve üslup kaygisi natüralistlerde yoktur. Ancak natüralistler de halkin kolayca anlayabilecegi açik ve yalin bir dil kullanmislardir.

 

Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren natüralistlerin eserlerine genel olarak bir kötümserlik havasi hakimdir.

 

Baslica temsilcileri:

 

            Emile Zola (Meyhane, Germiznal, Nana, Toprak.....)

            Alphonse Daudet

            Guy de Maupassant

            Goncourt Kardesler

 

?Roman anlatilmis ve tabiattan çikartilmis belgelerle vücuda getirilmelidir. Tarihçiler, mazinin hikayecileri, romancilar da halin hikayecileridir?.

                                                                                  Goncourt Kardesler

 

TÜRK EDEBIYATINDA NATÜRALIZM

 

Bizim edebiayitimizda dogalcilik anlayisina en çok yaklasarak eser veren sanatçi Hüseyin Rahmi Gürpinar?dir. Ancak eserlerinde sosyal elestiriye yer vermesi onu natüralistlerden ayiran önemli bir noktadir.

 

PARNASIZM

Fransa?da siir türünde ortaya çikmis bir akimdir. Siirdeki gerçekçilik diyebilecegimiz parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin siirdeki sentezinden olusmustur. 1886?da ?Parnas? adli derginin yayinlanmasiyla ortaya çikmistir (Parnas: Mitolojide ilham perilerinin yasadigina inanilan efsanevi dagin adi).

Parnasyenler siiri salt biçim olarak görürler. Bu nedenle biçim güzelligini her seyin üstünde tutarlar. Yine ayni nedenlerle ölçü ve uyaga çok önem vermisler, ritmi ön plana çikarmislardir. Sözcüklerin birarada kullanilmasindan dogacak müzigi de siir için gerekli görmüslerdir. Parnasizm, romantizme tepki olarak dogdugu için bu akimda duygunun yerini düsünceler almis, parnasyenler siirde ayrintili ve nesnel betimlemelere yer vermisler, duygusalligi reddetmislerdir.

Siiri, isik, gölge, renk ve çizgilerle saglamayi düsünürler.

?Sanat, sanat içindir? görüsünde olan parnasyenler siirde yarar degil, güzellik ararlar.

Tarihteki mutlu dönemlere duyulan özlem, yabanci ülkelerin manzara ve gelenekleri islenen konulardir.

Parnasyenler Eski Yunan ve Altin mitolojisine büyük hayranlik duyarlar. Dolayisiyla ele alinan bazi konular klasisizmle benzerlikler tasir.

Baslica temsilcileri:

            Th. Gautier

            T.D. Banville

            François Coppee

            J.Maria de Heredia

 

TÜRK EDEBIYATINDA PARNASIZM

 

Bu akimin en belirgin etkileri Tevfik Fikret?te görülür. Kimi yönleriyle Yahya Kemal de bu akimdan izler tasir.

 

SEMBOLIZM (SIMGECILIK)

19.yüzyilin ikinci yarisinda parnasizme tepki olarak ortaya çikmis bir akimdir. Parnasyenler insan duygularina, izlenimlere önem vermiyorlardi Onalr için önemli olan gerçekti, düsüncelerdi.Sembolistler bu anlayisa karsi çikmis, duygusalliga, insanin iç dünyasina yönelmislerdir. Onalra göre somut varliklar, dis dünya ile insanin duyulari arasinda köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dis gerçek ancak insanin algilayis biçimiyle var olur. Yani insan onu nasil algiliyorsa öyle degerlendirilir. Sembolistler, semboller araciligiyla dis çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmislardir.

Siiri sessiz bir sarki olarak tanimlamislar ve müzigi siirin amaci durumuna getirmislerdir. Onlara göre siir düsüncelere degil duygulara seslenmelidir; çünkü siir bir sey anlatmak için yazilmaz.

Siirde anlam kapali olmalidir ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcügün anlam degerinden çok müzikal degeri önemlidir. Anlam kapanikligi ve farkli çagrisimlar yaratabilme amaci, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanilmasina yol açmis, dolayisiyla dil de agirlasmistir.

Gerçeklerden kaçma, hayale siginma, çirkinlikleri hayal yardimiyla güzellestirme, bunlara bagli olarak ortaya çikan karamsarlik, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.

Durgun sular, ay isigi, alacakaranlik, tan agartisi, perdede gezinen gölgeler ve ölüm baslica temalaridir. Lirizm, bu anlayisin en önemli ögesi durumundadir.

Parnasyenlerin genellikle ?sone? nazim biçimini kullanmalarina karsin, sembolistler daha çok serbest nazim biçimlerine yönelmislerdir.

Baslica temsilcileri:

 

            Baudelaire

            Rimbaud

            Mallarme

            Verlaine

            Puskin

 

TÜRK EDEBIYATINDA SEMBOLIZM

 

Bu anlayisin ilk uygulayicisi Cenap Sahabettin?dir. Ancak bu akimin en basarili örneklerini veren sairimiz Ahmet Hasim?dir. Kimi yönleriyle Cahit Sitki Taranci, Ahmet Hamdi Tanpinar gibi sairler de bu akimin izlerini tasirlar.

 

?Sairin dili, düzyazi gibi anlasilmak için degil, ama duyulmak üzere olusmus müzik ile söz arasinda, sözden çok müzige yakin, ortalama bir dildir?.

                                                                       Ahmet Hasim (Piyâle Önsözü)

 

EMPRESYONIZM (IZLENIMCILIK)

 

1890-1910 yillari arasinda Fransa?da gelismis; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini sürdürmüs bir akimdir. Sembolizmle birlikte gerçeküstücülügü (sürrealizm) hazirlayan bir akim niteligindedir.

 

Bu akimda dis dünya ile ilgili gözlemlerin, sanatçinin iç dünyasinda olusan degisik ruhsal durumuna göre yansitilmasi esas alinmistir. Onlara göre duyularimiz dis dünyayi bize oldugu gibi degil, onun gerçek görünüsünü degistirerek ulastirir. Bunun için de bizim anlattiklarimiz dis dünya degil, bu dünyanin hayalimizle bezenmis bizdeki izlenimleridir.

          

            ?Seyreyledim eskâl-i hayâti

            Ben havz-i hayâlin sularinda,

            Bir aks-i mülevvendir onun?çün

            Arzin bana ahcâr ü nebâti?

                                   Ahmet Hasim (Mukaddime)

 

SÜRREALIZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)

20.yüzyilin baslarinda Andre Breton tarafindan Freud?un görüslerine (psikanaliz yöntemi) dayanilarak açilan bir sanat akimidir.

Gerçeküstücülügün bilgi ve esin kaynagi olan Freud?a göre, insanoglunun dis dünyasindan edindigi aliskanliklar, istekler bilinçaltinda toplanir. Bu istekler düs (rüya, yari rüya) durumunda çözülerek ortaya çikar.

Sürrealistler, Freud?un  bu görüsünü edebiyata uygulamislari bir anlamda bilinçaltinin, bilinç alanina olan egemenligini savunmuslardir. Dolayisiyla içinden geldigi gibi yazmak bu akimin en belirgin özelligidir. Akilciligin karsisindadirlar, geleneksel ve biçime dayali inanç ve degerleri düsünceden silmislerdir.

?Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazi ile ya da baska bir yolla, düsüncenin gerçek isleyisini ortaya çikarmak içim  basvurulan, içinden geldigi gibi yazma yöntemidir. Bu, aklin denetimi olmaksizin (rüyada oldugu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygisi disinda düsüncenin yazilisidir?.

                                                                                              Andre Breton

Bu akimin Bati?daki en önemli iki temsilcisi Andre Breton ve Paul Eluard?dir.

Bizim edebiyatimizda Oran Veli Kanik?in kimi siirlerinde bu akimin izleri açikça görülmektedir.